Hizmette 10+ Yıl ve binlerce müşteri memnuniyeti... | %100 doğru kaynak | %100 memnuniyet | %100 mezuniyet | 0.332 350 23 47
0.541 350 23 42
EDB107U-YENİ TÜRK EDEBİYATINA GİRİŞ DERSİNİN 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
EDB107U-YENİ TÜRK EDEBİYATINA GİRİŞ DERSİNİN 1. ÜNİTE DERS ÖZETİNE VE DİĞER DERSLERİN DERS ÖZETİNE ULAŞABİLİR, AÖF ÇIKMIŞ SORULARI, AÖF DERS ÖZETLERİNİ VE AÖF YARDIMCI KİTAPLARI ONLİNE SİPARİŞ VEREBİLİRSİNİZ...

1. ÜNİTE - EDEBİYAT, TÜRK EDEBİYATI, YENİ TÜRK EDEBİYATI

EDEBİYATIN TANIMI, SINIRI, ALANI

Edebiyat duygu, düşünce ve hayallerin okuyucuda heyecan, hayranlık ve es­tetik zevk uyandıracak şekilde dil aracılığıyla ifade edilmesi sanatıdır.

Edebiyatın bilim dalı olarak kabul edilmesi zaman zaman tartışılan bir konudur. Wilhelm Dilthey (1833-1911) doğa bilimleri ile ma­nevi bilimler arasındaki temel farkı ilkinin “açıklama”, ikincisinin ise “anlama” ça­bası arasındaki zıtlıkta görür. Edebiyat bir bilim olarak klasik sınıflandırmada naklî bilimlerin bir kolu olan âlet bilimlerine, Dilthey’in tasnifine göre manevi bilimlerden tarih bilimi grubuna, modern sınıflandırmaya göre ise sosyal bilimlere girmektedir.

Edebiyat biliminin gelişmesiyle edebiyatta biçime, tekniğe, konuya göre pek çok sınıflandırmalar yapılmıştır.

Edebiyat söz konusu edildiğinde insanı ifade edebilmesi bakımından evrensel ve dilin millî karakter taşıması bakımından ulusaldır. Milletlerin tarih içerisinde geçirdikleri değişim ve dönüşümlerin onların edebiyatına da yansıması, dönemleri; aynı felsefi veya estetik düşünceye bağlı sa­natçıların bir araya gelmesi de edebî akım, topluluk veya okulları oluşturur. Bu sı­nıflandırmalar sanatçıların kendileri tarafından yapılmış olabileceği gibi, edebiyat bilimcileri tarafından da belir­lenmiş olabilir. Bütün bu sınıflandırmalar edebiyat kavramının dikey (zaman) ve yatay (mekân) boyutunu oluşturur.

EDEBÎ DEĞİŞMELERİN NEDENLERİ VE SONUÇLARI

Edebiyatın oluşmasını ve değişmesini belirleyen etkenin öncelikle İnsanî iletişim ihtiyacı olduğu edebiyatın niteliğini belirleyen bir başka etkenin yazarın ait olduğu milletin medeniyet dairesi olduğu açıktır. Bir milletin tarihindeki önemli olaylarıedebi­yata yansıyarak onu yönlendirir. Coğrafya değiştirmeleri de yeni topluluklarla karşılıklı iletişim içeri­sine girilmesi dolayısıyla edebî değişmeyi belirleyen etkenlerdendir.Bir memleketteki siyasal değişmelerin edebiyat hareketlerini etkiler. Aynı yıllarda doğan yazarların yetişme şartları, edebiyat içi ve dışı etkenlerin etkisiyle benzer bir duyarlılık taşıdıklarıda görülür.Edebiyat hareketlerinin merke­zinde çok defa bir yayın organının bulunması değişmelere etki eden etkenlerdendir. Çevresinde bir etki halkası oluşturan üstat yazarlarda edebiyat tarihinin akışında belirleyicidir.

TÜRK EDEBİYATI

Türk diliyle yazılmış eserlerin oluşturduğu edebiyata Türk edebiyatı denilir.

Türk Edebiyatının Dönemleri

Uzun bir tarihi olan Türk edebi­yatını daha ayrıntılı ve dikkatli incelemek için devirlere ayrılmıştır. Türk edebiyat tarihinin kurucusu Fuat Köprülü Türk edebiyatını, Türklerin medeniyet çevrelerine girişlerine göre sınıflandırmıştır. Buna göre:

  1.  İslâmiyet öncesi Türk edebiyatı
  1. Sözlü edebiyat
  2. Yazılı edebiyat
  1.  İslâmî dönem Türk edebiyatı
  2.  Batı etkisindeki Türk edebiyatı

İslâmiyet öncesi Türk edebiyatı

Bilinen ilk Türkçe şiir M.Ö. 119 yılında Hunların kaybettikleri topraklar için söylenmiş dörtlük şeklindeki bir ağıttır. Bu dönemin eserlerinin büyük bir kısmı sözlü edebiyata ait destan, koşug, sagu, sav adı verilen ürünlere dayanmaktadır. Destanlar, edebiyatın başlangıç devresi kabul edilirler. Koşuklar ise günümüz edebiyatındaki lirik ürünlerin ilk örnekleridir. Sagu, ağıt-mersiye türündeki eserlerdir. Savlar, atasözü ve deyimleri ifade eder.

Oğuz Ka­ğan destanındakine benzer kahramanlara, ilk yazılı belge olan Orhun Yazıtlarında rastlanır.

İlk Türk şairlerine “şaman, baksı, ozan ve oyun” denilmekteydi. Bunlar şiir­lerini kopuz eşliğinde söylerlerdi. İlk şiirlerin dize başlarında bu­gün aliterasyon denilen ses benzerliğinin gözetilmesi dikkat çekicidir. Bu ilk dö­nem şiirleri dinî kaynaklı ürünler olarak ortaya çıkmıştır.

Edebiyatımızda kitabe türünün ilk örnekleri M.Ö. 4. yüz­yılda yazılmış Tiyanşan Yazıtları olduğu belirtilmekte, Hun hakanı Mete’nin M.Ö. 2. yüzyılda yazdığı bir mektubundan söz edilmektedir. Yenisey’deki yazıt­ların ise M.S. 5. yüzyıla ait olduğu ileri sürülmektedir. Orhun Yazıtları’nın ilki 720 tarihlidir. Bu kitabelerde bir destan ifadesi görülür. Orhun Yazıtlarındaki şi­irler 4+3’lük hece vezniyle yazılmıştır. Bu kitabelerde adı geçen Yolluğ Tigin ilk Türk şairi kabul edilmektedir.

Uygur Türklerinin Manihaizm’i kabul etmesiyle Sogd yazısı kullanılmaya baş­lanmış, Manihaizm’e ait metinler bu yazıyla yazılmıştır. Turfan kazılarında Mani di­niyle ilgili Türkçe ilahiler, efsaneler, Mani kozmogonisine ait metinler bulunmuş­tur. Uygur dönemine ait Tanrı’yı öven ilahilerden birinde Aprınçur Tigin isimli bir şaire rastlanmaktadır. Aslı Sanskritçe olup Çinceden Türkçeye aktarılan Altun Yaruk ve Sekiz Yükmek ise Budizmle ilgili kısmen edebî metinlerdir. Ayrıca Kalyanam Kara-Papam Kara hikâyesi ile eski Turfan şarkıları da Uygurlardan kalan eserler arasındadır.

İslâmî dönem Türk edebiyatı (10-19 yy)

Bu dö­nemin ilk önemli eseri Karahanlılar zamanında Yusuf Has Hacip tarafından yazı­lan Aruz vezniyle ve mesnevi formunda yazılmış Kutadgu Bilig’dir.Eser, için­de dörtlük, kaside gibi formlardan örnekler de bulundurur. Türk devlet geleneğini ve sosyal yaşayışını anlatır. 11. yüzyılda yazılan Divanu Lügâti’t-Türk, Türk kültür ve dilinin kaybolması endişesiyle Kâşgarlı Mahmut tarafından hazırlanan büyük bir sözlük ve derlemedir. 12. yüzyılda yazılan Atabetü’l-Hakayık ise dinî bilgilerin yanı sıra Türkçenin gelişmesiyle ilgili birçok bilgiyi içerir 12. yüzyılda Ahmet Yesevî’nin Divan-ı Hik­meti edebiyatımızda yeni bir çığır açarak 13. yüzyıldan itibaren Anadolu’da oluşan Türk edebiyatının tasavvuf kolunun öncüsü olmuştur.

Şiirin ağırlıklı olduğu bu dönem edebiyatı:

  1.  Halk edebiyatı,
  2.  Tekke (Tasavvuf) edebiyatı,
  3.  Divan edebiyatı

Tekkelerde dinî-tasavvufî bilgilerin öğretilmesi amacıyla gelişen şiir çizgisine tekke şiiri denir. Bu edebiyat şekil bakımından hem halk edebiyatı formlarını hem de divan şiiri formlarını kullanır. İçerikte tasavvufî kavram­lar genellikle vahdet-i vücut anlayışı ele alınır.

Divan edebiyatı adıyla anılan edebiyat kolu ise kendi­ne özgü bir sanat anlayışı, sanatlı bir dili, İslâm dini ve tasavvufa dayalı bir düşünce örgüsü bulunan şekilci, kuralcı ve idealist bir edebiyattır. Arap ve özellikle Fars edebiyatlarının etkisiyle aruz vezni ve mazmûnların kullanılması bu ede­biyatın ayırıcı özelliğidir.Şeyhî, Hoca Dehhanî ile başlayan bu edebiyatın ilk örneklerini Âşık Paşa ve Ahmet Paşa verir. Şeyhî’ nin Harnâme isimli eseri ilk manzum hiciv örnek­lerindendir. Divan şiiri klasik dönemini Hayalî, Necatî ve Bakî ile idrak eder.Bakî’nin çağdaşı olan Fuzulî lirizmde, Nef’î pervasızlığı ve hicivleriy­le, Nabî düşündürücü gazelleriyle, Nedim romantik tutumu ve uçarılığı ile Şeyh Galip ise sembollere dayalı anlatımı ve üstün hayal gücü ile eski şiirin zirveleri arasında sayılırlar.Nesir alanında Evliya Çelebi, Kâtip Çele­bi ve Nâimâ ilk akla gelen yazarlardır. Eski nesrin dili, fikri anlatmak amacını geri plana atarak sanatlı ve süslü bir üsluba yönelmiştir.Divan edebiyatı 18. yüzyılda Şeyh Galip’le son zirvesine ulaştıktan sonra yıpranmaya başlamıştır.

 

 

YENİ TURK EDEBİYATI

Yeni Türk edebiyatı, Tanzimat’ın ilan edilmesinden sonra (1839) başlayan Batılılaşma sürecinde geliştirilen son yüz elli yıllık edebî hareketlerin genel adıdır. Bu dönemin İbrahim Şinasi’nin (1826-1871) edebî faaliyetleri ile başladığı kabul edilir.

Yeni Türk Edebiyatını Hazırlayan Sosyal-Tarihsel-Kültürel Zemin

Türkiye’de Batılılaşmanın resmî olarak 3 Kasım 1839 tarihinde ilan edilen ve okun­duğu yere bakarak adı Gülhane Hatt-ı Hümâyûnu da denilen Tanzimat Fermanı’yla başladığı kabul edilir. l699’da imza­lanan Karlofça antlaşması ile gerilemeye çareler arama çabala­rı aynı zamanda Batılılaşma hareketlerinin de başlangıcı olarak görülmektedir.Bu yolda ilk örneklerden birisi I. Mahmut zamanında açılan Hendesehane(1731)’dir. Bu kurum kısa zamanda ka­panır. Daha sonra 1776’te Fransızların yardımıyla denizcilik alanında eğitim ver­mek üzere Mühendishane-i Bahr-ı Hümayun kurulur. 3. Selim, Yeniçeri Ocağı’ndan farklı olarak Nizam-ı Cedit adıyla yeni bir ordu kurulmasına girişti. Daha sonra Mühendishane-i Berrî-i Hümayun (1795) adlı kurumu kurarak yeni ordunun ihtiyaçlarını karşılayacak eleman yetiştirilmesini planladı. Hekim ihtiyacını karşılamak için Tıphane’yi kurdu (1806). Bütün bu girişimler Kabakçı İsyanı ile padişahın hayatına mal olmuş ise de onu izleyen II. Mahmut, Abdülmecid, Abdülaziz ve II. Abdülhamit dönemlerinde yenilikler devam edildi. Yeniçeri Ocağı tamamen kaldı­rıldı. yerine yeni bir ordu kuruldu (1826).

Siyasi alanda ise Batıya elçi gönderme işi III. Selim’den sonra II. Mahmut tara­fından da genişletilerek sürdürüldü. Elçilik görevinde bulunanlar gittikleri ül­kelerdeki yenilikleri başkente aktararak yenileşme sürecine katkıda bulundular. II. Mahmut Fransa modelinde bir hükümet sistemi oluşturdu. Çeşitli bakanlıklar ve yeni meclis ve kurumlar kuruldu, yasalar çıkarıl­dı. Hukuk devletine doğru ciddi adımlar atıldı.1831’de ilk nüfus sayımı yapıldı. 1834’de posta teşkilatı kuruldu. Önce ordunun yeni bir kıyafet giymesi kararlaştırıldı, sonra bu uygulama sivilleri de kapsayacak biçimde genişletildi.Kurulan yeni okullar ve Tercüme Odası Fransızcanın yay­gınlaşmasını sağladı. Yurt dışına öğrenci gönderilmeye başlandı. İstanbul’da ilköğ­retim zorunluluğu getirildi ve orta dereceli okullar açılması kararlaştırıldı. Devlet kendisi için gereken personeli medrese dışındaki okullarda yetiştirmeyi planladı. Bu kararların uygulanması 2. Mahmut’un yeniliklerinden birisi ilk gazete olan Takvim-i Vekayi’nin çı­karılması olmuştur(1831). Resmî nitelikli bu gazete aynı zamanda Batı’daki gelişmelerden, teknolojik yeniliklerden haber vermesiyle ve bizzat padişah tarafından istenilen yazı dilinin anlaşılır olması talimatıyla yetişen kuşaklar üzerinde dolaylı da olsa bir etki yapmıştır.

Bütün bu çabaların ilk ve belirgin meyvesi II. Mahmut zamanında düşünülmüş olan Tanzimat Fermam’nın ilan edilmesi olmuştur (3 Kasım 1839). Bu ferman Türklerin başka bir me­deniyet dairesine girişinin ve onun değerlerinin devletin resmî politikası olarak ka­bulünün ilanıdır.

Tanzimat siyasi olarak, ilan edildiği tarihten II. Meşrutiyet’e (1908) kadar devam eden yenileşme sürecinin adı­dır. Bu fermanla padişah kendi yetkilerini bizzat kendisi sınırlandırmış. Devlet ile fert arasındaki ilişkilerin düzenlenmesi, ka­nun karşısında herkesin haklarının korumaya alınmış olması, askerlik ve vergi konularında yeni dü­zenlemelerin yapılması Ferman’ın özünü teşkil eder. Bu fermanı hemen arkasın­dan Islahat Fermanı (1856) izler.

II. Mahmut zamanında kurulan bazı meclisler yeniden yapılandırıldı. Ceza ve ticaret kanunları çıkarıldı. 1864’te ülke coğrafyasının idarî yapısını düzenleyen Vilayet Kanunnamesi ile Osmanlı devleti vilayet-sancak-kaza-karye birimlerinden oluşan ye­ni bir idarî yapıya kavuştu. Bu birimlerin her birisinde meclisler oluşturuldu. Bu dö­nemde vilayetlerde birer matbaanın kurulması ve gazete çıkarılmasının kararlaştırıl­ması, vilayet yıllıklarının hazırlanması önemli olaylardır.Vergi sistemi büyük ölçüde değiştirildi ve 1841 de ilk kâğıt para “kaime” piyasaya sürül­dü. Kaime 1844’te kaldırıldı. Bu dönem­de bankalar kurulmaya başlandı.

Tanzimat Döneminin ekonomik alanda başarılı olduğu söylenemez. Kısa zaman içerisinde devlet Fransa ve İngiltere’ye borçlanmaya başladı. Verdikleri paraları alabilmek için borç veren devletler İstanbul’da Düyûn-ı Umumiye adıyla bir ku­rum oluşturdular.

II. Mahmut tarafından Asakir-i Mansure-i Muhammediye adıyla kurulan ordunun adı da Asakir-i Nizamiye-i Şahane’ye çevrilmiştir. Şehirlerde belediyeler ve telgraf ida­resi kurulmuş, posta teşkilatı yeniden düzenlenmiş ve ilk defa demiryolları yapıl­maya başlanmıştır.

Meclis-i Maarif-i Umumiye adlı kurum Maarif Nezareti’ne dönüştürülerek ilk eğitim bakanlığı, Kız öğrenciler için rüştiye(1858), Yönetici yetiştirmek üzere Mekteb-i Mülkiye(1859), lise ayarı okullar olarak idadîler(1873), Robert Kolej, Mekteb-i Sultanî (Galatasaray) ve Darüşşafaka isimli özel okullar, Öğretmen yetiştirmek üzere Darülmuallimîn (1868) ve kadın öğretmen yetiştirmek üzere Darülmuallimât (1870), 1863’te Darulfünûn (üniversite) açılmıştır.Üniversiteye ders kitapları hazırlamak maksadıyla Encümen-i Dâniş kurulur.

Takvim-i Vekayî’den sonra yarı resmî Ceride-i Havadis (1840), ilk Türkçe özel gazete olarak Tercüman-ı Ahval(Agâh Efendi ve Şinasi tarafından, 1860) yayına başlar. Burada ilk edebî tefrika olarak teknik bakımdan oldukça başarılı bir örnek olan Şair Evlenmesi piyesi yayımlanır. Bu dönem edebiyatçıları yazıları­nı gazetelerde yayımlarlar. Bu dönemin önde gelen yazarları aynı zamanda gazetecidirler. Münif Paşa’nm çıkardığı Mecmua-i Fünûn (1862) ilk dergidir.

Bütün bu gelişmelerin kesin bir kopuş niteliği taşıdığını düşünmek doğru olmaz. Yeni okulların yanında eski eğitim kurumları med­reselerin devamı, Osmanlı toplumunda bir ikiliğin doğmasına da zemin hazırlamıştır.

Öncülüğünü Ali Suavi, Namık Kemal, Ziya Paşa, Mithat Paşa’nın yaptığı Genç Osmanlılar adıyla anılan gizli örgüt bir anayasa yapılıp, parlamenter rejime geçilmesini istiyordu. Bunun için önce Abdülaziz’i indirip yeri­ne V. Murat’ı ardından padişahlığa getirmek için anlaştıkları Abdülhamit önce anayasayı ilan etti (1876), parlamentoyu açarak meşruti bir yönetime geçti (1877). 93 Harbi başlaması üzerine meclisi kapattı (1878).

II. Abdülhamit yönetiminin aydınlar üzerindeki sıkı baskı ve sansürüyüzünden düşünce ve edebiyat hayatını etkiler. II. Abdülhamit yönetimiyle mücadele ve yeniden parlamentoyu açtırma amacıyla İttihat ve Terakki Cemiyeti kuruldu 1889

II. Meşrutiyet’in ilanı, Balkanlarda çıkan ayaklan­ma ve kopuşlar, I. Dünya Savaşı düşünce ve sanatta çok çeşitli akım ve faali­yetlerin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük ve Batı­cılık gibi anlayışlar bu dönem siyasal ve edebî kültürünün en önemli unsurlarının başında gelmekteydi.

Bu dönemde edebî faaliyetler aynı zamanda Cumhuriyet dönemi edebiyat ve düşüncesini hazırlayan bir nitelik taşımaktadır.

Yeni Türk Edebiyatında Adlandırma Sorunları ve Dönemleri

Tanzimat’ın uygulanmaya başlanmasından yaklaşık yirmi se­ne sonra yeni dönemin edebî faaliyetleri başlamıştır. Son yüz elli yılda ad olarak kullanılanYeni Türk edebiyatı daha çok akademi çevrelerinin kullanır ve Divan edebiyatını “eski" kabul etmekten yola çıkar eski edebiyat ile yeni edebiyat arasında tam bir kopuştan söz etmek yerine bir dönüşüm yaşandığını düşünmek daha uygun olacaktır.Bu dönem edebiyatı zaman zaman Edebiyat-ı Ce­dide (sonradan Servet-i Fünûn Edebiyatı için), Batılılaşma dönemi, Avrupaî, Garbî,Teceddüt devri, Yakın Çağ, Çağdaş, Modern, Muasır gibi adlarla da anılmıştır. Ayrıca bu dönemin içerisindeki pek çok edebî faaliyetin adlandırılmasında da bilim adamları ve edebiyatçılar arasında görüş birliği sağlanamamıştır. Yeni Türk edebiyatının ilk devresini teşkil eden yazarlar kuşağının (Şinasi-Ziya Paşa-Namık Kemal) oluşturduğu edebiyat için “Tanzimat Dönemi” diyenler olduğu gibi birçok sebepten doğru bir adlandırma olmadığını ileri sürenler de olmuştur. Aşağı yukarı genel bir kabul görmüş bulunan şu başlıklar yeni Türk edebiyatının ana hatlarını vermektedir:

  1.  Tanzimat Edebiyatı (Yenileşme Dönemi) Edebiyatı (1859-1896)
    1.  Tanzimat’ın (Yenileşmenin) Birinci Kuşağı (1859-1876)
    2.  Tanzimat’ın (Yenileşmenin) İkinci Kuşağı (1876-1896)
    3.  Ara Nesil
  2.  Servet-i Fünûn topluluğu (1896-1901)
    1. Servet-i Fünûn’u Devam Ettirenler: Fecr-i Âtî (1909-1912)
  3. Millî Edebiyat (1911-1923)
    1.  Millî Edebiyatın Devam Ettiği Yıllarda Görülen Öteki Edebî Etkinlikler
  4. Cumhuriyet Dönemi (1923- )
    1.  Atatürk Dönemi (1940’a kadar)
    2.  Çağdaş Türk Edebiyatı (1940’tan sonra)

On dokuzuncu yüzyıl Türk edebiyatı klasik edebiyatın kendisini yenileme gü­cünü yitirdiği ve yeni arayışların edebiyatımızda ilgi çektiği bir dönemdir. Tanzi­mat (Yenileşme) Döneminin edebiyatı hakkında sosyal ve politik fikirler dev­ri nitelemesi yapılır. Yazarlar edebiyatı toplumu aydınlatacak bir araç olarak görüyorlardı. hep­sinin gazeteci olması ve aynı zamanda Ziya Paşa ile Namık Kemal’in politik bir mü­cadelenin içerisinde bulunmaları sanatlarını da etkilemiştir. İki noktada edebiyatın niteliğini de­ğiştirmişlerdir. Birincisi edebiyatın topluma yönelmesi dilin sadeleşmesi; ikincisi ise felsefî, sosyal veya politikkavramların eski şiirdeki mazmûnun yerini almasıyla içerik değişmesidir. Bunlar edebiyatın işlevinin eskiden olduğundan farklı olarak güzellik yerine fayda anlayışına dayanması sonucunu doğurmuştur. Bunun­la birlikte biçim bakımından bu dönem şiirinin divan şiirinden büyük bir farklılık göstermediği görülüyor.Yenileşme döneminin ikici kuşak sanatçıları, toplum için sanat anlayışıyerine edebiyatta güzellik prensibini esas al­mışlardır. Recâizâde Mahmut Ekrem (1847-1914), teorik çalışmalarıyla kendisinden sonraki kuşakları etkilemiştir. Ona göre sanatın gayesi güzelliktir ve güzel olan her şey şiirin konusu olabilir. Güzelliğin kaynağı ise tabiat ve insandadır. Böylece Romantik akımını Türk edebi­yatına getirmiştir. Biçime önem verir, şiirin dilinin kendi­ne özgü olduğunu savunur.Şiirin vezinli ve kafiyeli yazılmak zorunda olmadığı şeklindeki görüşü ile Ser­vet-i Fünûn şairlerinde etkiler, böylece “mensur şiir” anlayışına yol açar. Servet-i Fünûn topluluğunun oluşmasında katıldığı kafiyenin göz için de­ğil, kulak için oluşu tartışması etkili olur. Recaizade, vezin içerik uyumuna önem verir.Bu Servet-i Fünûn şairlerine yol gös­termiştir. Teorik görüşlerini uygulamada pek başarılı olmaz.  şa­ir, aşk, kadın, tabiat ve ölüm konularını şiire sokar.

Abdülhak Hamit Batı şiirinin bütün özellik­leri şiirlerinde uygulamaya çalışmıştır. Hamit’in şiirlerinde aşk, tabiat ve ölüm temalarıEkrem gibi yalnızca kişisel ve duygusal öl­çekte değil metafizik boyutuyla da ele alır. Eşi Fatma Hanım’ın ölümü üzerine yazdığı Makber Türk edebiyatında ölüm şiirleri arasında ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Ancak şairin disiplinsiz ve tutarsız yazma alışkanlığı onun bir te­zatlar şairi yapmış, şiirlerinde en güzel söyleyişlerle sıradan söyleyişlerin bir arada bulunmasına yol açmıştır.

Muallim Naci, yeni tarzda yazdığı şiirlerde kullandığı sade dildikkati çeker. Ömer’in Çocukluğu adlı otobiyografik eseri Türk ede­biyatının klasiklerindedir.

İkinci kuşak şairler Batı tarzı şiir biçimlerini uygular, şiirin konularını genişletirler. Eserleri yenileşme döneminde ileri bir aşamasıdır.

Yeni Türk edebiyatını oluşturan belli başlı dönemler nelerdir?

Edebiyatımızda ilk roman Şemsettin Sami’nin Taaşşıık-t Ta­lat ve Fitnat.Roman türün yerleşmesini sağlayansaAhmet Mithat Efendi halk için halkın dili ve duyuşuyla yazarak edebiyatımızda popüler roman olayını başlatmıştır. Dönemin hikâ­ye ve romanları romantizmin etkisi altında yazılır. Realist-natüralist anlayışın ilk örneği Nabizâde Nazım’ın Karabibik (1890) adlı eseridir. İlk tarihî ro­man Namık Kemal’in yazdığıCezmi’dir (1891). Ayrıca Samipaşazâde Sezai’nin Sergüzeşt’i, Recaizade Ekrem’in Araba Sevdası ve Mizancı Mu­rat’ın Turfanda mı Yoksa Turfa mı adlı romanlar önemli örnekleri arasındadır.

Tanzimat edebiyatında ro­mantik ve popüler edebiyat ürünü veren ikinci sınıf yazar ve şairler vardı. Tanzimat edebiyatının ikinci kuşağı ile Servet-i Fünûn topluluğu arasında faaliyet gösteren ara nesil şunlardır: Menemenlizâde Mehmet Tahir, Mehmet Celâl, Nigâr hanım, Mustafa Reşit, Fatma Aliye Hanım,Müstecabizâde İsmet.

Önceleri daha çok bilimsel dergi olan Servet-i Fünûn dergisi, Recâizade Ekrem’in girişimiyle Tevfik Fikret yönetiminde edebiyat dergisi haline gelmiş ve Batı edebiyatını amaçlayan yazarlar toplanmıştır. Bu toplulu­ğa Edebiyat-ı Cedide dendiği gibi derginin adıyla da anılmışlardır şiirdeki önemli temsilcileri. Tevfik Fikret, Cenap Şehabettin, Hüseyin Siret, Hüseyin Suat, Ali Ekrem, Süleyman Nazif, Faik Âli ve Celal Sahir’dir. Romanda Halit Ziya, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit, Ahmet Hikmet, Safveti Ziya başlıca temsilcilerdir.

Tanzimat/Yenileşme döneminde şiirde eski ve yeni nazım biçimleri beraber kullanılırken Servet-i Fünûn’da tamamıyla yeni ve Batı tarzı biçim­lere yönelmişlerdir. Sone gibi Fransız şiirinden alınan nazım biçimleri gibi eski edebiyattaki müstezatı değiştirerek serbest müstezat adıyla yeni serbest nazım oluşturmuşlardır. Ayrıca vezin-konu bütünlüğü arayışında Fransız şii­rinde de divan edebiyatında da olmayan yeni biçimler denendi. Şiirin konuları ala­bildiğine genişletildi. Dönemin şartları şairlerin psikolojik özellikleri duygusal konuları işlemeye, karamsar bir hayalciliğe yöneltti. Fransız edebiyatının romantizm, sembolizm gibi akımlarını izlediler. Aruza ve şiir dilinin konuşma dilinden ayrı özel bir söz varlığına sahip olması anlayışına bağlı kaldılar.

Servet-i Fünûn’unun roman türündeki en başarılı temsilcisi Halit Ziya’nın En önemli romanlarından Aşk-ı Memnû (1900) Türk aile hayatında­ki çözülmeyi, Mai ve Siyah (1897) kendi kuşağını hayal ve gerçek arasındaki sıkışmışlığı anlatır. Mehmet Rauf’un Eylülü (1901) ise en başarılı psikolojik Türk ro­manlardandır. Servet-i Fünûn romanı teknik özellikler bakımından önceki kuşaklara göre ileri bir seviyede bulunsa da dil bakımından bir geriye gidiş söz konusudur.

Bu dönemde yazan Hüseyin Rahmi romanlarında Ahmet Mithat üslubunu geliştirip sürdürerek kendi mizahi di­lini bulmuş ve Türk edebiyatının ilk büyük natüralist yazarı olarak anılmış, Rıza Tevfik tekke ve halk şiiriyle nefesler söylemiş, Mehmet Emin hece vezniyle hama­si şiirleriyle yeni bir çığır açmıştır. Mehmet Âkif ise aruz vezniyle realist ve toplumcu bir şiir kurmuştur.

Servet-i Fünûn dergisinin 1901’de kapanması ile II. Meşrutiyet’in ilanı arasında yetişen genç kuşak Fecr-i Âtî adı al­tında yeni bir hareket başlatmak istemişlerdir (1909-1912). Sanat görüşleri bakımından Servet-i Fünûnculardan pek farklı olmayan bu gençlerin prensibi “sanatın şahsi ve muhterem” oluşu esprisiydi.

İkinci Meşrutiyet’le Türk­çülük akımı, siyasal ve edebî bir boyut kazanmıştır. İttihat ve Terakki’nin desteklediği ilederneklerde faaliyet gösteren akım, edebiyat alanında ilkçıkışını Genç Kalemler dergisindeki “Yeni Lisan” makale dizi­siyle yapar (1911). Millî edebiyat adı ilk kez burada kullanılırÖmer Seyfettin ve Ali Canip’in başında bulunduğu der­gi edebiyat dilinin sadeleşmesi konusunda çetin tartışmalara girişir. Harekete Ziya Gökalp’in katılmasından sonra hece vezni millî vezin olarak savunulmaya başlanır. Bu hareketin etkisiyle konuş­ma diliyle yazı dili arasındaki mesafeyi kapatmışlardır. Ayrıca eserlerin konu ve tiplerinde tekrar bir genişleme ile İstanbul dışına yönelik bir ilgi baş­lamıştır. Millî edebiyat yazarlarının ilgisini çeken bir başka konu tarih ve gelenek­lerdir. Bu dönemde ayrıca Nayiler, Nevyunanîlik gibi ka­lıcı ve etkili olmayan kimi oluşumlar da gözlenmiştir.

Millî Edebiyat Döneminin roman türündeki en önemli temsilcileri Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Reşat Nuri Güntekin olmuştur. Ömer Seyfettin, Refik Halit Karay ise hikâye türündeki yazıları ile ilk akla gelenlerdir.

Modern Türk şiirinin temel taşlarından birisi olan Yahya Kemal ise Aruz veznini ve geleneksel şiirin imkânlarını Batılı bir bilinçle mo­dernize eden şairin eserlerindeki konuşma dilinin canlılığı, müzikalite ve tarih bi­linci ile dikkati çeker.

Cumhuriyet’ten sonraki Türk edebiyatını iki dönem halinde ele almak müm­kündür: 1940’a kadarki Atatürk Dönemi edebiyatı, 1940’tan sonra ise modern dönem. İlk dönemin en önde gelen şairleri arasında Necip Fazıl Kısakürek ve Na­zım Hikmet Ran dikkati çeker. Ahmet Mu­hip Dıranas, Ahmet Kutsi Tecer ve Ahmet Hamdi Tanpınar Fransız semboliz­mini izleyerek hece vezninin Türkçedeki ritim başarısını sağlamışlardır. Orhan Veli ve arkadaşlarının başlattıkları Garip hareketi. Batı edebiyatını yakından izleyerek şiiri şiir yapan ge­leneksel bütün kuralları bir kenara bırakmak arzusu, aynı zamanda şiirin konula­rını da en alelade şeylere kadar genişletti. Garip hareketinden sonra Ece Ayhan, Edip Cansever, Turgut Uyar, Cemal Süreya olan İkinci Yeni şairleri, Dili şiirin temel malzemesi halinde görme bilinci, anlam karartmaları bu şiirin en önemli özelliklerindendir.

Bunların dışında Fazıl Hüsnü Dağlarca, Asaf Halet Çelebi’yi, Attila İlhan’ı Behçet Necatigil’i de dönemin önde gelen şairleri arasında saymak gerekir. Çıkı­şını İkinci Yeni ile birlikte yapmış olmakla beraber, şiir farklı yönleriyle onlardan ayrılan Sezai Karakoç ise şiirlerinde geniş bir mede­niyet perspektifi oluşturmuştur.

Şiirini gelenek ve Batı edebiyatlarının metinleri ile bireysel duyuş arasında ku­ran Hilmi Yavuz, toplumcu söylemin gerilimini dizelerinin enerjisi haline getiren İsmet Özel ve çağdaş bireyin bütün sorunları yanında mistik yönelimlerini de şii­rinin anlam arka planına yerleştiren Cahit Zarifoğlu, Ülkü Tamer, Enis Batur, Refik Durbaş, Ebubekir Eroğlu ve Arif Ay.

Cumhuriyet Döneminde ayrıca önemli roman ve hikâye yazarları Sabahattin Ali, Memduh Şevket, Sait Faik Abasıyanık ilk dönemde, Tomris Uyar, Mustafa Kutlu, Rasim Özdenören ikinci dönemde gelmektedirler. Roman türünde ise Peyami Sa­fa, Ahmet Hamdi Tanpınar, Kemal Tahir, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Oğuz Atay ve Orhan. Meşrutiyet Dönemi; Hecenin ikinci kuşağı ile ba­ğımsız birçok yazar ve şairden oluşan Atatürk Dönemi­ni ve Garip, II. Yeni gibi modern akımların bulunduğu Çağdaş Türk edebiyatını içeren Cumhuriyet Dönemi oluşturur.

AÖF Ücretsiz Ders Özeti Paylaşımları
1
ATA AÖF - KURTARMA ARAÇLARI EĞİTMİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
2
ATA AÖF - AFETLERDE RİSK VE KRİZ YÖNETİMİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
3
ATA AÖF -MESLEK HASTALIKLARI 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
4
ATA AÖF - BİREYLERLE SOSYAL HİZMET 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
5
ATA AÖF - ETİKETLEME VE İŞARETLEME 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
6
ATA AÖF - YÖNETİM BİLİŞİM SİSTEMLERİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
# TÜM ÖZETLERİ LİSTELE
Siz de hemen Ders Özeti sipariş verin, derslerinize kolayca çalışarak mezun olun.

Anadolu Üniversitesi Özet

Atatürk Üniversitesi Özet

Etiketler: ata aöf - ata aöf çıkmış sorular - ata aöf ders özeti - burhan kankaya - burhan kankaya ders özeti


Bu yazı 21.03.2017 tarihinden itibaren 1 kez okundu.




AÖF Çıkmış Sorular (Anadolu Ünv.) AÖF Çıkmış Sorular (Atatürk Ünv.) AÖF Ders Özetleri AÖF Deneme Sınavları AÖF Ders Kitapları Açık Lise Çıkmış Sorular
İletişim Bilgileri Firmamız Hakkında Sipariş ve Kargo Takibi Mesafeli Satış Sözleşmesi Garanti ve İade Şartları Gizlilik Sözleşmesi Ödeme ve Teslimat