Hizmette 10+ Yıl ve binlerce müşteri memnuniyeti... | %100 doğru kaynak | %100 memnuniyet | %100 mezuniyet | 0.332 350 23 47
0.541 350 23 42
EDB305U-TÜRK HALK ŞİİRİ DERSİNİN 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
EDB305U-TÜRK HALK ŞİİRİ DERSİNİN 1. ÜNİTE DERS ÖZETİNE VE DİĞER DERSLERİN DERS ÖZETİNE ULAŞABİLİR, AÖF ÇIKMIŞ SORULARI, AÖF DERS ÖZETLERİNİ VE AÖF YARDIMCI KİTAPLARI ONLİNE SİPARİŞ VEREBİLİRSİNİZ...

ÜNİTE 1: Türk Halk Şiirinin Kökeni, Gelişimi ve Genel Özellikleri

 

HALK ŞİİRİ

Halk şiirinin kavramının içeriğinde İslâmiyet öncesi Türk şiiri ile İslâmiyet sonrasında gelişen Dinî-Tasavvufî Halk Şiiri ve Aşık Şiiri gibi şairi belli bazı şiirler ve anonim ürünler bu kapsamda ele alınmaktadır. Doğudan batıya doğru sürekli bir ilerleme gösteren Hangi dönemde olursa olsun Türk halk şiirinin özgün ölçü, kafiye, nazım birimiile şe­killenen nazım biçimleri ile ortak duygulanışları ifade eden nazım türleri olmuştur.

Türk Halk Şiirini İslâmiyet Öncesi Türk Halk Şiiri ve İslâmiyet Sonrası Türk Halk Şiiri olmak üzere ikiye ayırılır. İslâmiyet Sonrası Türk Halk Şiiri de kendi içinde üç ayrı kısma ayrılabilir:

  1.  Anonim Halk Şiiri
  2.  Dinî-Tasavvufî Halk Şiiri
  3.  Âşık Edebiyatı

Bu tasnifi, M. Fuad Köprülü önce din olarak İslâmiyet’i seçmiş, daha sonrada batı medeniyeti etkisine girmiş Türk toplulukları dikkate alarak yapmıştır. İslâmiyet sonrasındaki Anonim Halk Şiirini, din ve medeniyet değişikliği bağlamında oluşmuş olarak değerlendirmek zordur.

İslâmiyet’in kabulüyle oluşan dinî ve tasavvufî içerikli olmalarına rağmen dil, biçim ve icra ortamları itibariyle halk şiiri gele­neğine “Dinî-Tasavvufî Halk Şiiri” adı verilmiştir. Türklerin İslâmiyet’ten önce de var olan şiir geleneğiyle ta­savvuf kültürünü bir araya getirerek oluşturdukları yeni bir şiir geleneğidir.

İcra merkezinde âşıkların yer aldığı “âşık edebiyatı şiiri” de “beşerî aşk” konulu şiirlerle yeni bir alan açmaktadır.Bu tasnife “anonimlik” açısından yapılan itirazlarda Âşık Edebiyatı ile Dinî-Tasavvufî Edebiyat ürünlerinin, şairi belli edebiyat ürünleri grubuna girdiği, halk şiiri içinde yer almaması gerektiği ve halk şiirinin anonim şiirler için kullanılması gerektiği görüşü öne çıkarılmaktadır. Ölçü, ka­fiye, nazım birimi gibi şekil özellikleri ve muhteva açısından Dinî-Tasavvufî, Âşık ve Anonim Halk Şiiri gelenekleri benzerdir. İşlenen temaların ifade biçimi, simge ve imajlar, ortak bir mirasın ürünüdür. Kullandıkları müzik aletleri, ezgiler ve üslûp çoğun­lukla aynıdır.

Kökleri kamlık ve ozanlık gelene­ğine uzananâşık şiirine, saz eşliğinde şiirler söyleyen “âşık”lardan hareketle “âşık şiiri” ve saz şiiri denmiştir. Anadolu’da 15. ve 16. yüz­yıllardan itibaren oluşmuş bir gelenektir. Büyük oranda hece ölçüsüyle koş­ma tarzında şiirler söyleyen âşıklar, İslâmiyet öncesindeki Türk şiirini, İslâmi yaşam şartlarıyla birleştirip ihya etmişlerdir. Usta-çırak ilişkisi içinde yetişen âşıklar, saz çalarak irticalen şiir söylemeyi ve atışma yapabilmeyi öğrenir­ler. Usta malı şiirler­le birlikte kendi şiirlerini söyleyen ve halk hikâyeleri anlatan âşıklar, halkı hem bilgilendirmiş hem de eğlendirmişlerdir. Âşık şiirinde kullanılan nazım şekilleri, “koşma", “destan" ve “mani"dir. Bu şiir geleneğinde “Güzelleme", “Koçaklama", “Taşlama", “Semai", “Varsağı", “Destan" gibi çeşitli nazım türleri de bulunmaktadır.

HALK ŞİİRİNİN KÖKENİ

Köprülü’nün “Türk Edebiyatı’nın Menşe’i" başlıklı incelemesin­e göre Türk şiirinin kökeni, dini törenlerdedir. Dini tö­renlerin uygulayıcısı konumundaki “şaman", “oyun", “kam", “baksı" ve “ozan"lar, sihirbazlık, rakkaslık, müzisyenlik ve hekimlik vasıflarım da bünyelerinde toplaya­n bu tipler, görevleri için törenler dü­zenlemişlerdir. bu törenlerde müzik eşliğinde okudukları şiirler, Türk halk şiirinin ilk örnekleri olarak kabul edilmektedir.Sosyal hayatın çeşitlenmesi ve toplumsal işbölümünün gelişmesiyle kamlar, yavaş yavaş sadece şiir ve müzikle uğraşan tipler haline gelmeye başlamışlardır.

Kamlık ve ozanlık gelenekleri ile Dinî- Tasavvufî Halk Şiiri ve Âşık Şiiri gelenekleri ile yakın ilintileri vardır. Şiirlerin şekil ve içerik özellikleri, sanatkâr­ların özellikleri ve şiir icra etme tarzlarıda önemli benzerlikler vardır. Bazı şamanlar rüyada değil, eğitim yoluyla usta bir şama­nın yanında öğrenen aday, yalnız başına şamanlık yapmaya başlar. Aşıkların bir kısmı da, mesleğe rüyada, büyük bir kısmı da ciddi bir eğitimin sonun­da âşık olmayı başarmıştır.

Törenler ve Şîîr

Şeylan / Şölen

Oğuz Türklerinin Dini ve sosyal yönleri olan kurban törenlerine şeylan veya şölen adı verilmiştir. Şölenlerde kesilen kurbanın “sögük” adı verilen parçaları hangi boyun hangi sögüğü alacağı önceden belirlenmiştir. şeylan Oğuz boylarının yılda bir kez bir araya gelmesini sağlamıştır.

Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde de düzenlendiği görülür. Şölenlerdeozan­lar ve baksılar, kopuzla şiirler okuyu. Destanları ve hikâyeleri de anlatmışlardır.

Sıgır

Oğuzların av törenlerine “sıgır” adı verilmiştir. Ozanlar ve baksılar, hem av sahnelerini hem de kahramanlık konulu bazı destanları anlatmışlardır.

av öncesinde veya sonrasında şiir söyleyip destan anlatan şairler hakkında oldukça az bilgimiz var.Yuğ

Yuğ, cenaze me­rasimlerinin genel adıdır. Bu kelimenin geçtiği ilk kaynakların başında Orhun Ki­tabelerinda Kültigin öldüğü için bir yuğ töreninin düzenlendi­ğinden bahsedilmektedir. Kitabelerde “yuğcu” ve “sıgıtçı” denilen ağıtçıların bulunduğunu, törene gelenlerin yanların­da altın, gümüş, misk ve kurbanlık hayvan getirdiklerini, katılımcıların saçlarını ke­sip yüzlerini çizdiklerini ve ölen kişi için “balbal”ların dikildiğini öğreniyoruz. yuğ tören­lerinin önemli bir kısmını kurban oluşturur.

Kamlar, kopuzla bazı şiirler söylemiş­lerdir. Bu şiirler zamanla ölen kişinin hatırasını yaşatmak için onun kahramanlıkla­rını ve meziyetlerini anlatan şiirlere dönüşmüştür. yuğ merasimi düzenlenen kişi çoğun­lukla ya handır ya da kahramanlıklarıyla ün yapmış bir savaşçıdır. Ölenin ardından ağıt yakma veya onu övme geleneği Anadolu’da hem de Anadolu dışında yaşayan bazı Türk boylarında da rastlanmıştır.

HALK ŞİİRİYLE İLGİLİ YAZILI KAYNAKLARDA GEÇEN İLK ŞAİRLER VE ŞİİRLER

“kam", “baksı" ve “ozan" adlarını taşıyan tiplerın adları ve şiirleri yazıya geçirilmediğinden bugün elimizde yoktur. Özellikle Uygur ve Karahanlı dönemlerine ait kaynaklarda bazı şairlerin adları yer almaktadır: “Aprınçur Tigin", “Kül Tarkan”, “Ki-ki”, “Pratyaya-fiiri”, “Asıg Tutung”, “Çısuya Tutung”, “Kalım Key- şi”, “Çuçu”, ilk şairlerden bazılarıdır.

Türklerin ilk yazılı belgeleri, Orhun ve Yenisey kitabelerihalk şiiri ko­nusunda herhangi bir bilgi içermemektirler.

Uygur Dönemi

Uygurlar ilk Maniheizm’i kabul ettiklerinden şiirlerin en eskileri Maniheist çevreler­de yaratılmışlardır. Bu şiirler, Mani ve Uygur alfabeleriy­le kaleme alınmış, Soğdcadan ve bazı İran dillerinden tercüme edilmiş dini metin­ler, tövbe duaları, hikâyeler ve aşk şiirleridır. Elimizde Ma­niheist Uygurlardan kalma sekiz adet şiir vardır. Üçü ilahi, ikisi övgü, bi­ri ölüm ve cehennem tasviri, bir diğeri de aşk şiiridir. İlahi şi­irlerden birisi “Tang Tengri” (Tan Tanrısı) olarak bilinmektedir. Bu ilahilerde ahenk, mısra tekrarları, aliterasyonlar, mısra başı ve sonu kafiyelerle sağlanmıştır.İlahilerin biri, Maniheizm’in kurucusu Mani için ya­zılmıştır. Bu ilahinin elimizde 39-40 dörtlüğü bulunmaktadır. Mısra başı kafiyesinin esas alındığı ilahide Mani’nin iyilik­leri ve erdemleri sıralanmıştır. Şiirin yalvarış ve yakarış kısımlarında şiir unsurları daha yoğundur. Maniheist Uygurlardan kalma şiirlerin ikisi Aprınçur Tigin’e aittir. Bunlardan “küg” olduğu belirtilen ilk şiir, üç dörtlükten oluşmaktadır. Diğeri, bir aşk şiiridir. Yedi dörtlükten oluşan şiirin heceleri 4 ve 7-8 arasındadır

Bu dönemden günümüze bir hükümdarın övgüsünü anlatan bir şiir ulaşmıştır. bu şiirde şair, hükümdarı övmekte ve ondan himaye iste­mektedir. Ölüm ve cehennem tasvirlerini anlatan Yedi dörtlükten oluşan hece sayısı büyük oranda 10 ile 11 arasında de­ğişim gösteren şiir de dönemin ilahileri arasın­dadır.Cehennemi anlatan başka şi­irler de vardır.

Budist Uygurlardan, Maniheist Uygurlara göre daha fazla şiir günümüze ulaşmıştır. Bu şiirlerin tamamı dini içeriklidir. Bazıları tercüme olmakla birlikte Budist Uygurların şiirleri büyük oranda telif eserlerdir. Bu dönemin şiirle­rinde mısra başı kafiye ve dörtlük aliterasyonu bulunmaktadır. Bazı şiir parçaların­da hece ölçüsü ve mısra sonu kafiyesi de vardır. Dönemin dikkat çekici şiirleri ara­sında “Anı teg orunlarta” (Öyle yerlerde) ifadesiyle son bulan bir şiir yer almakta­dır. Hece sayısında belli bir düzen bulunmayan bu şiir, dini bir muhtevaya sahip olmakla birlikte, aynı zamanda güzel bir doğa tasviridir. Bunlardan başka Budist Uygur şiirinde “Otuz Beş Budaya Saygı”, “Hikmet Erdemi”, “Maitreya Övgüsü” gi­bi şiirler, tövbe duaları, hatime duaları, ölüm ve dünyanın faniliğiyle ilgili manzumeler, anne babaya saygı ve sevgi ifade eden şiir parçaları bulunmaktadır.

Karahanlı Dönemi

Kutadgu Bilig, Dîvânü Lûgati’t-Türk ve Atabetü’l-Hakayık bu dönemde kaleme alınmıştır. Halk şiiriyle ilgili olarak Kâşgarlı Mahmut’un kaleme aldığı Dîvânü Lûgati’t-Türk’teki bilgi ve malzemelerden hareketle takip edilebilmektedir.

Dîvânü Lûgati’t-Türk ve Halk Şiiri

On birinci yüzyılda Kâşgarlı Mahmut tarafından Arapça olarak yazılan sözlük özelliği gösteren eserin yazarı Mahmûd bin el-Hüseyin bin Muhammed Kâşgarî’dir. Türk coğraf­yalarında konuşulan dili öğrenebilmek için Türk boylarına düzenlediği seyahati sırasında Türk dili, edebiyatı ve yaşamıyla ilgili notlar alıp malzemeler toplayan Kâşgarlı, sözlüğünde Türk atasözlerine ve şiirlere yer vermiştir.

Türk halk edebiyatının, özellik­le de halk şiirinin ilk ve doyurucu örneklerini Dîvânü Lûgati’t-Türk’te bulmaktayız.

Dîvânü Lûgati’t-Türk’teki şiirlerin büyük bir kısmında, hece ölçüsü uygulanmıştır. Şiirlerin tümü İslâmi dönem Türk edebiyatına ait olmayıp eski Türklerin şiir değerlerini yansıtan çok sayıda örnek bulunmaktadır. Çoğunlukla dörtlük esasına dayalı olan şiirlerde koşmanın bazı şekil özellikleri­ne rastlanmaktadır.

Ağıtlar/Sagular: Dîvânü Lûgati’t-Türk’te biri Alp Er Tonga’ya, diğeri adı be­lirtilmeyen bir kahramana ait iki sagu/ağıt vardır. Alp Er Tonga’yla il­gili şiirin dörtlük sayısı konusunda görüş ayrılıkları bulunmaktadır. Bu konuda farklı sayıların öne sürülme­sinde, Dîvânü Lûgati’t-Türk’teki şiirlerin dağınık halde bulunmasının önemli bir et­kisi vardır. Alp Er Tonga sagusu, bir destan kahramanı olan Alp Er Tonga’nın ölü­mü üzerine geride kalanların duygularını ve üzüntülerini dile getiren bir şiirdir. Za­mandan şikâyetin ve feleğe sitemin dile getirildiği ağıtta, Alp Er Tonga’nın ölümün­den sonra insanların ağlayıp sızladıkları anlatılır. bu şiirin, büyük bir Türk destanından arda kalmış parçalar olduğu düşünülmektedir.

Dîvânü Lûgati’t-Türk’te kimliği belli olmayan diğer ağıt ise üç dörtlükten oluş­maktadır. Bu ağıtta, bahsedilen kişinin düşmanların boyunlarını bükebilen ve aynı zamanda cömert bir kahraman olduğu söylenmiştir. Her iki ağıt da 4+3 duraklı 7 heceli ve aaab kafiye düzenlidir.

Destanlar: Dîvânü Lûgati’t-Türk’te bu gruba dâhil edilebilecek üç şiir vardır. Ancak bunların dörtlük sayıları konusunda bazı farklı düşünceler bulunmaktadır. Şiirler, Tangut, Uygur ve Yabakularla yapılan savaşları anlatır. Hecenin 4+3 durak­lı 7’li hece ölçüsüyle söylenen bu şiirler, Türklerin destan anlatma geleneğiyle ya­kından alakalıdırlar.

Kahramanlık Şiirleri: Daha çok savaş tasvirleri olarak nitelendirilebilecek bu şiirlerden toplam dört şiir bulunmaktadır. Bu şiirlerin ilki on beş dörtlük ve hecenin yedili ölçüsüyle aaab şeklinde kafiyelenmiştir. Altı dört­lükten oluşan diğer üç şiir de yedili hece ölçüsüyle söylenmiştir.

Eğlence ve Av Şiirleri: bu konuda iki şiir yer alır. Bir içki meclisini anlatan birinci şiir, yedili hece ölçüsüyle söylenmiş altı dörtlükten ve aaab şeklinde bir kafiye örgüsünden ibarettir. Diğer şiir ise bir kurdun takip edil­mesiyle ilgilidir. Bu şiir de ölçü ve kafiye örgüsü açısından birinci şiirle benzer özelliklere sahiptir.

Sevgi Şiirleri: Bu grupta yer alan şiirlerin ölçüleri, durakları ve kafiye düzen­leri farklılık göstermektedir. Şiirlerde hecenin altılı, yedili ve onlu şekilleri kullanıl­mıştır. Bu şiirlerden ilki, siyah benleri olan, pembe yüzlü bir güzele âşık olmuş bi­risi tarafından yazılmıştır (

Pastoral Şiirler: Dîvânü Lûgati’t-Türk’te kafiye örgüleri açısından yedi farklı şi­ir vardır. Otuz bir adet dörtlük 4+3 duraklı yedili hece ölçüsüyle söylenmiştir. Ta­mamı aaab şeklinde kafiyelidir. Şiirlerin konuları, yaz ve bahar mevsimleriyle ilgi­lidir. Bazı şiirlerde yaz ve kış atışır.

Ahlâki Şiirler: Kafiye açısından dört farklı şiir Dîvânü Lûgati’t-Türk’te yer al­maktadır. Toplamda şiirler on sekiz dörtlüktür. Genel olarak bu gruptaki şiirler, 4+3 duraklı 7 heceli ölçü ve aaab kafiye örgüsüyle söylenmiştir. Şiirlerde babanın oğluna öğütleri, onu takdir edişi, kötü ortağın nasıl bir şey olduğu gibi hususlar yer alır.

Dîvânü Lûgati’t-Türk’te 79 adet hece öl­çüsüne dayalı beyit yer almaktadır. Hecenin 7, 11, 12 ve 14’lü şekillerinin kullanıl­dığı beyitlerde kahramanlık, sevgi, doğa ve ahlak konuları ele alınmıştır. Özellikle heceli şiirler, İslâmiyet sonrasında şiir­lerle şekil ve içerik açısından önemli benzerlikler taşımaktadırlar. Dîvânü Lûgati’t- Türk’teki bu şiirler, ölçü olarak heceyi kullanmakla birlikte, nazım birimi, hacim ve mısra kümelenmesi açılarından da Dinî-Tasavvufî Halk Şiiri ve Aşık Şiiriyle benzer­lik gösterirler.

HALK ŞİİRİNİN TEMEL ÖZELLİKLERİ

Şekil

nazım birimi, şiirde en küçük anlam bütünlüğünü sağlayan ve kendi içinde bağımsız bir dize topluluğudır. Türk halk şiirinin na­zım birimi, gelenek temsilcilerinin hane dediği dörtlüktür. Geçmişten günümüze Türk halk şiiri örneklerine bakıldığında bunların büyük çoğunluğunun dörtlük esasına göre dü­zenlendiğiNazım şe­killerinde kullanılan mısra kümelenmelerinin mani ve koşma tarzı kafiye örgüsüne sahip oluşu Türk halk şiirinin nazım biriminin dörtlük olduğunu doğrular.

Halk şiirinde “tartı” olarak da bilinen ölçü, halk şiirinde iki şe­kilde karşımıza çıkar. Bunlardan ilki hece, diğeri de aruz ölçüsüdür. Türk Halk şi­irinde en fazla kullanılan ölçü, vezn-i benân”, “hesâb-ı benân” ve “parmak hesabı” gibi adlarla da bilinen Türkçenin dil yapısına ve karakterine uygun bir ölçü olarak eski Türklerden günü­müze yaygın bir şekilde kullanılan hece ölçüsüdür. hece ölçüsü, mıştır.

Türk halk şiirinde hecenin 7, 8 ve 11’li kalıpları çok daha yaygın bir şekilde kul­lanılmıştır.

Durak, hece ölçüsünde mısraların belirli bölümlere ayrılması anlamına gelir, ancak aruz vezninde olduğu gibi halk şiirinde duraklar, kelimeleri bölerek anlamı zayıflatmaz, ezgiyle uyumlu­dur. Duraklar, her ölçüde değişebileceği gibi gelişigüzel bir şekilde de yapılmaz­lar. Genel kabullere göre çift heceli (6, 8, 10, 12, 14, 16) mısralarda durak, mısraın tam ortasındadır. Tek heceli mısralarda mısraın ilk yarısında yer alır.

Halk şiirinde aynı hece ölçüsünde ve yine bu ölçünün kullanıldığı şiirlerde bir­den fazla durak sistemi kullanılmış olabilir. Örneğin 11 heceli bir şiirde 6+5, 4+4+3 ve 7+4 şeklinde duraklar kullanılabilir. Aynı ölçüde ve farklı duraklarla söylenen şiirler, ahenkteki tekdüzeliği ortadan kaldırır

Yedili hece ölçüyle düzenlenmiş ilk şiirlere Dîvânü Lûgati’t-Türk’te rastlamaktayız. Yedili hece ölçüsü, sonraki yıllarda büyük oranda manilerde kullanılmıştır. Bu yüzden bu ölçüye, “mani ölçüsü” de denmiştir. Manilerde 4+3 veya 3+4 şek­linde bir durak yapısıyla kullanılan yedili hece ölçüsü, özellikle kısa ve kullanışlı bir ölçü olmasıyla geniş kitlelerin rağbet ettiği bir ölçü haline gelmiştir

Sekizli he­ce ölçüsü özellikle âşık şiirinde semai ve varsağılar, genellikle bu ölçüyle söy­lenmiştir. Durakları 4+4 ve 5+3 şeklinde olabilir. Bu ölçüyle söylenmiş şiirlerde du­raksız çok sayıda mısra bulunabilir,

daha çok Dinî-Tasavvufî Halk Şiiri ve Âşık Edebiyatın­da karşımıza çıkan on birli hece ölçüsü, hece kalıpları içinde en fazla kullanılanı­dır. 6+5, 4+4+3 ve 7+4 gibi durak yapılarında kullanılabilir.

Halk şairleri, özellikle Di­van şairlerinin de etkisiyle aruzlu şiirler yazmaya veya söylemeye çalışmışlardır. Halk şairlerinin aruz veznini kullanmalarında divan şiirine gös­terilen itibarın ve kendilerine yöneltilen eleştirilerin tesiri vardır. Halk şairleri, di­van şairlerinden geri kalmadıklarını, onlar gibi aruzla şiir söyleyebildiklerini göste­rebilmek için aruzun bazı kalıplarını şiirlerine uygulamışlardır. aruzun en fazla kullanılan kalıplarıyla şiirler söylemişlerdir.

Aruz ölçüsünü kullanan halk şairlerinin eğitim seviyeleri aruzu kullanmaya yetecek ölçüde olmadığından, bu ölçünün uygulandığı şiirlerde çeşitli kusurlar var­dır.

Şiirin mısra kümelenmesi ve ritmik yapısıyla yakın bir ilişkisi bulunan kafiye (uyak), kullanılır. Âşıklar, şiirlerini ayak mısralarından başlayarak kurduklarından şiirin hangi kafiye­ye göre ve hangi konuda söyleneceğini ayak kafiyesiyle belirler.

Günümüzde halk şiiri örneklerinde kafiye sondadır, ancak eski Türk şiiri döneminde mısra sonlarının yanı sıra mısra başı kafiyesi de kullanılmıştır. “Altay aliterasyonu” adının da verildiği bu kafiye türüne aşağıdaki metinde görüldü­ğü gibi Dîvânü Lûgati’t-Türk’te de rastlanmıştır.

Halk şairleri Bir metne bağlı kalarak şiir icra etmedikleri gibi şiir yaratırken de yazıyı ve yazılı kuralları kullanmamışlardır. Halk şiiri, ta­rih boyunca “kopuz”, “dutar”, “saz” gibi bazı telli ve yaylı müzik aletleriyle gelene­ğin belirlediği ezgiler eşliğinde icra edilmiştir. Bu yüzden kelimelerin yapısal özel­liklerinden çok ses değerlerine önem verilmiştir. Halk şairleri, kafiye dendiğinde benzer seslerin bir arada kullanılmasını anlamışlar ve bu doğrultuda sese dayalı bir kafiye anlayışı geliştirmişlerdir. halk şiiri gele­neğine ait bir şiir, yazılı edebiyatın ortaya koyduğu kafiye anlayışıyla değerlendirilmemelidir. Yazılı edebiyatta kafiye olmayan bazı kelimeler veya sesler, halk şii­rinde sırf ses benzerlikleri nedeniyle kafiye olabilirler Halk şairi, kelimenin ekine, köküne bakarak kafiye yapmaz. Bu yüzden yazımları farklı, ancak birbirine yakın seslerden kafiye yapabilir.

Halk şiirinde kafiye genellikle tek ses benzerliğine dayalıdır. Yarım kafiye ola­rak adlandırılan kafiyenin dışında tam, zengin, cinas ve tunç gibi kafiyelere sıradan icralarda çok fazla başvurulmaz.

Ancak özellikle âşıkların şiir yeteneklerini ve güçlerini gösterdikleri “deyişine’’, “karşılaşma’’ ve “atışmalarda kafiyelere özel önem verilir. Bu yarışmalarda “ayak açmak’’ (deyişme ve karşılaşma sırasında bir saz şa­irinin belli bir ayakla, genellikle dar ayaklı, şiir söylemesi), “yol göstermek’’ (âşık faslında saz şairlerinden birinin, ayak açarak deyişin hangi ayakta olacağını belli etmesi), “ayak uydurmak’’ (deyişme ve karşılaşmaya katılan âşıkların, açılan ayağa uygun deyişle karşılık vermesi) ve “dar ayak’’ (pek az uyak olabilecek sözcükler) gibi kafiyeyle ilgili terimler üretilmiştir.

Şiirde kafiyeden sonra yer alan aynı yapıya ve göreve sahip kelime veya ekle­re redif denir. Pek çok halk şairi şiirdeki ahengi redif­lerle sağlamıştır.

Tema

Türk halk şiirinde hemen her türlü temaya rastlamak mümkün olmakla birlikte ba­zı temalar, daha fazla işlenmiştir. Aşk bu temaların başında gelir. İslâmiyet önce­sinde “koşug” adı verilen şiirlerde ve Âşık şiirindeki “güzelleme” adı verilen şiirlerde işlenen aşk teması beşeri, Dinî-Tasavvufî Halk Şiirinde kullanılan aşkın ilahidir. Hem Dinî-Tasavvufî Halk Şii­rinde hem de Âşık Şiirinde şairlerin âşık olarak şiir söylemeye başlamalarıaşkı Türk halk şiirinin asli temalarından birisi yapmıştır.

Aşkın yanında Türk halk şiirinde özlem ve sevgi temaları da oldukça yaygındır. Ancak halk şairleri, sadece insanlara olan özlem ve sevgilerini değil, doğaya duy­dukları sevgiyi de dile getirirler. Doğa temalı şiirler, İslâmiyet öncesinde de oldukça fazladır. İslâmiyet sonrasında da bu özellikle Âşık Şiirindeki pek çok türde doğa tema­sı, olumlu ve olumsuz yönleriyle aşkın, sevginin ve özlemin sunumuna yardımcı olan asli temaların başında gelir.

Türklerdeki ağıt yakma geleneğiyle bağlantılı olarak halk şiirindeki temel tema­lar arasında ölüm de yer almaktadır. İslâmiyet öncesinde sagular, İslâmiyet sonrasına ağıtlar ölüm temalı şiirlertir. Bazı ağıtların ilk söyleyenleri bellidir. Türk halk şiirinde her ölüm işlenmez. Ölüm temalı şiirlerde ölenin kimliği, fiziki ve ruhi özellikleri belirtildiği gibi ölüm karşısındaki çaresizlik ve ölen kişi için duyulan üzüntü dile getirilir.

Türk halk şiirinde çok sayıda bir kişinin kahramanlığının anlatıldığı veya ele alındığı şiir bulunmaktadır. Karahanlı dönemindeki halk şiiri örneklerinde de görüldüğü üzere ilk şi­irlerin önemli bir kısmı kahramanlık temalıdır. Âşık Şiirinde, Köroğlu ve Dadaloğlu’nun iyi örneklerini verdiği koçaklamalar, kahramanlığın işlendiği koşma tarzındaki şiirlerdir.

Dinî-Tasavvufî Halk şiirinde daha fazla kullanılan din ve tasavvuf temalarını da Türk Halk Şiirinin temel temaları arasında göstermek gerekir.Dinin İslâmiyet öncesindeki halk şiirinde de önemli bir yeri vardır. Bu önem, Türklerin İslâm dairesine girişiyle varlığını devam ettirmiş ve ortaya Dinî-Tasavvufî Halk Şiiri gibi bir şiir geleneği çıkmıştır. Türk halk şiirinde çeşitli şiir türlerinin ortaya çıkmasını sağlamıştır.

Türk halk şiirinde şikâyet temalı şiirlere de rastla­mak mümkündür. Âşık Şiirinde Taşlama adı verilen bu şiirlerde insan hayatında­ki bozukluklar eleştirilir. Tecrübelerin aktarıldığı şiirlerde “öğüt”, önemli bir tema olarak karşımıza çıkar. Atasözlerinin yoğun bir şekilde kullanıldı­ğı bu şiirler, çoğunlukla eğitim işleviyle öne çıkarlar.

Dil ve Üslup

Türk halk şiirinin dil ve üslup özellikleri, şiirlerin yaratıcıları ve dinleyicilerine göre şekillenmiştir. Başka bir ifadeyle halk şairlerinin şiir söyleme yetenekleri, şiirlerin söyledikleri ortamlar, söylenme şekilleri ve dinleyicileri, dil ve üslubu tayin etmiştir. Halk şairleri, gelenekten aldıkları kurallara bağlı olarak hitap ettikleri kitlenin kültür seviyesini de dikkate alarak bir üslup geliştirmişlerdir. Bu üslupta günlük dilde yaygın olarak kullanılan kelimeler, atasözü ve deyimler; ge­leneksel şekil özellikleri, sanatlar ve anlatım tarzları bulunmaktadır.

AÖF Ücretsiz Ders Özeti Paylaşımları
1
ATA AÖF - KURTARMA ARAÇLARI EĞİTMİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
2
ATA AÖF - AFETLERDE RİSK VE KRİZ YÖNETİMİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
3
ATA AÖF -MESLEK HASTALIKLARI 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
4
ATA AÖF - BİREYLERLE SOSYAL HİZMET 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
5
ATA AÖF - ETİKETLEME VE İŞARETLEME 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
6
ATA AÖF - YÖNETİM BİLİŞİM SİSTEMLERİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
# TÜM ÖZETLERİ LİSTELE
Siz de hemen Ders Özeti sipariş verin, derslerinize kolayca çalışarak mezun olun.

Anadolu Üniversitesi Özet

Atatürk Üniversitesi Özet

Etiketler: ata aöf - ata aöf çıkmış sorular - ata aöf ders özeti - burhan kankaya - burhan kankaya ders özeti


Bu yazı 21.03.2017 tarihinden itibaren 1 kez okundu.




AÖF Çıkmış Sorular (Anadolu Ünv.) AÖF Çıkmış Sorular (Atatürk Ünv.) AÖF Ders Özetleri AÖF Deneme Sınavları AÖF Ders Kitapları Açık Lise Çıkmış Sorular
İletişim Bilgileri Firmamız Hakkında Sipariş ve Kargo Takibi Mesafeli Satış Sözleşmesi Garanti ve İade Şartları Gizlilik Sözleşmesi Ödeme ve Teslimat