Hizmette 10+ Yıl ve binlerce müşteri memnuniyeti... | %100 doğru kaynak | %100 memnuniyet | %100 mezuniyet | 0.332 350 23 47
0.541 350 23 42
HUK205U-CEZA HUKUKU DERSİNİN 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
HUK205U-CEZA HUKUKU DERSİNİN 1. ÜNİTE DERS ÖZETİNE VE DİĞER DERSLERİN DERS ÖZETİNE ULAŞABİLİR, AÖF ÇIKMIŞ SORULARI, AÖF DERS ÖZETLERİNİ VE AÖF YARDIMCI KİTAPLARI ONLİNE SİPARİŞ VEREBİLİRSİNİZ...

1.ÜNİTE - CEZA HUKUKU GENEL HÜKÜMLER

CEZA HUKUKUNA GİRİŞ VE CEZA KANUNU

Ceza Hukuku, failin kişiliğine göre değişebilen, cezaî sonuçlarla yasaklanan hukuka aykırı fiilleri öngören hukuk normlarının bütününden oluşan hukuk dalıdır. Cezaî sonuçların uygulanabilmesi şartlarını belirten normlar ile bu sonuçların türünü, biçimini gösteren normlar da ceza hukukuna dâhildir.

 Normların bulunduğu yer önemli değildir. Ceza Kanunu dışındaki kanunlarda yer alan normlar da cezai bir nitelik taşıyabilir.

 Modern ceza hukuku, hukuka aykırı fiil, failin kişiliği ve cezaî sonuçlar olmak üzere üç ana bölüme ayrılabilir.

 * Hukuka aykırı fiil veya suç, ceza hukuku için vazgeçilmezdir. Bu ilke yok sayılırsa; ortada suç olmasa bile bireyin tehlikeliliğini esas alarak onu yaptığından ötürü değil, oluş biçiminden ötürü takip eden bir ceza hukuku ortaya çıkar.

 * Failin kişiliğinin nazara alınması modern ceza hukukunun insanileştirici özelliğini oluşturur. Failin kişiliği, fiilin kaynağı, oluşumu ve amaçları yönünden anlaşılmasına ve değerlendirilmesine hizmet eder. Suç ve suçlu birbirinden ayrılmaz bir bütündür. Cezai sonuçlar, kendisine uygulanan bireyin kişiliğine uydurulmadığı takdirde ne ödetici, ne de önleyici-eğitici hedefe ulaşılabilir.

 * Cezaî sonuçlar ise, suça özelliğini veren ve onu diğer hukuka aykırı fiillerden ayıran husustur. Esas itibariyle caydırma ve ıslah araçlarıdır. Örgütlenmiş her toplum, tarihi yönden vazgeçilemez olan bu araçların yardımı ile suçlulukla mücadele etmeye ve bunu kontrol altına almaya çalışır.

CEZAÎ DÜZENİN İŞLEVİ

 Hukuk, sosyal topluluğun korunması amacını güden ve bu amaçla bireysel özgürlüklere getirilmiş bulunan bir sınırlamalar sisteminden ibarettir. Devleti özünde sadece kamu düzenini korumak amacı güden bir jandarma olarak kabul eden bu anlayış, genel olarak hukuk düzeni yönünden olduğu kadar, ceza hukuku yönünden de kabul edilemez.

Hukuk ilk planda bir sınırlar düzenlemesi olarak ortaya çıksa da günümüzde organize edici, itici ve geliştirici bir işleve sahiptir.

 Çağdaş devlet; sadece sınırlar getirerek negatif değil, hem ortak hayat şartlarını korumak, hem bu şartları geliştirmek, hem de belirli hedeflere yöneltmek için toplumsal bilinci değiştirmek gibi amaçlarla, aktif bir davranış da ortaya koyar.

CEZA HUKUKUNUN TÜRLERİ

Ceza hukuku tarihine bakıldığında üç ayrı ceza hukuku anlayışından söz edilebilir. Bunlar; baskıcı ceza hukuku, ayrıcalıkçı ceza hukuku ve özgürlükçü ceza hukuku anlayışlarıdır.

TÜRK CEZA KANUNU’NA HÂKİM OLAN ANLAYIŞ

1889 tarihli İtalyan Ceza Kanunu gibi, onun hemen hemen aynen çevirisi olan 1926 tarihli Türk Ceza Kanunu da liberal-muhafazakâr bir ideolojinin ürünüydü.

1936 yılında 1930 tarihli Rocco Kanunu’na göre yapılan değişiklikler ve getirilen yeniliklerle, baskıcı ve ayrıcalıkçı özellikler taşıyan bir ceza kanununa dönüşmüştü. 1991 yılında Avrupa Birliği hedefine paralel olarak baskıcı hükümlerin çıkarılması için çalışmalar hızlanmıştır.

 Bu gelişmelerin ve iyileştirmelerin yoğunlaştığı bir dönemde hazırlanan ve kanunlaşan 2004 tarihli Türk Ceza Kanunu, belli bir ceza hukuku anlayışını yansıtmayan, biçim ve içerik yönünden hatalar ve çelişkilerle dolu olan devşirme bir kanundur.

CEZA HUKUKU VE CEZA MUHAKEMESİ HUKUKU

Ceza hukuku ve ceza muhakemesi hukuku aralarındaki sıkı ilişkiye rağmen farklı iki hukuk dalını oluşturur.

Ceza muhakemesi hukuku, muhakemeyi, yani devlet organlarının ceza kanununun ihlâl edilip edilmediğini, ihlâl edene verilecek cezayı belirlemeye yönelik faaliyetini düzenleyen hukuk dalıdır.

En önemli farklar, kanunların zaman yönünden uygulanması ve yorumu yönünden ortaya çıkmaktadır. Ceza kanunları yönünden kural olarak geçmişe uygulanmazlık ilkesi ve kıyas yasağı söz konusudur. Ceza muhakemesi hukukunda kıyas yasağı bulunmadığı gibi, derhal uygulanırlık ilkesi hâkimdir.

Bir norm, suçun var olabilmesi için gerekli şartları, uygulanacak müeyyidenin türünü ve özelliklerini belirlemeye yönelik ise ceza hukukuna; bir ihlâl gerçekleştiğinde belirli müeyyidenin faile ulaşmasını sağlayan faaliyetler bütününü düzenlemeye yönelik ise muhakeme hukukuna aittir.

CEZA HUKUKU

Ceza normunun tanımı ve özellikleri nelerdir?

Cezaî nitelikteki her bir kanun hükmüne ceza normu denir.

Ceza normu emredicidir.Devlet tarafından konulan bir davranış kuralı olarak, uyulması zorunlu bir normdur. Bu hukukun esas işlevi, bazı davranışları yasaklamak, diğer bazılarını emretmek suretiyle ülkede yaşayanların davranışlarını düzenlemektir. Emredici olmayan ceza normu ölü bir metin olurdu.

 Ceza normunun işlevi sadece emretmekten ibaret değildir.  Değerlendirici bir işlevi de vardır. Ceza normunun emredici ve değerlendirici olma işlevleri bir bütündür. Zira hukuk normu emretmeksizin değerlendirmediği gibi, değerlendirmeden de emretmez.

Bir başka özelliği, onun sadece devlet tarafından konulabilmesidir. Bu nedenle çeşitli kurumların statülerinde öngörülen ve ceza normlarına benzeyen normlar, gerçek anlamda ceza normları değildir.

Kural ve Müeyyide

Suç ve ceza yaratan normlar iki unsurdan oluşmaktadır. Bunlar kural ve müeyyidedir.

Kural, belirli bir davranışta bulunma emridir; belirli bir hareketi yapmama veya yapma emridir. Müeyyide ise, daha önce de belirtildiği üzere, kuralın ihlâlini izlemesi gereken hukukî sonuçtur.

Ceza kuralları genellikle yasak biçimindedirler. Buna karşılık, bazı hallerde, bunlar belirli bir hareketin yapılmasını emretmek suretiyle, emir şeklinde ortaya çıkarlar.

Kuralda suçu oluşturan fiilin tanımı yer alır. Bu tanıma kanuni tip veya kanuni tanım denir.

Müeyyide, yani kuralın ihlâlinden doğan cezaî sonuç, genellikle bir kötülük tehdidini içerir ki bu da cezadır.

Normun iki temel unsuru olan kural ve müeyyide her hükümde bir arada bulunmayabilir. Norm bazen çeşitli hükümlere dağılmış olabilir. Böyle hükümlere eksik veya tam olmayan hükümler denir.

Ceza Normlarının Muhatabı

Kanunun emirleri mutlak bir değere sahiptir. Bu emirler herhangi bir kimse yönünden ve şartsız olarak gerçekleşmek amacını güderler. Öyle ki, bu emirler; bunları bilmeyenlere dahi uygulanır.

KANUNİLİK İLKESİ

Ceza Hukukunun Kaynağı

Ceza normu devletin egemen gücünün bir yansımasıdır. Hukukun kaynağı deyimi, hukukun toplum hayatında aldığı biçim anlamında da kullanılır. Kanun, kanun hükmünde kararname, tüzük, yönetmelik gibi. Bu konuda da kanunilik ilkesi hâkimdir.

Kanunilik İlkesi

İşlendiği zamanın kanunu tarafından açıkça suç sayılmayan bir fiili cezalandırma ve kanun tarafından açıkça tespit edilmeyen bir ceza ile cezalandırma yasağını ifade eder.

Bu ilkenin iki sonucu vardır.

a.  Anti sosyal olsalar bile kanunun açıkça suç saymadığı hareketler cezalandırılamaz.

b. Kanunun açıkça suç saydığı hareketler, sosyal yönden tehlikeli olmasalar bile, cezalandırılır.

Kanunilik ilkesi, yürütmenin ve yargının keyfiliğini önlemeye, hukukî kesinliği ve eşitliği sağlamaya yönelik olduğu için, birey haklarının garanti altına alınması yönünden yeri doldurulamayacak bir işleve sahiptir.

Kanunilik ilkesi üç alt ilkeye dayanır.

a. Kanunun Tekelciliği İlkesi

Hukukun kaynağını yalnızca kanunla veya kanun gücüne sahip işlemlerle sınırlandırmayı amaçlar. Bu ilke kanunun yazılı olmayan kaynaklarını (örf ve adet gibi) reddeder.

Örf ve Âdet

Örf ve adet için belirli bir davranışın aralıksız tekrarı yeterli değildir. Buna, böyle bir uygulamanın hukuken zorunlu olduğu yolunda bir inancın da eklenmesi gerekir.

Örf ve adet hukukun diğer dalları için önemli olsa da ceza hukuku için önemli olamaz. Nitekim örf ve âdet ile yeni suç tipleri ve ceza yaratılamaz. Bir hüküm ve suç da ortadan kaldırılamaz.

 

 

 

TCK m.2/1: Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz.

 

 

 

 

 


 

 

Aynı zamanda örf ve âdetin, sanığın aleyhine olmaması ve
dolayısıyla TCK. nın 2. maddesine aykırı sonuçlar içermemesi
şartıyla, hukukî bir etkiye sahip olduğunu kabul etmek gerekir.
Hukuka uygunluk nedenleri ve kusurluluğu ortadan kaldıran
nedenler doğurabilirler.

Kanunun Açıklığıİlkesi

Açıklık ilkesi ceza kanununun kaleme alınışını ilgilendirmektedir. Bu ilke, her şeyden önce, kanunda açık şekilde öngörülmemiş olan durumlarda cezalandırma olanağını ortadan kaldırarak yargıcın keyfiliğini önlemeyi amaçlar.

Ceza Kanunlarının Yorumu

Yorum olmaksızın normun somut olaya uygulanabilmesi mümkün değildir. Kanunu uygulayacak kişi normun özünde yer alan gerçek anlamını ve kapsamını araştırmak zorundadır.

Yorum, sonuçlarına göre ikiye ayrılır: Daraltıcı yorum ve genişletici yorum.
Kanunun görünüşteki anlamı gerçek anlamından daha geniş ise daraltıcı yorum, görünüşteki anlamı gerçek anlamından daha dar ise genişletici yorum söz konusu olacaktır.

Yorumcu hukuk yaratmaz; çünkü bu kanunun görevidir; ancak yorumcu, gerektiğinde yasamanın ortaya koyduğu emirleri tamamlamak suretiyle hukukun yaratılmasına katılır.

TCK’nın 2. Maddesinde kıyas yasaklanmıştır ancak sadece suç ve ceza içeren hükümlerin uygulanmasında ve yorumlanmasında kıyası yasakladığına göre (m.2, f.3) suç ve ceza içermeyen hükümler yönünden, lehte kıyas yapılmasına kanunî bir engel bulunmamaktadır. Bu itibarla, fiilin hukuka aykırılığını ortadan kaldıran nedenler konusunda kıyas işleminin yapılabileceği kabuledilmelidir.

Kanunun Geçmişe Uygulanmazlığı

Ceza Kanunlarının Zaman Yönünden Geçerliliği

Geçmişe Uygulanmazlık İlkesi, ceza kanunlarının sadece yürürlüğe girmelerinden sonra işlenen fiillere uygulanabileceği ve dolayısıyla daha önce işlenen fiillere  ygulanamayacağına ilişkin ilkedir.

Uygulanmazlık İlkesi; kanunun, yürürlükten kalktıktan sonra işlenen fiillere uygulanmamasına ilişkin ilkedir.

Kanuni Düzenleme

TCK’nın 7. maddesi üç ayrı ipotezi öngörmektedir.

Birincisi, yeni suçlar yaratılması ipotezidir. Bu ipotez, yeni kanunun daha önce var olmayan yeni bir suç yaratması halinde söz konusu olur. Bu durumda “aleyhteki kanunun geçmişe uygulanmazlığı ilkesi” geçerlidir.

İkinci ipotez, suç öngören bir normun yürürlükten kaldırılmasına ilişkindir. Bu durum, yeni kanun daha önce var olan bir suçu tamamen ortadan kaldırdığında söz konusudur. Burada lehte olan kanunun geçmişe uygulanabilirliği ilkesi geçerlidir.

2004 tarihli Ceza kanunu, “geçiçi veya süreli” kanunlar yönünden, bu kurala istisna getirmiştir. Nitekim 7.maddenin dördüncü fıkrasına göre “Geçici veya süreli kanunların, yürürlükte bulundukları süre içinde işlenmiş olan suçlar hakkında uygulanmasına devam edilir” hükmü yer almaktadır.

Üçüncü ipotez ise, değişiklik yapan kanunların birbirini izlemesine ilişkindir. Bu durum, yeni kanunun yeni suçlar yaratmadığı, var olan suçları da ortadan kaldırmadığı, fakat daha önce suç olan ve halen de suç olmaya devam eden fiile ilişkin cezai uygulamaları değiştirdiğinde söz konusudur. Failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur. Ancak 2004 tarihli Ceza Kanunu infaz rejimi yönünden bu kurala istisna getirmiştir. Nitekim 7. maddenin üçüncü fıkrasına göre “Hapis cezasının ertelenmesi, koşullu salıverme ve tekerrürle ilgili olanlar hariç” infaz rejimine ilişkin hükümler, lehe veya aleyhe olmasına bakılmaksızın, derhal uygulanacaktır.

Lehe olan kanunun hangisi olduğu araştırılırken sadece cezanın türü ve süresi değil, aynı zamanda güvenlik tedbirleri, suça etki eden (ağırlaştıran ve hafifleten) nedenler, erteleme ve benzeri kurumların kabul edilmiş veya bunların şartlarının kolaylaştırılmış olup olmaması, soruşturmanın veya kovuşturmanın şikâyete bağlanmış olup olmaması gibi durumlar da nazara alınır.

Suçun İşlendiği Zaman

Her şeyden önce, fiilin hangi kanun zamanında işlendiğini belirlemek gerekir.

Sorun, fiilin bir birbirini izleyen kanunlardan birinin yürürlükte olduğu sırada başlayıp diğer kanun yürürlükte iken bitmesi durumunda ortaya çıkar. Sonucun hareketten bir süre sonra ortaya çıktığı suçlar, hareketin parçalara bölündüğü suçlar örnek gösterilebilir.

Doktrinde ileri sürülen birinci ölçütte suç, davranışın yapıldığı anda; ikincisinde kanuni tipin tamamlandığı anda; üçüncü olan karma ölçütte suçlunun lehine olmasına göre ilk iki görüşten biri esas alınır.

Suçun işlendiği zaman sorunu, bu zamanla ilgili olan her bir kurumun özel amacına ve gereklerine göre çözülmelidir. Bu açıdan suç davranışın gerçekleştirildiği anda işlenmiş sayılmalıdır. Fail davranışı gerçekleştirdiği sırada yürürlükte bulunan kanuna göre beklediğinden daha ağır sonuçlara tabi tutulmamalıdır.

CEZA KANUNUNUN YER YÖNÜNDEN SINIRLARI

İlkeler

Ülkesellik ilkesine göre ceza kanununun uygulama alanı, kanunu koyan devletin ülkesiyle sınırlıdır.

Şahsilik ilkesine göre ceza kanunu vatandaşlara uygulanır. Yani vatandaş yurtdışında suç işlese bile vatandaşı olduğu ülkenin ceza kanununa tabidir.

Koruma ilkesine göre önemli olan suçun kime karşı işlendiğidir; suçun nerede ve kim tarafından işlendiğinin önemi yoktur.

Evrensellik ilkesine göre ceza kanunları, nerede, kim tarafından ve kime karşı işlenirse işlensin tüm suçlara uygulanır.

Türk Ceza Kanunu’nun Kabul Ettiği İlke

TCK ülkesellik ilkesini kabul etmiştir ancak diğer ilkelere göre yumuşatılmıştır.

Suçun İşlendiği Yer

Davranış ve sonucun aynı yerde gerçekleştiği suçlarda ve sırf davranış suçlarında suçun işlendiği yerin belirlenmesi sorun teşkil etmez.

Mesafe suçları adı verilen suçlarda suçun maddi unsurunun kısmen bir ülkede, kısmen de başka ülkede gerçekleşmesi söz konusudur. Örneğin Almanya’dan gönderilen bir bomba ile Türkiye’de birinin öldürülmesi.

TCK.na göre, ister sadece davranış kısmen veya tamamen Türkiye’de işlenmiş olsun, ister sadece sonuç Türkiye’de gerçekleşmiş olsun suç Türkiye’de işlenmiş sayılır (TCK. m.8, f.1) ve Türk kanunlarına göre cezalandırılır.

Suçluların Geri Verilmesi

Devletler, çok defa, kendi ülkesi dışında işlenen suçlarla ilgilenmezler. Öte yandan, başka ülkelerin mahkemeleri tarafından verilen hükümleri yerine getirmekten dekaçınmaktadırlar. Bu yüzden suçluların kaçarak cezalardan kurtulmalarını önlemek için “suçluların geri verilmesi” müessesesi kabul edilmiştir. Böylece devletler, yardımlaşma yoluna gitmişlerdir.

Suçluların Geri Verilmesine Dair Avrupa Sözleşmesi, geri vermeye esas olacak fiilleri şu şekilde göstermiştir (m. 2):

a. Geri vermeye konu olan fiil her iki devletin kanununda da suç olmalı.

b. Fiil, her iki devletin kanununa göre asgari bir sene süre ile hürriyeti bağlayıcı bir cezayı veya güvenlik tedbirini gerektirmeli.

c. Geri verilmesi istenen kimse geri isteyen devletin ülkesinde mahkûm edilmiş ise, bunun süresi dört aydan eksik olmamalı.

TCK.na göre fiil, Türk kanunlarına göre suç değilse, düşünce suçu veya siyasî ya da askerî suç ise, Türkiye Devletinin güvenliğine karşı veya Türkiye Devletinin veya vatandaşının ya da Türk kanunlarına göre kurulmuş bir tüzel kişinin zararına işlenmişse, Türkiye’nin yargılama yetkisine giren bir suç ise, nihayet suç zamanaşımına veya affa uğramış ise geri verme talebi kabul edilemez.

Uluslararası Ceza Divanına taraf olmanın getirdiği yükümlülükler hariç olmak üzere Anayasanın 38. Maddesine göre yabancı ülkede suç işleyip Türkiye’ye sığınan Türk vatandaşının suçu ne olursa olsun geri verilmez.

TCK. kişinin, talep eden devlete geri verilmesi halinde işkence ve kötü muameleye uğrayacağına dair kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması halinde de geri verme talebinin kabul edilemeyeceğini hükme bağlamıştır.

Türk hukukunda geri verme talebi Dışişleri Bakanlığına ulaştırılır. Oradan Adalet Bakanlığına, oradan da savcılık kanalı ile geri verilmesi istenen kişinin bulunduğu yer ağır ceza mahkemesine gönderilir. Bu mahkemenin kararı Bakanlar Kurulunu bağlar. Mahkeme cevaz verirse istenen kişiyi geri vermek Bakanlar Kurulunun kararına bağlıdır. İster verir ister vermez.

Geri vermede ihtisas prensibi gereğince; devlet, geri verilen kişiyi geri vermeye esas olandan başka bir fiilden dolayı yargılayamaz.

Kişi, geri verildikten sonra yeni bir suç işleyecek olursa yahut geri verilen kişi kesin olarak serbest bırakıldıktan sonra kırk beş gün içinde ülkeyi terk etmez veya terk edip geri dönerse ihtisas prensibi geçerli olmaz.

CEZA KANUNUNUN KİŞİ YÖNÜNDEN SINIRLARI

Kanunun Mecburiliği

Türkiye’de suç işleyen kişinin milliyeti veya sosyal durumu ne olursa olsun, daima Türk ceza kanunları uygulanacaktır.

Hukukta hemen her kuralın çok sevdiğimiz istisnaları olduğu gibi bu kuralın da istisnası var tabii.  Belirtmek gerekir ki, bu istisnalar ceza kanunlarının mecburiliği ile değil, bu kanunlarda öngörülen müeyyidelerin uygulanabilmesi ile ilgilidir.  Zira ceza kanunlarının mecburiliği, kanunda öngörülen müeyyidelerin uygulanamadığı kişiler yönünden de geçerlidir.

Cumhurbaşkanının Sorumluluğu

Anayasaya göre Cumhurbaşkanı göreviyle ilgili fillerinden hiçbir şekilde sorumlu değildir. Bunun tek istisnası vatana ihanet durumudur. Vatana ihanetten suçlanabilmesi için TBMM’nin üye tam sayısının en az üçte birinin teklifi üzerine, üye tam sayısının en az dörtte üçünün bu yolda karar vermesi gerekir. Bu şekilde suçlanan Cumhurbaşkanı Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesinde yargılanır.

Göreviyle ilgili olmayan fillerinden dolayı işlediği suçlarda ise sistemden kaynaklanan suçlar vardır. Anayasada hüküm olmadığı için ne şekilde yargılanacağını vatana ihanet durumundaki yargılamadan kıyas yoluyla çıkarmak uygun olacaktır.

Yasama Sorumsuzluğu ve Dokunulmazlığı

Anayasada bu iki kurumun düzenlenme amacı olarak yasama meclisi üyelerinin görevlerini her türlü endişe ve baskıdan uzak bir şekilde yerine getirebilmelerini sağlamak gösterilmiştir.

Anayasanın 83/2. maddesine göre “Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturulmasına başlanmış olmak kaydıyla Anayasanın 14. maddesindeki durumlar” söz konusu olduğunda dokunulmazlık ileri sürülemeyecektir.

Dokunulmazlık Meclis kararı ile de kaldırılabilir.

Sadece dokunulmazlığın kaldırılması kararında belirtilen fiilleri yönünden soruşturma ve kovuşturma yapılabilir.

Diplomasi Dokunulmazlığı

Diplomasi memurlarının yabancı ülkede görevlerini mahalli idarelerin müdahalesi olmaksızın ve gereken gizlilikle yapabilmelerini sağlamak için uluslararası hukukun tanıdığı siyasi bir teminattır.

Askeri İşbirliği Antlaşmalarından Kaynaklanan Dokunulmazlık

Türkiye’nin NATO ile olan ittifakında geçerli olan dokunulmazlık türüdür.

GÖRÜNÜŞTE NORMLAR ÇATIŞMASI

Genel Olarak

Görünüşte normlar çatışması iki veya daha fazla hükmün aynı olaya uygulanabilir görünüp, aslında sadece birinin uygulanabilir olduğunda gerçekleşir. Özel ve genel normun söz konusu olduğu durumlar örnek gösterilebilir.

Özel Normun Önceliği İlkesi

Genel ve özel normların çatıştığı durumda özel norm uygulanır.

Bu ilke normlar çatışmasını önlemek için yeterli bir ilkedir.

AÖF Ücretsiz Ders Özeti Paylaşımları
1
ATA AÖF - KURTARMA ARAÇLARI EĞİTMİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
2
ATA AÖF - AFETLERDE RİSK VE KRİZ YÖNETİMİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
3
ATA AÖF -MESLEK HASTALIKLARI 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
4
ATA AÖF - BİREYLERLE SOSYAL HİZMET 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
5
ATA AÖF - ETİKETLEME VE İŞARETLEME 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
6
ATA AÖF - YÖNETİM BİLİŞİM SİSTEMLERİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
# TÜM ÖZETLERİ LİSTELE
Siz de hemen Ders Özeti sipariş verin, derslerinize kolayca çalışarak mezun olun.

Anadolu Üniversitesi Özet

Atatürk Üniversitesi Özet

Etiketler: ata aöf - ata aöf çıkmış sorular - ata aöf ders özeti - burhan kankaya - burhan kankaya ders özeti


Bu yazı 21.03.2017 tarihinden itibaren 1 kez okundu.




AÖF Çıkmış Sorular (Anadolu Ünv.) AÖF Çıkmış Sorular (Atatürk Ünv.) AÖF Ders Özetleri AÖF Deneme Sınavları AÖF Ders Kitapları Açık Lise Çıkmış Sorular
İletişim Bilgileri Firmamız Hakkında Sipariş ve Kargo Takibi Mesafeli Satış Sözleşmesi Garanti ve İade Şartları Gizlilik Sözleşmesi Ödeme ve Teslimat