Hizmette 10+ Yıl ve binlerce müşteri memnuniyeti... | %100 doğru kaynak | %100 memnuniyet | %100 mezuniyet | 0.332 350 23 47
0.541 350 23 42
EDB402U-19. YÜZYIL TÜRK EDEBİYATI DERSİNİN 2. ÜNİTE DERS ÖZETİ
EDB402U-19. YÜZYIL TÜRK EDEBİYATI DERSİNİN 2. ÜNİTE DERS ÖZETİNE VE DİĞER DERSLERİN DERS ÖZETİNE ULAŞABİLİR, AÖF ÇIKMIŞ SORULARI, AÖF DERS ÖZETLERİNİ VE AÖF YARDIMCI KAYNAK KİTAPLARI ONLİNE SİPARİŞ VEREBİLİRSİNİZ...

ÜNİTE 2 - ENDERUNLU ŞAİRLER

ENDERUN MEKTEPLERİ

Kapı kulu sınıfını yetiştirmek için kurulur. Sultan II. Murat zamanında biçimlenmiş, Fatih Sultan Mehmet zamanında da kurumsallaşmıştır. Devşirme çocuklar Müslüman ailelerin yanında İslam adabı ve Türkçe öğrenir daha sonra Edirne, Galata, İbrahim Paşa saraylarında eğitim görür. Acemi oğlanları denilen bu çocuklar saraylarda eğitim aldıktan sonra, içlerinden başarılı olanlar Enderun’a alınır, diğerleri çıkma adıyla askerî birliklere dağıtılırdı.                                         Enderun’un ilk kademesi ve Enderun Mektebinin hazırlık sınıfı Büyük ve Küçük Odalar ’da ilk Türkçe, Arapça, Farsça ve Kur’an öğretilirdi. Sadece okur ve yazarlardı. Daha sonra spor faaliyetleri eklenirdi. Dolamalı da denilirlerdi.                                                                                          Doğancı Koğuşu, kırk kişiden oluşur. Enderunluların beşinci kısmıdır. İşleri padişaha ait av hayvanlarını besleyip uçmayı öğretmek ve ava çıktığı zamanlarda padişaha hizmet etmektir.                      Seferli Koğuşu, IV. Murat zamanında kurulmuştur. Hükümdarın çamaşırları için kurulan koğuş, daha sonra sanat faaliyetlerine başlamıştır. Koğuştan birçok şair, kemankeş, hanende çıkmıştır.                    

Kiler Odası, Fatih Sultan Mehmet zamanında kurulmuştur. İç Hazine ile Hazine Odası arasında yer almaktadır. Yemek işleriyle uğraşırlardı. 30-70 kişi bulunurdu.                                      Hazine koğuşu Fatih Sultan Mehmet tarafından kurulmuş, Yavuz Sultan Selim zamanında teşkilatlanmıştır. 50-100 kişi olurlardı. Hazine işiyle uğraşırlar, saraydakilere maaşlarını dağıtırlardı. Has Oda, Enderun kademelerinin sonuncusu idarecilik yapmak üzere eğitilmişlerdir.

Enderun şairlerinin pek azının divanı vardır.

ENDERUNLU ŞAİRLER                                                                                                              Enderunda yetişen şairlerden bahseden kaynaklar:

Hane-i Hassa Şairleri

  Hazine-i Hümayun Şairleri

Kilar-ı Hassa Şairleri

Hane-i Seferli Şairleri:

ENDERUNLU VASIF

İstanbul’da ne zaman doğduğu bilinmeyen asıl adı Osman olan şair. Halil Paşa sayesinde Enderun’a girer. 18 yıl boyunca 3. Selim’in hizmetinde bulunur. 3. Selim’e yedi kaside sunar. En çok şarkı yazan şairdir. Mahalileşme akımındaki şairlerin etkisinde kalır. Özellikle de Nedim’den etkilenir. Nedim’e göre zayıf bir şairdir. Şiirlerinde İstanbul önemli yer tutar. Kendine mahsus sözcükleri şiire sokar. Asıl merakı halk konuşması üzerinedir. Halk çok az bu kadar şiire girmiştir. Anne ile kızın diyaloglarından oluşan şiiri en dikkat çekenidir. Eski şiir açısından Vasıf, realist tavrı, mizacı ve gerçekçi aşkı nedeniyle çöküşün habercisidir. Kimi şiirleri birkaç satırı türkülerden alınmış izlenimindedir. Açık saçık şiir söyleme modasına uyanlardandır.

 

Örnek 1 (Gazel):

Her bir merâm yâra tamâm söylenilmiyor

Olmazsa yâr âşıka râm söylenilmiyor

Nesre çeviri: Yâr âşıka râm olmazsa her bir merâm yâra tamâm söylenilmiyor.                                             râm ol-: itaat etmek, boyun eğmek, bağlanmak

Diliçi çeviri: Sevgili, âşığa boyun eğip bağlanmazsa her istek tam olarak söylenilmiyor. Divan şiirinde âşığın hedefi vuslattır. Sevgili kavuşma vaadinde bulunsa da hiç sözünde durmaz. Sevgilinin vaat eder gibi görünmesi âşığı ümitle ümitsizlik arasında bırakır. Âşık bu bocalamadan keyif alır. Sevgili karşısında kendini mahkûm hisseden âşığın arzularını tam olarak söylemesi mümkün değildir. Çünkü sevgilinin, onun duygularına karşılık vermesi görülmeyen bir durumdur. Sevgili naz ve cilve ederken seven sadece boyun eğer ve yalvarır.

Muhtâc bûs-ı lâ‘line yârın recâ-yı vasl                                                                                                Mest olmadıkça asl-ı merâm söylenilmiyor

Nesre çeviri: Recâ-yı vasl yârın bûs-ı lâ’line muhtac. Mest olmadıkça asl-ı merâm söylenilmiyor.              

ûs-ı la’l: dudağı öpme, dudaktan öpme                                                                     

recâ: ümit, umma; istek, dilek, arzu

recâ-yı vasl: kavuşma ümidi, arzusu

Diliçi çeviri: Kavuşma arzusu, sevgilinin dudağını öpmeye muhtaçtır. Sarhoş olmadıkça asıl istek söylenilmiyor. Lal, açık istiareyle dudak yerine kullanılır. Vuslatın nimetlerinden biri de busedir. Dudağı öpmek, sevgiliye kavuşmaktır. Bunu sevgiliye açıkça söylemek âşık için muhaldir; ancak sarhoşken bu isteğin ifadesi mümkündür.

Tenhâda bulsam ol perî-zâdı telâşdan                                                                       

Lüknet gelip zebâna kelâm söylenilmiyor

Nesre çeviri: Ol perî-zâdı tenhâda bulsam telâşdan lüknet gelip zebâna kelâm söylenilmiyor.                                 perî-zâd: peri çocuğu, peri kadar güzel, çok güzel                                                               l           üknet: pelteklik, dildeki tutukluk, kekeleme

Diliçi çeviri: O peri kızını tenhada bulsam, telaştan dilim tutulur hiçbir söz söyleyemem. Perilerin çok güzel olduğu düşünülerek sevgili yerine açık istiareyle peri kullanılır. Periler büyü ile ortaya çıkarılabildiğinden yalnız bulmanın imkânsızlığı beyitte şart kipiyle anlatılmış. Vasıf ’ı kendine hayran edip dilinin tutulmasına sebep olan güzel, ancak bir peri kızı olabilir.

Dahl etme bana derd-i dilin söylemez deyü

Âşık ne yapsın âh a paşam söylenilmiyor

Nesre çeviri: Derd-i dilin söylemez deyü bana dahl etme. Âh a paşam, âşık ne yapsın söylenilmiyor.

Diliçi çeviri: Gönlündeki derdi söylemiyor diye beni kınama. Ah, a paşam! Âşık ne yapsın bir türlü (bu dert) söylenilmiyor!Beyte bütünüyle günlük konuşma dilinin havası hâkimdir. Derdin, gamın konağı, aşkla ilgili hâllerin odağı gönüldür. Gönlün derdi vuslata erememektir.  Kavuşamamanın verdiği ıstırabın sınırı yoktur. Buna tahammülü nispetinde âşığın sevgili katındaki değeri artar. Çünkü dert, sevgiliden gelmektedir; çekmek gerekir. Gönül derdi söylense de ilacı yoktur. Doktorun vereceği ilaç, aşka kâr etmez. Onun ilacı sevgilidedir. “A paşam” seslenişinin muhatabı gönül derdini söyleyemeyen âşık olmayan âşığı kınayanlardır.

Vâsıf bezimde böyle gazel dest-i yârdan

Nûş itmedikçe bir iki câm söylenilmiyor

Nesre çeviri: Vâsıf, bezimde dest-i yârdan bir iki câm nûş itmedikçe böyle gazel söylenilmiyor.                dest-i yâr: sevgilinin eli                                                                                                                  nûş it- : içmek                                                                                                                                 câm: şarap kadehi; bardak

Diliçi çeviri: Vasıf, içki meclisinde sevgilinin elinden bir iki kadeh içmedikçe böyle gazel söylenilmiyor. Bezm’in en mühim figürlerinden biri içki sunan sakidir. Âşığın nazarında sevgili, saki konumundadır. Âşığı sarhoş eden sevgilinin sunduğu şaraptan ziyade onun güzelliğidir. Sevgilinin sunduğu kadeh, şairin dilinin açılmasını sağlıyor. Böyle bir gazelin söylenmesine vesile oluyor.

Örnek 2 (Gazel)

Âşık-ı firkat-nişânı görmeyen görsün beni                                                                             Külhan-ı âteş-feşânı görmeyen görsün beni

Nesre çeviri: Âşık-ı firkat-nişânı görmeyen beni görsün. Külhan-ı âteş-feşânı görmeyen beni görsün.        firkat: dostlardan ve sevgiliden ayrılık, ayrılış                                                                                firkat-nişâ: sevgiliden ayrı kalan                                                                                                  külhan: hamamlarda suyu ısıtmak için ateş yakılan yer                                                                  âteş-feşân: ateş saçan, ateş püsküren

Diliçi çeviri: Sevgilisinden ayrı kalmış âşığı görmeyen beni görsün; ateş saçan ocağı görmeyen bir bana baksın. Âşığın en belirgin özelliklerinden biri ayrılığı (firkat/fürkat ) en olmaz biçimde yaşamasıdır. Âşık, firkat yüzünden sabahlara kadar yanar yakılır. Âşık için ayrılık, bazen bir cehennem bazen de bir külhan olur. Külhan’ın kelime anlamı ateş evi, ateş yanan evdir. Ayrılık ıstırabı ateştir, daima âşığı yakar. Âşığın gözünde tutuşup gönlünde alevlenen bu ateş sönmez. Hatta çekilen ahlarla ateş körüklenir. Bu ateşin odağı gönül adeta bir külhandır, ateş evidir. Vasıf, sevgilisinden ayrı kalmış âşığın hâlinin ve ateş saçan hamam ocağının nasıl olduğunu bilmeyenlerin kendisine bakmalarını istiyor. Böylece kendisini görenlerin âşığı ve külhanı görmelerine gerek kalmayacaktır. Şair, gönlündeki ayrılık ateşiyle külhan ateşini ilişkilendirerek mübalağa yapıyor. Beyitte ses ve anlam itibariyle benzeyen kelimeler paralel bir biçimde sıralanarak ahenk sağlanmıştır.

Ol gülün nâr-ı firâkıyla donandım şöyle kim                                                                         Vakt-ı gülde gülsitânı görmeyen görsün beni

Nesre çeviri: Ol gülün nâr-ı firâkıyla şöyle donandım kim vakt-ı gülde gülsitânı görmeyen beni görsün.     nâr-ı firâk: ayrılık ateşi                                                                                                                 vakt-i gül: gül mevsimi, ilkbahar

Diliçi çeviri: O gül gibi sevgilinin ayrılık ateşiyle öylesine donandım ki gül mevsiminde gül bahçesini görmeyen beni görsün. Sevgili gül olunca âşık da ayrılığın ıstırabıyla yanık yanık dem çeken bir bülbül olur. Ayrılığın ıstırabı âşığı baştan ayağa ateş kılmıştır. Ateş kırmızıdır, gül de. Ateşler içinde yanan âşık kıpkırmızı bir gül bahçesini andırmaktadır. O hâlde gül bahçesine hacet yoktur. Gül bahçesini görmek isteyenin âşığa bakması yeterli olacaktır. Birinci beyitteki ayrılık ateşiyle yanan âşık hayali bu beyitte de tekrar ediliyor. Tek fark, âşığın ruh hâli burada külhan yerine gül bahçesiyle ilişkilendiriliyor (mübalağa). Sevgili güle benzetilmiş. Sadece benzetilen unsuru gül söylendiğinden açık istiare yapılmıştır. Divan şiirinde gül, çiçeklerin sultanıdır. Baharın diğer adının gül mevsimi oluşu ( mecaz-ı mürsel ) gülün öneminden kaynaklanır.

 Şol kadar giryânıyam bir zâlimin kim sû-be-sû          

Cûşiş-i şâd-ı revânı görmeyen görsün beni

 

Nesre Çeviri: Bir zâlimin şol kadar giryânıyam kim sû-be-sû cûşiş-i şâd-ı revânı görmeyen beni görsün. 

giryân : ağlayıcı, ağlayan                                                                                                       

sû-be-sû : taraf taraf, her tarafa, her yana, her tarafta, her yanda

cûşiş : coşma, kaynama

şâd-ı revân : şadırvan, en çok cami avlularında bulunan, etrafı çok musluklu duvarla çevrili su haznesi

Örnek 3 (Şarkı)

Kimin mecbûr-ı hüsn ü ânısın şûh-ı şenin kimdir

Benim sensin gülüm ey gonce-fem söyle senin kimdir

Ne gülzâr-ı cemâlin bülbülüsün gülşenin kimdir

Benim sensin gülüm ey gonce-fem söyle senin kimdir

Sen kimin güzelliğine ve albenisine tutkunsun? Senin çapkın, nazlı, şen sevgilin kimdir? Ey gonca ağızlım! Benim gülüm sensin, söyle senin kimdir? Sen hangi güzellik bahçesinin bülbülüsün? Ey gonca ağızlım! Benim gülüm sensin, söyle senin kimdir?

Niçün kâr eyledin kendine böyle nâle vü zârı                                                                         Aceb sen kangı serv-i kâmetin oldun hevâdârı                                                                                İnâyet kıl n’olursun şüpheden kurtar bu gamhârı                                                                      Benim sensin gülüm ey gonca-fem söyle senin kimdir

Kendine böyle ağalayıp inlemeyi niçin iş edindin? Acaba sen hangi servi boylunun aşkına düştün? Ne olur bir iyilik et, bu dertliyi şüpheden kurtar: Ey gonca ağızlım! Benim gülüm sensin, söyle senin kimdir?

Eğer kendin gibi bir dilrübâya olmasan meftun                                                                                 Senin günden güne olmazdı böyle âteşin efzûn                                                                              Beni dilhûn sen ettin ya senin kim etti bağrın hûn                                                                       Benim sensin gülüm ey gonce-fem söyle senin kimdir

Eğer kendin gibi gönül alıcı bir güzele vurulmamış olsan, senin günden güne ateşin böyle artmazdı. Benim gönlümü sen üzdün, ya senin bağrını kim kanla doldurdu? Ey gonca ağızlım! Benim gülüm sensin, söyle senin kimdir?

Çekip sen âh-ı cângâh eyledikçe arz-ı hâhişler                                                                                   Senin âhın benim mânend-i hançer cânıma işler                                                             Nedendir sende Vasıf gibi böyle âh u nâlişler                                                                       Benim sensin gülüm ey gonce-fem söyle senin kimdir

Sen böyle canevinden ahlar çekip isteklerini ortaya döktükçe, senin ahların hançer gibi benim canıma işliyor. Vasıf gibi sendeki bu ahlar ve inlemeler nedendir? Ey gonca ağızlım! Benim gülüm sensin, söyle senin kimdir?

AÖF Ücretsiz Ders Özeti Paylaşımları
1
ATA AÖF - KURTARMA ARAÇLARI EĞİTMİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
2
ATA AÖF - AFETLERDE RİSK VE KRİZ YÖNETİMİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
3
ATA AÖF -MESLEK HASTALIKLARI 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
4
ATA AÖF - BİREYLERLE SOSYAL HİZMET 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
5
ATA AÖF - ETİKETLEME VE İŞARETLEME 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
6
ATA AÖF - YÖNETİM BİLİŞİM SİSTEMLERİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
# TÜM ÖZETLERİ LİSTELE
Siz de hemen Ders Özeti sipariş verin, derslerinize kolayca çalışarak mezun olun.

Anadolu Üniversitesi Özet

Atatürk Üniversitesi Özet

Etiketler: ata aöf - ata aöf çıkmış sorular - ata aöf ders özeti - burhan kankaya - burhan kankaya ders özeti


Bu yazı 21.03.2017 tarihinden itibaren 1 kez okundu.




AÖF Çıkmış Sorular (Anadolu Ünv.) AÖF Çıkmış Sorular (Atatürk Ünv.) AÖF Ders Özetleri AÖF Deneme Sınavları AÖF Ders Kitapları Açık Lise Çıkmış Sorular
İletişim Bilgileri Firmamız Hakkında Sipariş ve Kargo Takibi Mesafeli Satış Sözleşmesi Garanti ve İade Şartları Gizlilik Sözleşmesi Ödeme ve Teslimat