Hizmette 10+ Yıl ve binlerce müşteri memnuniyeti... | %100 doğru kaynak | %100 memnuniyet | %100 mezuniyet | 0.332 350 23 47
0.541 350 23 42
FEL407U-ESTETİK VE SANAT FELSEFESİ DERSİNİN 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
FEL407U-ESTETİK VE SANAT FELSEFESİ DERSİNİN 1. ÜNİTE DERS ÖZETİNE VE DİĞER DERSLERİN DERS ÖZETİNE ULAŞABİLİR, AÖF ÇIKMIŞ SORULARI, AÖF DERS ÖZETLERİNİ VE AÖF YARDIMCI KAYNAK KİTAPLARI ONLİNE SİPARİŞ VEREBİLİRSİNİZ...

ÜNİTE 1: TEMEL KONULAR

Günlük hayatımızın da içinde olan "estetik" kelimesi felsefede özel bir araştırma alanının adıdır."Estetik" kelimesi Yunanca "duyular yoluyla algılama" anlamına gelen aisthanomaikelime­sinden gelmektedir. Aisthesisde algı, duyum anlamında kullanılmıştır."Estetik" kelimesi özünde duyularımı­zın, algılarımızın ortaya koyduğu bilgi anlamında kullanılmış bir epistemolojik ke­limedir. Akıl yoluyla ulaşılan bilgiden farklı olarak değişen dünyaya dair bildikle­rimizi ortaya koyar.

-"Estetik" kelimesini epistemolojik bağlamından koparmadan "duyusal bilgi" an­lamında kullanan ama aynı zamanda estetiği özel bir araştırma alanı yapan ve hat­ta yayınladığı Aestheticaadlı yapıtıyla estetiği bir bilim gibi ele alan ilk felsefeci on sekizinci yüzyılda yaşamış olan Alexander G. Baumgarten (1714-1762) dir. Baumgarten rasyonalistlerin kullandığı "akıl yoluyla açık ve seçik olarak bilinen" ve "du­yular yoluyla açık ve seçik olarak bilinemeyen" kavramlar ayrımını temel alarak es­tetiği açık ve seçik olmayan bir bilginin yani duyusal bilginin bilimi olarak tanım­lamıştır. Açıklık ve seçiklik rasyonel bilginin ölçüsüyken açık ve seçik olmamak (bulanık olmak) duyusal bilginin (estetik bilginin) ölçüsüdür. İşte duyusal bilginin mantığını araştıran alanın adı da estetiktir.

 

-Baumgarten'e göre "üçgen" kavramının doğrudan bili­nebilen bir kavram olması anlamında içerdiği "açıklık" gibi olmasa da estetiğin kavramları da kendilerine özgü bir tür açıklığa sahiptirler,

Baumgarten "estetik" kelimesini özellikle sanatta "güzelin duyular yoluyla algı­lanması" anlamında kullandı. Başka bir deyişle, estetik duyusal yetkinliği yani gü­zelliği araştıran bir alan oldu. Bu anlamda duyusal bilgi duyusal alanın bütününe değil, güzel fenomenine, güzel ile ilgili olan bilgiye yöneldi ve böylece estetik fel­sefenin "güzeli araştıran" bir alt alanı olur.

-"Sanat felsefesi" adı altında yapılan araş­tırmalar özellikle yirminci yüzyıldan itibaren hız kazanmıştır. Bununla birlikte tek tek sanat dallarının ortaya çıkışı tabi ki estetiğin doğuşundan çok daha eskidir ve "sanat felsefesi" adıyla olmasa da "sanat üzerine düşünme" tarihte yerini almıştır.

 

-Günümüzde kimi düşünürlerce estetik ile sanat felsefesinin ayrı alanlar olarak ele alınmasının kaynağı Antik Yunan düşünürlerinin metinlerine dayandırılabilir, Bu metinlerde, özellikle de Platon ve Aristoteles'in metinlerine baktığımızda, "du­yusal bilgi" anlamını temel alan bir "güzel üzerine düşünme" ve tek tek sanat dal­larından örneklerle ortaya konan bir "sanat üzerine düşünme" buluyoruz. Bu du­rum estetik ile sanat felsefesinin konularının ayrı olduğu izlenimini doğurmuştur. Ne var ki estetiğin felsefenin bir alt alanı olarak sistemli bir şekilde araştırılması on sekizinci yüzyıla, Baumgarten'inAestheticakitabının yayımlanmasına kadar gecik­miştir. Başka bir deyişle Baumgarten'e kadar "estetik" ya da "sanat felsefesi" adı al­tında araştırmalar yapılmamıştır.

-Platon'un sanat anlayışına  da sanatçı, pek çok şeyin hakiki bilgi­sine sahip olmadan taklidini yapabilen bir insan olarak saygın bir konumdan yok­sun ve insanlara yanlış şeyler öğreten bir şahsiyet olarak konumlandırılmıştır. Bu­rada sanat anlayışı da yine varlık ve bilgi tasarımına göre oluşturulmuştur: Platon'a göre gerçeklikten uzaklaşıldığı ölçüde insanlar sanı dünyasında, yanılsama­lar içerisinde yaşamaya devam etmektedirler.

-Aristoteles'in sanat hakkında görüşleri: taklit etmenin, sanatın, sanatçının, kimi sanatların izleyici üzerindeki arındırıcı etkisinin son derece önem­li olduğunu anlarız. Aristoteles'te "güzel üzerine düşünme" den daha ziyade "sanat üzerine düşünme" ile karşılaşırız.

-Aristo, bir yandan son derece modern bir estetikçi gibi modern düşünceler ortaya koymuş bir yandan ise sanatsal belirlenim­lerinin çoğunu estetik alanının dışında örneğin sanatların yöneldiği erek bakımın­dan ya da sanatın psikolojik etkilerini ortaya koyarak yapmıştır. Aristoteles'den ya­pacağımız şu alıntı örneğin günümüzde de kabul gören modern bir düşüncedir: "Realitede hoşlanmayarak baktığımız bir obje, özellikle tamamlanmış bir resim ha­line gelince, ona bu sefer hoşlanarak bakarız, örneğin tiksinti uyandıran hayvanla­rın ve cesetlerin resimlerinde olduğu gibi" (Poetika). Bu modern denilebilecek dü­şünce, "tabiattaki güzelin sanata girdiği zaman çirkin olabilmesi gibi, tabiattaki çir­kinin de sanata girdiğinde güzel olabileceği" düşüncesidir.

-Estetiğin güzellik fenomenini incelediğini düşünen kimi filozoflara göre tam da bu nedenle "estetik" sözcüğü bu araştırma alanı için uygun düşmemektedir. Ma­demki söz konusu olan güzelin araştırılmasıdır, o hâlde bu disiplinin adının da bu duruma uygun olarak "güzellik bilimi" ya da "güzellik teorisi" gibi bir şey olması gerekir. Nitekim, on sekizinci yüzyılda yaşamış olan Alman filozoflardan Herder bu bilime Yunanca güzel anlamına gelen "kallos" sözcüğünden türetilen "kalligo-ne" adını; on dokuzuncu yüzyıl Alman filozoflarından olan Hegel de güzel sanat felsefesi. "kalliologie" adını vermiştir.

-Felsefi bir estetik; güzel, hoş, narin, duygusal, zarif, gösterişli, çirkin, yüce, çocuksu gibi pek çok özelliği, sanatçı-sanat yapıtı-izleyici ilişkisini ve genel olarak sanatın neliğini araştıran felsefenin bir alanıdır.

-Kant, "güzel"i incelediği gibi "yüce"yi de estetik alan içerisine dahil etmiştir. Schiller, "hoş", "çekici", "soylu", "duyusal" ve "çocuksuyu" estetik değer olarak görür. Hegel'in öğrencisi olan Rosenkranz 'da "çirkinliği" estetik ala­na katmıştır.

-Estetik aslında sanat felsefesini de içine alan daha geniş bir araştırma alanıdır.

-Estetiğin kimi problemleri felsefenin diğer alanlarıyla ilişkilidir. "Sanat bilgi üretir mi?", "Özel bir tür estetik algıdan söz edilebilir mi?", "Sa­natın ahlaki değerlerle bir ilgisi var mıdır?" gibi.

- "Güzel" kavramı estetiğin en temel kavramı olmuştur."Güzel" kavramının insanlık tarihi içerisindeki yeri de oldukça eskidir. Güzellik pek çok mitosa, masallara, destanlara konu olmuştur. Fiziksel görünümde, beden­lerde, ruhta, doğada ve tabi ki sanat alanında karşımıza çıktığı için insanoğlunun en yakından deneyimlediği bir şeydir.

-Platon'da güzel olan yalnızca "Güzel İdeası"dır. Güzel İdeası dışında güzel olan her şey hep belirli bir açıdan, belirli bir zamanda güzeldir ya da bir başka şeyle karşılaştırıldığında güzeldir.

-Güzelin ele alınışı aslında Platon'dan daha öncesine dayanır. Örneğin M.Ö. 6. Yüzyılda yaşamış olan Yunan­lı filozof Pythagoras Platon'un yaptığına benzer bir şekilde güzel olanı kendi evren anlayışının bütünü içerisine yerleştirmiştir. Ona göre en güzel şey uyumdur. Pytha­goras, evrenin adeta bir müziğinin, melodisinin olduğuna inanmış, gökyüzündeki yıldızların, ayın, güneşin dans ederek dönerlerken uyumlu bir ses çıkardıklarını id­dia etmiştir. İşte bu da ona göre güzel olandır.

-Aristoteles'te güzel üzerine detaylı bir araştırma yoktur. Yi­ne de güzellikle ilgili ondan öğrendiğimiz şey güzelin belli bir büyüklükle ilgili ol­duğudur. Buna göre, "çok büyük" ve "çok küçük" olan, yani kavrama gücümüzü aşan bir şey güzel olamaz.Bu görüşü önemsediğimizde, güzelin orantıyla ilgili olduğunu, matematiksel olarak belirlendiğini kabul etmemiz gere­kir. Aslında bu görüş Aristoteles'e hocası Platon'dan geçmiştir. Nitekim Platon da son dönemlerinde Pythagorasçılardan etkilenerek güzeli matematiksel bir kavram gibi ele almıştır. Buna göre güzellik ölçülebilir bir şey olmuştur. Örneğin, bir çem­ber kendi başına güzeldir. Şimdi Aristoteles de güzellik konusunda Platon'dan et­kilendiğine göre Antik Yunan'daki güzellikle ilgili yaygın anlayışın kökeninin Pythagorasçılara dayandığını rahatlıkla söyleyebiliriz ki ölçülebilen güzellik görü­şü çeşitlenmekle birlikte günümüzde de hâlen korunmaktadır.

-İlk Çağ, Orta Çağ ve on sekizinci yüzyıl felsefesinde güzel problemi iyi yaşam kavramı ile birlikte ele alınmıştır. Bununla birlikte on se­kizinci yüzyıldaki yaygın görüş hepimizin güzellik yetisine ya da güzellik iç duyu­suna sahip olduğumuzdur. Bu yeti bir nesnedeki belirli bölümlerin bir araya gel­mesine tepki veren bir yetidir ve güzel olana dair anlayışımızı da buradan çıkartı­rız. Francis Hutcheson, örneğin, on yedinci on sekizin­ci yüzyıl deneyimcilerinin deneye dayalı bilgi anlayışını estetikte göstermeye çalı­şarak sanatın temeline içsel duyuyu koymuştur. Güzellik ona göre adına güzel du­yusu da diyebileceğimiz içsel bir duyudur ve bir nesnedeki belirli özelliklerin kişi­ler tarafından tasarlanmasıdır. Bu anlayışa göre güzellik nesnel bir özellik değildir ancak kişilerin nesnelerdeki belirli unsurları belirleyebilme yetisidir.

-Aslında bir şeyi neyin güzel kıldığını sormak yerine bu şeyden neden hoşlandığımızı sormak daha doğru olabilir çünkü güzellik üzerine konuş­mak aslında kendimiz hakkında konuşmaktır. Yani söz konusu nesneden neden hoşlandığımızdan söz etmektir. Bir şeyden hoşlanıp hoşlanmamamızın nedenleri nesneden çok kendimizle ilgili olabilir.

-Sircello'ya göre hiç bir özellik kendi başına, genel olarak güzel değildir. Belirli bir nesneye uygulandığında ancak güzel olabilir.1975'te yayımlanan A New Theory of Beauty (Yeni Bir Güzellik Kuramı) adlı ya­pıtında Sircello ağırlıklı olarak "renk güzelliği"ni araştırır. Bunun nedeni de güzel­liğin esas olarak "dikkat çeken", "göze çarpan", "bilince işleyen" bir şey olduğu gerçeğidir. Örneğin, bir gökkuşağı gördüğümüzde kalbimiz yerinden fırlayacak gi­bi olur, gözlerimiz parlar. Algılama yetilerimiz "genişliyor" ya da "doluyor" gibidir. Güzelliğin bu anlamda duyumsanır bir etkisi vardır.canlılıkbir rengin güzel olmasında önemli bir role sahiptir. Canlılık ve renklerin güzelliği üzerine yaptığı bu araştırma Sircello'nunniteliksel derece özelliği (a property of qualitativedegree) adını verdiği bir kavramı bulmasını sağ­lamıştır.Bir nesne, yüksek derecede niteliksel derece özelliği içerdiğinde ve söz konusu özellik ilgili deneyime sahip olan kişiye zevk verdiğinde güzeldir.

-Alexander Nehamas'ın (1946-...) tam bir tanım ni­teliğinde olmasa da güzele dair yorumuna kısaca bakarak bu bölümü tamamlaya­lım. Ona göre güzel, bir "mutluluk vaadidir". Bu ifadeyi Baudelaire'den almış olan Nehamas'a göre "mutluluk vaadi" şu anlama gelmektedir: Biz bir nesneyi bizi ken­disiyle ve ilgili nesne ağıyla süre giden bir uğraşın içine çektiğinde güzel buluruz. Bu ağlar kişiseldir ve evrensel geçerlilik beklentisini karşılamazlar. Ancak Nehamas'a göre mutluluk vaadi yine de sanat deneyimi için vazgeçilmezdir.

-Sibley'e göre bir eseri estetik olmayan özelliklerden yola çıkarak tasvir etmek estetik özelliklerle ilgili bir tasvire yol açmaz. Ancak eserin estetik özelliklere sahip olduğu iddiasını desteklemek için estetik olmayan özellikler kullanılabilir. Örne­ğin, bir resmin soluk renklere ve yuvarlak çizgilere sahip olması onu zarif yapmaz. Diğer taraftan, bir kimse resmin zarif olduğu iddiasını desteklemek üzere resmin solgun renklere ve yuvarlak çizgilere sahip olması özelliklerine işaret edebilir.

-'Denge' terimi Sibley'in terminolojisinde estetik bir kavrama ya da beğeni kavramına dönüşür.

-Avangard, Fransızcada "öncü birlik" anlamına gelen askeri bir sözcüktür. Bu sözcüğün sanattaki metaforik karşılığı sanatın öncü rolünün olmasıdır. Buna göre sanatçıların yarattıkları yenilikçi yapıtlar toplumların izleyeceği yolu belirledikleri için avangard olarak değerlendirilir. Yeni olan avangard iken, sonradan benzeri yapılan artık avangard kabul edilmez. MarcelDuchamp'ın yarattığı kimi yapıtlar avangard olarak kabul edilir.

-Estetik özne; estetik bir tutumla estetik deneyim yaşayan, estetik nesneleri değerlendiren, yorumlayan, eleştiren kişidir.

-Estetik deneyim konusunda iki yaygın görüş bulunmaktadır. Bu görüşlerden biri biçimcilik diğeri ise bağlamcılıktır. Biçimcilik, estetik deneyimin nesnesini bi­çimsel özellikler olarak kabul eder. Renk, şekil, çizgiler, ses, yapı, kalıp gibi özel­likler biçimseldir. Buna göre bir kişinin estetik deneyim yaşaması dikkatinin ilgili nesnenin biçimsel özelliklerine yönelmesini gerektirir.. Biçimcilerin anladığı türden bir estetik dene­yim aynı zamanda kişinin söz konusu nesneyle kendisi arasına mesafe koyması an­lamına gelmektedir. Başka bir deyişle, deneyimi yaşayacak olan kişinin her türlü görüşünü, düşüncesini, inançlarını, istek ve hedeflerini bir kenara koyması bekle­nir. Böylelikle biçimciliğe göre estetik deneyim nesnelerin algılanabilir olan özel­likleri üzerinden değerlendirme yapmaktadır.

-Bağlamcılık görüşü ise biçimciliğin tam tersidir. Estetik deneyim için biçimsel özellikler tek başına yeterli olmaz, içerik son derece önemlidir. Hatta bağlamcıla-ra göre kimi durumlarda içerik biçimden çok daha önemli olabilir. İçeriğe dikkat etmek, ilgili nesneyle araya mesafe koymamaktır.

-Kant biçimci görüşün temsilcilerindendir. Ona göre nesneler yalnızca biçimle­rinin algılanmalarıyla zevk uyandırdıklarında estetik deneyimler de keyifli olurlar. Kant her ne kadar esas olarak estetik deneyim üzerinde değil de estetik yargılar üzerinde durmuş olsa da yine de bu türden yargıları değerlendirir­ken bir nesnenin karşısındayken yaşanan deneyimin, zevk deneyiminin ve öznel uyumun estetik yargının merkezinde yer aldığı görüşünde olmuştur.: Güzel ve diğer estetik özellikler nesnelerin sadece içsel özellikleri değil aynı zamanda algı­layan, kavrayan ve hisseden öznelerin verdiği tepkileri de içeren özelliklerdir.

-John Dewey 1958 de yayımlanan Art as Experience (Deneyim olarak Sanat) ad­lı yapıtında estetik deneyime iki temel karakter yükler. Bunlardan ilki "birlik" ve "tamamlanmışlık"tır. Bu iki nitelik olmadan deneyim oluşamaz. Dewey'e göre es­tetik deneyimin ikinci karakteri daha ziyade anlama yetilerimizle ilgilidir. Buna gö­re estetik deneyim için el ve göz yalnızca araçtırlar. Estetik deneyim denilen dene­yim el ve gözün ötesinde gerçekleşir.

-Dickie'ye göre tamamlanmış ya da biçimsel an­lamda birliğe sahip olan bir sanat yapıtı olabilir ancak aynı şeyi bir deneyim için söylemek mümkün değildir. Deneyimler için genellikle bu ifadeler kullanılmaz. Bunları kullanmak, Dickie'ye göre, algı ile algının nesnesini karıştırmaktır. Ona gö­re, tamamlanmış bir eseri görmek ya da duymak tamamlanmış bir görme ya da duymaya sahip olmamıza yol açmaz.

-Estetik nesne; estetik deneyimin nesnesi, estetik öznenin yöneldiği nesnedir.

-Estetik deneyimle yakından ilgili bir kavram da "estetik tutum" kavramıdır. Özel­likle 18. yüzyıldan bugüne estetik nesnelerin ya da estetik özelliklerin algılanma­sında özel bir tutumun (estetik tutum) da rolü olup olmadığı tartışma konusu ol­muştur. Estetik tutuma sahip olmak çoğu zaman bilişsel tutum, kişisel tutum ve pratik tutum gibi öznelerin takınabileceği diğer tutumlardan ayırt edilmiştir. Bir nesneye ya da olaya onun hakkında bir şeyler öğrenebilmek için yaklaşıyorsam tu­tumum bilişsel, kendimle ilgili kimi şeylerle benzerlik kurmak için yaklaşıyorsam tutumum kişisel ve kullanışlılığı açısından yaklaşıyorsam da pratik olarak kabul edilebilir.

-İlgisizliğin estetik dışındaki anlamı, yargılamada ya da tartışmada yansız kalmak, taraf tutmamaktır. Estetikteki kullanımı ise nesnenin varoluşu ve pratik kullanımıyla ilgilenmemektir.

-Edward Bullough (1912) "ilgisizlik" kavramına "duygusal ayrılma"yı eklemiştir. Ona göre örneğin trajik bir oyunu doğru bir şekilde değerlendirebilmemiz için sahnede olup bitenlere müdahale etmekten kendimizi alıkoyacak kadar oyundan ayrılmalıyız. Bu fikre Goldman şu şekilde karşı çıkıla­bileceğini söylemiştir: Bir trajedide ağlarken, bir korku filminde korkudan yerimiz­den zıplarken ya da bir romanın olaylar dizisine kendimizi kaptırmışken eserden ayrılmış, kopmuş olduğumuzu söylemek zordur. Oysaki tam da bu sırada bu eser­lerin estetik niteliklerini dolu dolu değerlendiriyor olabiliriz.

-Kendall Walton (1970) ve Arthur Danto (1981)'ya göre de bir sanat yapıtının nasıl sınıflandırıldığı kişinin algıladığı estetik özellikleri etkiler.

-Doğa nesnesi ya da bir sanat ya­pıtına estetik bir yüklem yüklediğimizde bir yargıda bulunmuş oluruz. Bu yargı bir değer yargısıdır. Değer yargıları arasında en yaygın olanlar etik ve estetik değer yargılarıdır.

-DabneyTownsend'e göre üç tür estetik yargı vardır: Kar­şılaştırmalı yargılar, mutlak yargılar ve estetik deneyim yargıları

1)         Biçimi "A, B'den daha iyidir" olan karşılaştırmalı yargılar

2)         Biçimi "A, B'dir" olan mutlak yargılar.

3)         Belirli bir biçimde olmayan, kendi içinde değer taşıdığına inanılan ve "este-
tik duygunun kendine yönelik" olan estetik deneyim yargıları

-. Es­tetik yargı ilk olarak detaylı bir şekilde Kant tarafından ele alınmıştır. Kant estetik yargıyı beğeni yargısıyla aynı anlamda kullanır. Beğeni ise "güzeli yargılama yeti-sidir." "Bir nesneye güzel diyebilmek için neyin gerekli olduğunu beğeni yargısı­nın çözümlemesi ortaya çıkarmalıdır." Beğeni yargısı bir bilgi yargısı yani mantık­sal bir yargı değil estetik bir yargıdır ve "onunla belirlenim zemini öznel olmak­tan başka türlü olamayanı anlarız".. Öznel olmalarının en belirgin nedeni de zevk duygusuna dayanmalarıdır. Zevk duygusuna dayanan estetik yar­gılar öznel olmaları nedeniyle de doğrulanamazlar.

-Sibley'e göre de üç tür estetik yargı vardır. Buna göre bir estetik yargı estetik bir terim içerebilir; estetik bir terim içermediği halde yargı estetik olabilir ve son olarak bir estetik yargı nesneleri değerlendirebilir.

AÖF Ücretsiz Ders Özeti Paylaşımları
1
ATA AÖF - KURTARMA ARAÇLARI EĞİTMİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
2
ATA AÖF - AFETLERDE RİSK VE KRİZ YÖNETİMİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
3
ATA AÖF -MESLEK HASTALIKLARI 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
4
ATA AÖF - BİREYLERLE SOSYAL HİZMET 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
5
ATA AÖF - ETİKETLEME VE İŞARETLEME 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
6
ATA AÖF - YÖNETİM BİLİŞİM SİSTEMLERİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
# TÜM ÖZETLERİ LİSTELE
Siz de hemen Ders Özeti sipariş verin, derslerinize kolayca çalışarak mezun olun.

Anadolu Üniversitesi Özet

Atatürk Üniversitesi Özet

Etiketler: ata aöf - ata aöf çıkmış sorular - ata aöf ders özeti - burhan kankaya - burhan kankaya ders özeti


Bu yazı 21.03.2017 tarihinden itibaren 1 kez okundu.




AÖF Çıkmış Sorular (Anadolu Ünv.) AÖF Çıkmış Sorular (Atatürk Ünv.) AÖF Ders Özetleri AÖF Deneme Sınavları AÖF Ders Kitapları Açık Lise Çıkmış Sorular
İletişim Bilgileri Firmamız Hakkında Sipariş ve Kargo Takibi Mesafeli Satış Sözleşmesi Garanti ve İade Şartları Gizlilik Sözleşmesi Ödeme ve Teslimat