Hizmette 10+ Yıl ve binlerce müşteri memnuniyeti... | %100 doğru kaynak | %100 memnuniyet | %100 mezuniyet | 0.332 350 23 47
0.541 350 23 42
ADL101U-ADALET MESLEK ETİĞİ DERSİNİN 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ

I. ÜNİTE - ETİK: KAVRAMSAL TEMELLER

Not: Etik:Kavramsal Temeller Ünitesi-Kazançlar ve Önemli Kavramlar

Bu üniteyi tamamladıktan sonra;

1. Ahlak ve etik kavramlarını tanımlayabiliriz.

2. Etiğin temel sorunlarını tartışabilecek bilgi ve beceriler kazanabiliriz.

Bilinmesi gereken önemli kavramlar;

Ahlak-Değer-Erdem-Etik-Evrensellik-Faydacılık-Görelilik-Haz-İrade Özgürlüğü-İyi-Mutluluk

Nesnellik-Özgürlük-Öznellik-Pratik Akıl

AHLAK

Ahlakın Konusu

Ahlakın konusu nedir ?

Ahlakın konusu her şeyden önce  insan davranışları olmalıdır. Hayvanların davranışlarını, doğa olaylarını ahlakla bağdaştırmayız.

Bu insan davranışları içerisinde ise eylemler olmalıdır.

Ahlaklı olmak veya ahlaksızlık bir nitelik belirtir. Nesneleri, olayları ya da durumları ahlak çerçevesinde değerlendirmeyiz.

İnsan davranışları içerindeki eylemler ahlakın konusu olabilir. Bu eylemin bilinçli ya da bilinçsiz olması çok önemlidir. Çünkü bilinçsizce yapılan bir eylem kesinlikle ahlaksızlık ya da ahlaklı olmak tanımlamaları içersine giremez. Örneğin bir insanın horlamasını ele alalım.

Yukarıda belirttiğimiz kriterle göre bir insan davranışıdır ve bir eylemdir. Peki bilinçli bir eylem midir ? Elbette hayır. Bu nedenle horlayan bir insanı ahlaksızlıkla nitelendiremeyiz.

Ahlâk Sözcüğünün Kullanımları

Ahlak sözcüğünü tek bir anlamla ifade etmek zordur. Çünkü içinde bulunduğu bağlama göre farklı anlamlara gelebilir. Bu nedenle kullanıldığı durumlara bakacağız.

Ahlaksız : bu sözcükle uyulması gereken davranışlara uymamayı alışkanlık edinmiş kimseleri nitelendiririz. Kötü huyluluk anlamına gelebileceği gibi bir yoksunluğu da ifade edebilir;  ahlak yoksunluğu.

Belirttiğimiz gibi bir yoksunluğun, kötü huylu olmanın ifadesi olan ahlaksızlığın karşı anlamına sahip olan ahlaklı olmak ise bir varsıllığın, iyi huylara sahip olmanın ifadesidir. Bu varsıllık erdeme sahip olmayı ifade eder.

Ahlaklı olmak ya da olmamak (işte bütün mesele bu) kavramlarında bahsettiğimiz uyulması düşünülen kurallar nelerdir ? Bu noktada ahlaka aykırı nitelendirmesi ortaya çıkar. Yani ahlaka aykırı, gayriahlaki bulduğumuz davranışlar uyulması düşünülen kuralların uygulanmadığını ifade eder.

İkinci önemli durum ise insanları ahlaklı ya da ahlaksız olarak nitelendirirken eylem kriterine bakılmasıdır. Yani kişinin bilinçli olarak sergilediği eylem onu ahlaklı ya da ahlaksız yapar. Örneğin konuşmalarına tanık olmadığınız bir kimse yani sizin bulunduğunuz ortamda bir eylemde bulunmamış kimseyi ahlaklı ya da ahlaksız olarak nitelendirmeniz mümkün değildir.

Nitelendireceğiniz kimse öncelikle eylem sahibi olmalı ve bu eylemlerinde erdem barındırmalıdır. Yalan söyleme fırsatına sahip olmayan ya da basit bir doğruyu söyleme eyleminde bulunan bir kimsenin eylemlerinde yola çıkarak ona ahlaklı-dürüst diyebilmeniz mümkün değildir. Çükü yeteri kadar eyleme şahit olmamışsınızdır ve o kişi davranışlarında -her ne kadar doğruyu söylese de- erdem barındırmıyordur.

Ahlak sözcüğü bütüne gönderme yaparken de kullanılır. Örneğin İslam ahlakı derken müslümanların yer aldığı bir tümün ahlakından bahsederiz. Bu tür toplum ya da grupların ahlakından bahsederken edindiğimiz bilgi o toplum ya da grubun davranış kurallarından gelir. Yani ahlak değerlendirmemizin temelinde davranış kuralları yatar.

Bir toplum ya da grubun ahlak değerlendirmesi yapılırken kurallar da gözümüze çarpar. Toplum ya da gruplar uyulması gereken kurallarla beraberdir. Ancak biz değerlendirmemizi yaparken uyulması gerekenden ziyade uyulan kurallara bakarız. Örneğin türk toplumunun uyması gereken kurallar yazılı hukukta ve örf ve adetlerde mevcuttur. Toplumun ahlaklı kurallara sahip olması o toplumu ahlaklı yapmayabilir. Çünkü uyulması gereken ahlaklı kurallarına uymayan bir toplumun ahlakı uyulmakta olan kurallarına göre belirlenir.

Yani ahlaki ve uyulması gereken gerek yazılı gerekse sözlü kurallara sahip bir toplum, o kurallara uymuyorsa ve uyduğu kurallar başkaysa, toplumun ahlak değerlendirmesi yapılırken uyulması gereken kurallarına değil, uyduğu kurallara bakarız.

İşte tüm bu nedenlerle ahlak, kurallar içerir yani normatiftir.

Pratik Akıl ve Ahlaki Düşünüş

Teorik akıl nesneleri izler ve onları karşılaştırır ve onlar üzerinde düşünür, neye inanması gerektiğine karar verir.

Pratik akıl ise ne yapılması gerektiğine karar verir. Amaç ve hedef koyar, proje üretir. Bu nedenle eylemlerimize yön veren pratik akıldır.

Pratik akıl genel olarak iki tür yargıda bulunur; konusuna değer yüklenen değer yargıları ve yapılması gereken eyleme işaret eden yükümlülük yargıları. Bu yargıları frankena'nın tablosunda gösterelim.

 

 

 

Ahlak ve Toplum

Ahlak değer yargıları içeren bir bütündür. İyiye yönelmiştir ve davranış kurallarına sahiptir. Peki bu kuralların kaynağı nedir ? Ahlak kural koyucumuz kimdir ?

Ahlak tamamen bir insan ürünüdür. Baştan sona insanidir. Bu nedenle insan ürünü olan bir kavram toplumdan bağımsız düşünülemez. Her insan girdiği her grupta bir ahlakla tanışır. Dünyaya gelir gelmez ailesinin ahlakı ile tanışan çocuk, okula gittiğinde öğrenci ahlakı ile tanışır. Sokağın kendine has bir ahlakı vardır. Kişiler bu gruplara girdiğinde bu ahlakı hazır bulurlar.

Temelde insandan bağımsız gibi görünse de tamamen insan ürünüdür ancak ait olduğu grupta hazır bir haldedir. Bulunduğumuz gruplarda ve genel olarak toplumda, kuralları reddetsek ya da kabullensek dahi ahlak kurallarını elbirliği ile oluştururuz.

Belirli bir olgunluğa eriştikten sonra içindeki bulunduğumuz grubun ahlak kurallarını reddetmemiz mümkündür. Bu kendi ahlakımızı oluşturmak isteğimizi doğurabilir. Bunun sonucunda ahlakın toplum tarafından değil bireysel alanda insanlar tarafından oluşturulduğu düşünülebilir. Ancak biz tarafından koyulduğunu düşündüğümüz ahlak kuralları bugüne kadar girdiğimiz grupların ahlak kurallarından ne kadar bağımsız olabilir ? Toplumun bilinçaltımıza çocukluğumuzdan beri işlediği kurallardan ne kadar bağımsız olabilir ? Şöyle ki koyduğumuzu düşündüğümüz kurallar bir başka kişiyle bu kurallar üzerinde uzlaşabilmek acaba neyin eseridir ?

Bu sorulara kesin cevaplar veremesek de bireyse ahlak kurallarının var olduğunu düşünsek dahi ahlaki yargılarımızı bilinçlenmeden önce daima toplumdan öğreniyoruz. Ancak bu toplumun öğrettiği ve toplumdan farklı düşünülemeyen ahlak kurallarını uygulamak elbette erdemli yani iyiye yönelme ve isteyerek yapma eğilimiyle olmalıdır ki ahlakilikten bahsedelim. Çünkü yukarıda da bahsettiğimiz gibi ahlaki davranış bilinçli bir davranışın ürünüdür. İşte bu noktada ahlak kurallarının uygulanmasında bireysellikten bahsedebiliriz.

Ahlak ve Etik

Önceki bölümlerimizde ahlak üzerinde durduk. Şimdi ahlak ile eşanlamı gibi kullanılan etik sözcüğüne değineceğiz.

Etik; alışkanlık, töre, gelenek gibi anlamları ifade eder. Ancak yalnızca bunlarla sınırlı değildir.

Alışkanlıkların, törelerin ve geleneklerin aynen uygulanmadan, sorgulanarak ve içselleştirilerek gündelik hayatta uygulanmasının anlamı da etiktir.

Özetlersek; ahlak, eylemlerin doğru ya da yanlış olarak ifade edilmesini mümkün kılarken etik ahlakı konu edinir ve bir derin düşünme faaliyetidir. Genel anlamda etik bir ahlak felsefesidir.

Bu bağlamda etik, gündelik yaşamımızda ahlakın nasıl olabileceği, ahlaki yargılamalarımızın doğruluğu üzerinde, ciddi argümanlarla düşünme faaliyetimizdir.

AHLAKİ SORUMLULUK: ÖZGÜRLÜK, ÖZNELLİK VE GÖRELİLİK

Ahlakın dili normatiftir: yasaklar, izin verir ve buyurur. 'Çalmamalısın' der, 'kullanabilirsin' der ya da 'yardım etmelisin' der. Bu kuralların varlığına inandığımız anda, bu kurallara uymayanları ahlaken yargılamamız söz konusudur. Bu inanç da ahlaki sorumluluğu doğurur.

Bu sorumluluk ise irademizi kullanmakta özgür olduğumuzu ifade eder.

Filozofların irade özgürlüğü sorunu dediği konu üzerinde bir okuma parçamız var;

“Bazı şeyler kesinlikle kontrolünüz dışındadır. Siz doğmadan geçmişte olanlar, içinde yaşadığınız evren -bunlarda hiçbir şekilde size bırakılmış bir şey yoktur. Tıpkı bizatihi sahip olduğunuz pek çok özelliğin de kontrolünüz dışında olduğu gibi –insan olmanız ve dolayısıyla da ölecek olmanız, göz renginiz, etrafınızda olup bitenlerle ilgili inandığınız şeylere neden olan deneyimleriniz, hatta şu anda sahip olduğunuz arzu ve duygularınız.

Fakat bazı şeyler vardır ki, onları kontrol edebilirsiniz. Bunlar, sizin halihazırdaki ve gelecekteki eylemlerinizdir. Önünüzdeki birkaç saati eve gidip kitap okuyarak mı yoksa sinemaya giderek mi geçireceğiniz; bu yıl tatil için nereye gideceğiniz; bir sonraki seçimlerde oy kullanıp kullanmayacağınız ve kullanacaksanız kime oy atacağınız; bir büroda çalışmaya devam mı edeceğiniz yoksa istifa edip yazarlık kariyerinde mi şansınızı deneyeceğiniz -işte bunları kontrol edebilirsiniz. Kontrol edebilirsiniz zira sizin kasıtlı eylemlerinizden oluşur veya kasıtlı eylemlerinize dayanırlar -bu eylemleri yapıp yapmamak size kalmıştır. Normal, akıl sağlığına sahip bir yetişkin olarak nasıl hareket edeceğiniz, doğadaki olayların veya diğer insanların size dayattığı bir şey değildir. Kendi  eylemleriniz söz konusu olduğunda, işin başında siz varsınızdır.

Hangi eylemde bulunacağımızı kontrol ediyor olduğumuz -eylemlerimizin bize kalmışlığı düşüncesi, herkesin paylaştığı bir düşüncedir. Düşünüşümüzün sabit ve temel bir özelliğidir, ve herkes bu düşünceyi kabul edebilir. Ve ayrıca, karşı koyulamaz bir düşüncedir bu. Felsefe yaparken ne kadar şüpheci olursak olalım, gündelik hayata döndüğümüzde, nasıl hareket edeceğimizin bize ait bir mesele olduğunu düşünmeye devam ederiz. Nasıl hareket edeceğimizi kontrol ediyor olduğumuzu düşünmek, kısmen, hayatı oldukça değerli bir şey olarak görmeyi mümkün kılar. Ancak ve ancak eylemlerimizi yönlendirebiliyor ve kontrol edebiliyor olduğumuz müddetçe hayatlarımız gerçekten kendi başarı veya başarısızlığımız olabilir.

 Hayatımız bu şekilde bizim olur; sadece hoşlanılan veya katlanılan değil, bizzat kendimiz için  yönlendirdiğimiz ve yaptığımız bir şey. Veya, biz öyle düşünüyoruz. Eylemlerimizin kontrolü gerçekten de bizde mi? Geçmişte olanlar, evrenin doğası ve hatta inançlarımız ve duygularımız bizim elimizde değilken, nasıl  hareket edeceğimiz gerçekten bize mi kalmıştır? İşte bu, hangi eylemde bulunacağımızı  kontrol edip edemediğimiz ve söz konusu kontrolün mahiyeti sorunu, filozofların irade özgürlüğü sorunu dediği şeydir.”

 

İnsanın iradesini kullanmada özgür olup olmadığı konusuna dair düşünceler vardır. Örneğin belirlenimcilik adı verilen düşünce insan eylemlerini doğal olaylar olarak açıklar. Yani elmanın ağaçtan yere düşmesiyle bir insan eylemi aynı şekilde açıklanabilir.

Diğer yandan öznelcilik adı verilen düşünce bireysel ahlak anlayışına dayanır. İnsanın ahlaki yargılarda özgür olduğunu savunur böylece her bir ahlaki yargının her bir bireye has olduğunu ifade eder.

Özgürlük konusunda temel bir sonuca varacak olursak, evet insan ahlaki değerlendirmelerinde özgürdür ancak bu özgürlüğün sadece kendine has olduğunu unutmaz. Kendisinden başka insanların da ahlaki değerlendirmelerinde özgür olduğunu bilir ve onların özgürlüğünü gözetler.

Bu özgürlük her bireyin ahlaki yargılarında kendine has doğruları olduğunu ifade eder. Yani birey ahlaki yargılarında bulunurken yargıları kendine göre doğrudur. Öte yandan evrenselcilik dediğimiz bir görüş vardır ki o da herkese göre doğru olan ahlaki yargıların varlığından bahseder.

Bu demektir ki, her bireyin kendine has ahlaki yargılamaları olduğu gibi herkes tarafından kabul edilen ahlaki yargılamaların varlığı da mümkündür.

Bir diğer düşünce kültüre göreliliktir. Bu düşünce ahlaki yargıların kültürel temellere dayandığını ifade eder. Bu nedenle farklı kültürel temellerden beslenen ahlaki yargılamaların karşılaştırılması mümkün değildir. Böylece kültürlerarası çatışan ahlaki değerlendirmelerin hepsi birden kabul edilmelidir.

AHLAKİ EYLEMİN GAYESİ: İYİNİN GERÇEKLEŞTİRİLMESİ

Bu bölümde iyiye yönelen ahlaki eylemin 'iyi' sorununu ele alacağız. İlk olarak iyiyi eylemin sonuçlarının, ulaşılacak eylemin iyi olmasının sonucunda ele alan görüşü, sonra ise merkezde iyinin bulunduğu görüşü anlatacağız.

En Yüksek İyi Olarak Mutluluk

İyi nedir ? Felsefe tarihinde bu sorunun cevabı en yüksek iyiyi bulmak için aranmıştır.

İlk görüş insanın gerçekleştirmesi gereken en yüksek iyinin mutluluk olduğudur. Bu görüşe mutlulukçuluk adı verilir. İnsanların en büyük gayesi mutluluğa ulaşmak olmalıdır.

İnsanlar en yüksek iyinin mutluluk olduğuna dair bu görüş üzerinde fikir ayrılığına düşmemişlerdir. Ancak mutluluğa nasıl ulaşılacaktır ?  Temel ayrım burada yaşanır.

İnsanı ne mutlu eder ?

Bu soruya verilen ilk cevap 'haz'dır. Hedonizm adı verilen bu görüşte haz, bedensel hazı ifade eder. Hazcılığın bir türü insana hiçbir şekilde sorumluluk yüklemez, kişiyi zevk düşkünü bir duruma sokar. Niteliksel hazcılık adı verilen diğer tür ise anlık hazlara ulaşmayı hedeflemek yerine insanın bütün ömrü boyunca mutluluğa ulaştıracak uzun vadeli hazların peşindedir. Bedensel hazların ötesinde düşünsel hazlar, örneğin bilgilenmek, sanatsal faaliyetlerde bulunmak, düşünmek hazları ön plandadır.

Bir diğer tür faydacılıktır. İnsanın doğası itibariye haza yaklaşıp acıdan kaçması gerektiğini söyler.  Bu türe göre ahlaki eylem acıyı azaltan hazzı artıran eylemdir.

 

“[a]maçlarla ilgili sorular, başka bir deyişle, hangi şeylerin arzu edilir olduğuna ilişkin sorulardır. Yararcı öğreti, mutluluğun arzu edilir ve hatta bir amaç olarak arzu edilir biricik şey olduğu öğretisidir; bütün diğer şeyler yalnızca söz konusu amacın araçları olarak istenir... [E]ğer insan tarafından gerçekten elde edilecek bir mutluluk yoksa, o ahlâkın veya akılcı davranışın amacı olamaz.”

 

Faydacı tür sadece bedensel hazlar üzerindeki faydasını düşünmez. Biraz önce belirttiğimiz nitelikli hazcılık burada da söz konusudur birey estetik, zihinsel hazlar üzerindeki faydasını da düşünmelidir. Bireyin zihinsel hazlara en yüksek miktarda ulaşması toplumun en yüksek bir şekilde bu hazlara ulaşmasına bağlıdır. Bu nedenle faydacılar kendi faydaları için toplumun faydasını düşünmelidirler.

 

Mutluluk konusunu, Pieper’in değerlendirmeleriyle bitirelim :

• “Mutluluğa ulaşma çabası, her insan eyleminin vazgeçilmez bir uğrağıdır.

• Mutluluğu, doğrudan bir amaç olarak hedefimize koyamayız; mutluluk ancak somut hedefler üzerinden verili bir şey olarak hedeflenebilir ki, bu somut hedeflere ulaşmak bize memnuniyet ve mutluluk vaat eder.

• Mutluluk kendiliğinden ortaya çıkmaz; başarılması (“şansızımın yaver gitmesi”) durumunda anlam dolu bir yaşam sağlayacak bir pratiği fiilen gerçekleştirerek oluşur.

• Anlamlı, başarılmış, “şanslı” ve “mutlu” bir hayatın niteliğini oluşturan mutluluğu, insana ahlâk aracılığıyla veremezsiniz; ahlâkın sunacağı mutluluk değil ortak anlamlar üzerinde ötekilerle uzlaşmadır; mevcut koşullarda ve durumlarda anlamlı olarak kabul edilen amaçlara gerçekten ulaşabilmek için her şeyin yapılması ahlâken istenebilir; hepsi bu.

• Mutluluk, etiğin normatif değil betimleyici bir kavramıdır. İnsan mutluluğa ulaşmaya çalışmamalıdır, ama doğası gereği her zaman ulaşmaya çabalamaktadır. Aslında  insan, her zaman ve her yerde tüm gücüyle iyi davranmaya çalışmalıdır, o kadar; ahlâkî açıdan mutluluğu ancak burada bulur...”

Doğru Eylem Olarak İyi

Kant'ın görüşlerini temek alan bu bölüme göre ahlaki eylemin yöneldiği veya içerdiği iyi eylemin sonuçlarıyla ilgilenmez. iyi olan böyle bir ahlak yasasını özgür iradesiyle koyma ve istemedir. Ahlak akıl sahibi olmakla mümkündür. akıl sahibi bir insanın koyduğu ahlak yasasına bakacak olursak:

“insanın hem kendisi için istemiş ve kendisine koymuş olduğu, eylemlerini ona göre yönlendirdiği bir bireysel ilke, hem de aynı zamanda başkalarının da isteyebileceği ve başkalarının da kendine koymuş oldukları, eylemlerini ona göre yönlendirdikleri bir genel ilke olarak konumlanabilir. Böyle bir yasayı ise, ancak özgür bir insan isteyebilir. Özgürlük, zaten, insanın isteyerek, yani istencini (iradesini) harekete geçirerek kendisine yasa koymasından başka bir şey de değildir. Ahlâk yasası bir “en yüksek iyi” de değildir. “İyi”, ancak böyle bir yasayı isteme ve ona uymada kendini gösterebilir.”

Kant’ın ahlâk yasası, kendi ifadesiyle şu şekilde formüle edilir: “Öyle eyle ki, eyleminin dayandığı ilke, aynı zamanda öbür insanların eylemleri için de bir ilke ve yasa olabilsin!”

AÖF Ücretsiz Ders Özeti Paylaşımları
1
ATA AÖF - KURTARMA ARAÇLARI EĞİTMİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
2
ATA AÖF - AFETLERDE RİSK VE KRİZ YÖNETİMİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
3
ATA AÖF -MESLEK HASTALIKLARI 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
4
ATA AÖF - BİREYLERLE SOSYAL HİZMET 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
5
ATA AÖF - ETİKETLEME VE İŞARETLEME 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
6
ATA AÖF - YÖNETİM BİLİŞİM SİSTEMLERİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
# TÜM ÖZETLERİ LİSTELE
Siz de hemen Ders Özeti sipariş verin, derslerinize kolayca çalışarak mezun olun.

Anadolu Üniversitesi Özet

Atatürk Üniversitesi Özet

Etiketler: ata aöf - ata aöf çıkmış sorular - ata aöf ders özeti - burhan kankaya - burhan kankaya ders özeti


Bu yazı 21.03.2017 tarihinden itibaren 1 kez okundu.




AÖF Çıkmış Sorular (Anadolu Ünv.) AÖF Çıkmış Sorular (Atatürk Ünv.) AÖF Ders Özetleri AÖF Deneme Sınavları AÖF Ders Kitapları Açık Lise Çıkmış Sorular
İletişim Bilgileri Firmamız Hakkında Sipariş ve Kargo Takibi Mesafeli Satış Sözleşmesi Garanti ve İade Şartları Gizlilik Sözleşmesi Ödeme ve Teslimat