Hizmette 10+ Yıl ve binlerce müşteri memnuniyeti... | %100 doğru kaynak | %100 memnuniyet | %100 mezuniyet | 0.332 350 23 47
0.541 350 23 42
HUK211U-TİCARET HUKUKU DERSİNİN 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
HUK211U-TİCARET HUKUKU DERSİNİN 1. ÜNİTE DERS ÖZETİNE VE DİĞER DERSLERİN DERS ÖZETİNE ULAŞABİLİR, AÖF ÇIKMIŞ SORULARI, AÖF DERS ÖZETLERİNİ VE AÖF YARDIMCI KAYNAK KİTAPLARI ONLİNE SİPARİŞ VEREBİLİRSİNİZ...

1.ÜNİTE - TARİHİ GELİŞİM, TİCARİ İŞLETME, TİCARİ İŞ VE TİCARİ HÜKÜM

TİCARET HUKUKUNUN KONUSU

Ticaret hukuku, ticari karakter taşıyan olaylara uygulanan hukuk dalıdır. Ticari ni­telikli normların birleşmesi bu hukuk dalını oluşturmuştur. Ti­caret hukukunun konu ve kapsamı hakkında değişik sitemler ortaya atılmıştır. Bu sistemlerden genel kabul gören dört tanesi şunlardır:

Sübjektif sistem, ticaret hukukunun konu ve kapsamını, işlemin süjesi olan ta­cirden yola çıkarak tespit etmektedir. Bu anlamda ticaret hukuku bir tacirler hu­kuku niteliğindedir.

Objektif sistem, bir tepki sistemidir. 1789 Fransız İhtilali’nin bütün ayrıcalıkları kaldırmaya yönelen fikrinin sonucunda oluşmuştur.İşletme sistemi, yirminci yüzyılda ortaya çıkmıştır.

Karma sistem ise diğer iki sistemin tek başına yeterli olmadığını öne sürer. Bu nedenle, ticaret hukukunun kapsamını belirlerken farklı ağırlıkta olmakla birlikte tacir, ticari işlem ve ticari işletme kavramlarının ikisinden de esinlenir.

1926 tarihli Ticaret Kanunu’nun hangi sistemi benimsediği hakkında bir görüş birliği bulunmamaktadır

TİCARET HUKUKUNUN TARİHİ GELİŞİMİ

Ticaret hukukunun tarihi temelleri çok eskilere dayanmaktadır. Bu tarihi süreç es­ki, orta, yakın ve modern çağ olmak üzere dört döneme ayrılabilir.

Yakın Çağ ve Kanunlaştırma Hareketleri

Bu dönem, ticari nüfusun Atlas Okyanusu’na kıyısı olan İspanya, Fransa, Hollan­da ve İngiltere gibi devletlere geçmesiyle başlar.

Modern Çağ

Yirminci yüzyılın başlarında uluslararası ticarette büyük bir artış gözlenmektedir. Bu durum, ticaret hukuku ile yakından ilgilenilmesine ve bu hususta çok sayıda uluslararası faaliyetin gerçekleştirilmesine sebep olmuştur. Artan ticari ilişkilerin yarattığı öde­me hareketlerinin hız ve güvenliğini sağlamak için özellikle ticari senetler husu­sunda mevzuat birleştirme çalışmaları yapılmıştır.

İkinci Dünya Savaşı ticaretle ilgili gelişmeleri engellemiştir. Savaştan sonra ar­tan ticaret, demokratikleşme hareketleri ve buna bağlı olarak kurulan siyasi ve ekonomik paktlar ticaretin belirli bölgelerde yoğunlaşmasına ve ticaret hukuku­nun hızlı bir gelişim göstermesine sebep olmuştur. Bu gelişme, ticaret hukukuna ilişkin bölgesel bir örnek projelerin ortaya çıkmasını sağlamıştır.

Türk Ticaret Hukukunun Tarihi Gelişimi

Türk ticaret hukukunun İslamiyet öncesi dönemine ait bilgi bulmak çok zordur. İs­lam hukukunu uyguladığımız dönemde ise günümüzdeki anlamda, tacirlere, tica­ri iş veya işlemlere ya da işletmelere uygulanacak ayrı ve bağımsız bir hukuk dalı mevcut değildi.

On sekizinci yüzyıldan itibaren artan sanayi ve ticari uyuşmazlıkların da artma­sına sebep oldu.

 Mevzuat karmaşası, 1850 tarihli Kaanûnname-i Ticaret isimli kanunun kabul edilmesiyle halledildi.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk ticaret kanunu olan 1926 tarihli Ticaret Kanunu, birçok kanundan esinlenerek kodifiye edilmiştir.

TİCARİ İŞLETME

Tanım ve Unsurlar

Ticari işletme kavramı ticaret hukukunun en temel kavramıdır. Ticari iş, ticari hü­küm, ticari dava, ticaret unvanı ve ticari temsilci gibi birçok kavramın ticari işletme kavramından hareketle tanımlanması, bu kavrama büyük önem kazandırmaktadır.

Ticaret Kanunu’nun 11 inci maddesine göre “Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir”. Tanıma göre ticari işletmenin varlığı için dört unsur gereklidir. Bunlar: i) iktisadi faaliyet, ii) devamlılık, iii) bağımsızlık ve iv) kapasite unsurlarıdır.

Ticari işletme niteliği bu unsurların bir araya gelmesiyle kendiliğinden kazanı­lır. Herhangi birinin kaybedilmesiyle de yine kendiliğinden kaybedilir. Gerek ka­zanma ve gerek kaybetme için ayrıca şekli bir işlemde bulunulmasına; örneğin ti­caret siciline tescil, ticaret odasına veya vergi dairesine kaydolma veya bunlardan silinme gibi işlemlere gerek yoktur. Bu unsurlar şu şekilde açıklanabilir:

İktisadi Faaliyet

Faaliyetin iktisadi olması, işletme faaliyetine girişilirken gelir sağlamanın hedef edinilmesini ifade eder. Gelir sağlamayı hedeflemeyen faaliyetler iktisadi değildir.

Gelir sağlama hedefi bulunmakla birlikte, faaliyetin sonunda çeşitli nedenlerle gelir (hiç veya yeteri kadar) elde edilememiş veya zarar edilmiş olması faaliyetin iktisadi olma niteliğini değiştirmez.

Gelirin sarf yeri önemli değildir. Hedef gelir sağlamak değil iken yapılan faaliyet sonucunda gelir elde edilmiş olması faaliyete iktisadi nitelik kazandırmaz.

Devamlılık

Ticari işletmenin ikinci unsuru devamlılıktır. Devamlılık yapılan işin profesyonelce bir şekilde devamlı olarak yapılmasıdır.

Devamlılık, mutlak değil nispi bir anlam taşır. Devamlılık, faaliyetin uzun veya belirsiz bir süre yürütüleceği anlamına gelmez. Kısa bile olsa, belirli bir zaman di­limi için sürekliliği hesap edilerek planlanmış bir faaliyet de devamlıdır.

Devamlılık niyeti ile başlatılan faaliyetin, sonradan herhangi bir nedenle kesinti­ye uğraması o faaliyetin -yürütüldüğü dönem için- devamlı olma niteliğini etkilemez.

Bağımsızlık

Bağımsızlık, işletmenin hem iç hem de dış ilişkide, başka bir işletmenin irade ve işlemine bağlı olmaksızın işlemler yapabilmesidir. Bağımsız nitelikte olmayan işlet­meler ticari işletme sayılmazlar.

Kapasite

Ticari işletmenin varlığı için aranan dördüncü unsur kapasite unsurudur. Bu unsur iki farklı kanun hükmünün birlikte yorumlanmasından ortaya çıkmaktadır. Bunla­rın ilki; konuyu doğrudan ele alarak ticari işletmeyi tanımlayan TK.11/II hükmü­dür. İkinci kanuni düzenleme ise, doğrudan esnafı tanımlarken, karşıt kavramı ile taciri ve ticari işletmeyi tanımlayan TK.15 hükmüdür.

Kanun hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, kapasite unsurunun varlığı için iki şartın birliktegerçekleşmesinin gerekli olduğu anlaşılmaktadır. Şartlardan sa­dece birinin varlığı halinde kapasite unsurundan söz edilemez.

Sermaye, sadece parayı değil, paraya dönüştürülebilen her türlü değeri ifadeeder.

Bedeni çalışma ise işletme sahibinin bizzat kendisine ait olan beden ve beyin gücünü (mesleki bilgi ve tecrübe) ifade eder. Bu nedenle, sadece kişinin kendi be­den ve beyin gücüyle yürütülen öğretmenlik, mali müşavirlik, yatırım danışmanlığı, muayenehane doktorluğu, yazarlık, ressamlık, heykeltıraşlık, bestekarlık, noterlik ve mimarlık gibi faaliyetler ticari işletme faaliyeti sayılmazlar.

Ticari İşletmenin Mal Varlığı

Ticari işletmenin mal varlığı, ticari işletmeye sürekli olarak özgülenmiş bulunan unsurlardan meydana gelen bütündür (TK.ll/III). Bu bütüne dahil olan unsurla­rın ortak noktası ticari işletmeye sürekli olarak özgülenmiş olmalarıdır. Bütünü ta­nımlayan bu mal varlığı unsurları, bütünün doğal parçalarıdır.

İşletme değeri; işletmeye bağlı müşteri çevresini de kapsayan ve işletmenin, te­ker teker mal varlığı unsurlarının değerleri toplamını aşan değerdir.

Kiracılık hakkı, işletme için mal varlıksal bir değer olarak önem taşıdığından bütün içinde yerini almıştır.

Ticaret unvanı, ticari işletmenin sahibini ayırt etmeye ve göstermeye yarayan addır. Kategori olarak fikri mülkiyet haklarına dahildir. Bununla birlikte önemine binaen ayrıca sayılması tercih edilmiştir.

Fikri Mülkiyet Hakları, fikir ve sanat eserleri (telif hakları), patentler, faydalı modeller, tasarımlar, markalar, coğrafi işaretler, yeni bitki çeşitleri, entegre devre topografyaları, biyoteknoloji, gen teknolojisi, bilgisayar programları, veri tabanları, ticaret unvanı, işletme adı, alan adları, know-howlar ve ticari sırları kapsar.

Ticari İşletmede Merkez ve Şube

Bir tacirin kural olarak bir ticari işletmesi ve bunun faaliyetini yürüttüğü bir tek iş­yeri vardır. Aynı kişiye ait birden fazla işletmenin varlığı halinde, bunlar arasındaki ilişki, bağımsız bir ilişki olabileceği gibi bağımlı, yani merkez-şube ilişkisi de olabi­lir. Bağımsız ilişkinin varlığı halinde, her bir işletme birbirinden ayrı işleme ve hu­kuki sonuçlara tabidir.

Şubenin Unsurları

Şube kavramı, Ticaret Kanunu’nda değil, 5174 sayılı Odalar ve Borsalar Kanu­nu’nda tanımlanmıştır (m.9/II). Hükme göre, bir merkeze bağlı olduğu halde, ba­ğımsız sermayesi ve bağımsız muhasebesi bulunan ve/veya muhasebesi merkezde tutulduğu ve bağımsız sermayesi bulunmadığı halde kendi başına sınai faaliyet ve ticari işlem yapan yerler ve satış mağazaları şubedir.

Şubeler iş yoğunluğunu yayma ihtiyacından kaynaklandıkları için şube, mer­kez ile aynı yerde bulunmamalıdır. Aynı yer kavramı ile aynı faaliyet birimi için­de bulunma veya aynı alanı kullanarak faaliyet yürütme kastedilmektedir. Ayrı bi­rimler içinde faaliyet yürütmek şartıyla, merkez ile şubenin aynı bina içinde bu­lunmaları bile mümkündür. Nitekim, bankaların merkezleri ile şubelerinden biri­nin aynı binada “merkez şube” adıyla faaliyet göstermeleri sıklıkla rastlanılan bir durumdur.

Merkez-Şube İlişkisinin Hukuki Sonuçları

Şubeler bağımsız ticari işletme olmadıkları ve merkez işletmeye bağlı olarak faali­yet yürüttükleri için merkez işletmenin kaderini paylaşırlar. Bununla birlikte, ka­nun koyucu merkez-şube ayırımına birtakım hukuki sonuçlar bağlamıştır.

Muhatabın birden fazla şubesi olup da ciro, muhatap şubeden başka bir şube üzerine yazılmış ise muhatap lehindeki ciro makbuz hükmünde değildir (TK. 789/IV).

Merkezleri Türkiye dışında bulunan ticari işletmelerin Türkiye’deki şubeleri, kendi ülke kanunlarının ticaret unvanına ilişkin hükümleri saklı kalmak şartıyla, yerli ticari işletmeler gibi tescil olunur. Bu şubeler için yerleşim yeri Türkiye’de bu­lunan tam yetkili bir ticari temsilci atanır.

TİCARİ İŞLETMEYE İLİŞKİN HUKUKİ İŞLEMLER

Ticari işletme, içerdiği mal varlığı unsurlarının devri için zorunlu tasarruf işlemleri­nin ayrı ayrı yapılmasına gerek olmaksızın bir bütün halinde devredilebilir veya devir, rehin, intifa ve kira gibi diğer hukuki işlemlere konu olabilir. Ticari işletme­yi bir bütün halinde konu alan tüm sözleşmeler yazılı olarak yapılmalı ve ticaret si­ciline tescil ve ilan edilmelidir (TK.ll/III). Ticaret siciline tescil bazen kurucu ba­zen bildirici niteliktedir.

Ticari İşletmenin Devri Kavram

Ticari işletmenin devri, bir mal varlığını veya bir ticari işletmeyi aktif ve pasifleriy­le birlikte bir bütün olarak devralma demektir ve BK.202de düzenlenmiştir. Bir iş­letmenin başka bir işletme ile aktif ve pasiflerin karşılıklı devralınması ya da biri­nin diğerine katılması yoluyla birleştirilmesi de aynı hükme tabi kılınmıştır (BK.203). Her iki maddede de düzenlenen husus mal varlığı devirleridir.

Devrin Kapsamı

İşletmeye ait aktif ve pasifler bir bütün halinde devredilmelidir (BK.202/I). Aktif­ler, işletme borçlarının doğal teminatını oluşturdukları için, devrin pasiflerini de kapsaması zorunludur. Sadece aktiflerin devrini öngören bir sözleşme emredici ni­telik taşıyan BK.202/I hükmü karşısında geçersizdir.

Devir sözleşmesinin, aksi öngörülmemişse duran mal varlığını, işletme değeri­ni, kiracılık hakkını, ticaret unvanı ile diğer fikri mülkiyet haklarını ve sürekli ola­rak işletmeye özgülenen mal varlığı unsurlarının bütününün devrini içerdiği kabul olunur (TK.11/III).

Devreden, dilerse ticaret unvanını devrin kapsamı dışında tutabilir. Hatta, devir sözleşmesi olanak tanıyorsa veya rekabet yasağı hükmü yoksa bu unvanını kura­cağı yeni bir işletmede de kullanabilir.

Kanunda işletme değerinin ticari işletmenin mal varlığına dahil olduğu ve aksi öngörülmemişse devrin kapsamına dahil olduğu açıkça vurgulanmıştır. İşletme de­ğeri, devirle birlikte devralana geçtiği için taraflar özel olarak rekabet etmemeyi şart kılmamış olsalar bile, devredenin devralan ile rekabette bulunmama borcu al­tında olduğu kabul edilmelidir (MK.2).

Devir Prosedürü

Devir sözleşmesi yazılı şekilde yapılmalı ve ticaret siciline tescil ve ilan ettirilmeli­dir. Yazılı şekil geçerlilik şartı olup, tescil kurucu niteliktedir (TK.11/III).

Devir kapsamına giren unsurların devri için özel tasarruf işlemlerinin (taşınırlar­da teslim ve taşınmazlarda tapu siciline tescil gibi) yapılmasına gerek yoktur.

Devir keyfiyeti, alacaklılara bildirilmeli veya ilanla duyurulmalıdır. Alacaklıla­ra bildirim şekle bağlı değildir. Telefon, mektup, noter ihtarı, faks vb. ile yapıla­bilir. Bununla birlikte, ihtilaf halinde ispatı mümkün bir aracın tercih edilmesinde yarar vardır. İlanla duyuru, Ticaret Sicili Gazetesi’nde yapılmalıdır (TK.11/III, BK.202/I).

Devrin Hüküm ve Sonuçları

Bildirim veya duyuru tarihinden itibaren, başka bir işleme gerek kalmaksızın, ala­caklılara ve üçüncü kişilere karşı devralan sorumlu olur (BK.202/I). Pasiflerin dev­ralana intikali için ayrıca alacaklıların rızasının alınması gerekmez. Bu sorumluluk, her bir borcun tabi olduğu zaman aşımı süresince devam eder. Borçların bu yol­dan üstlenilmesinin sonuçları, dış üstlenme sözleşmesinden doğan sonuçlarla özdeştir (BK.202/III).

Bildirim ve duyuru yükümü devralan tarafından yerine getirilmelidir (BK.202/I, IV). Bu yükümlülük yerine getirilmedikçe, aktif ve pasifler devralana geçmediği gi­bi, devredenin sorumluluğunun azami zaman sınırını belirleyen iki yıllık süre de işlemeye başlamaz (BK.202/I, IV).

Ticari işletmenin devri halinde, işletme çalışanlarının hukuki durumuna gelin­ce; işyeri veya işyerinin bir bölümü hukuki bir işleme dayalı olarak başka birine devredildiğinde, devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde mevcut olan iş söz­leşmeleri bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçer. Devirden önce doğ­muş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devreden ve devralan işveren birlikte sorumludurlar. Devreden işverenin sorumluluğu devir tarihinden itibaren iki yıl ile sınırlıdır.

Ticari İşletmenin Rehni

Tacir ticari faaliyetini bazen kendi öz kaynakları ile yürütme imkânına sahip olma­yıp sermaye desteğine ihtiyaç duyabilir. Gerekli olan bu sermaye çeşitli şekillerde temin edilebilir.

Ticari işletmenin mal varlığı içerisinde yer alan taşınmazlar MK.850-938 hüküm­leri doğrultusunda rehnedilirler. Taşınırlar, kural olarak alacaklıya teslim edilerek rehnedilmekle birlikte (MK.939-953); ticari işletme kapsamındaki taşınırlar rehnedilirken farklı bir işlem yapılması gerekmektedir. Zira, ticari işletmesi için kredi alan ve karşılığında ticari işletmesini rehin olarak gösteren kişinin amacı, işletme faaliyet­lerini devam ettirmek ve borcunu bu işletme aracılığıyla ödemektir. Ticari işletme rehni, teslim şartı aranmayan ayrık durumlardan biridir.

Rehnin Tarafları

Ticaret veya esnaf ve sanatkar siciline kayıtlı bir ticari işletmenin sahibi olan her gerçek veya tüzel kişi işletmesini rehin verebilir (TÎRK.2/I).

Ticari işletmeyi rehin alabilecek kişiler, kredi verebilecek kişilerle sınırlandırıl­mış olup TÎRK.2’de sınırlı şekilde sayılmıştır. Bunların dışında kalan kişiler lehine ticari işletme rehni kurulamaz.

Rehin alan, rehin sözleşmesi yapıldıktan sonra rehinli alacağı üçüncü kişiye devredebilir. Alacağı devralan kişi, rehin alan olabilecek nitelikte olmasa bile rehin hakkından yararlanmaya devam eder (BK.183/I).

Rehnin Konu ve Kapsamı

TK.ll/Iirde sayılan tüm mal varlığı unsurları rehnin kapsamına dahil değildir. Bu husus TİRK.mn 3 üncü maddesinde açıkça vurgulanmıştır.

Ticaret unvanı, işletme adı ve taşınır duran mal varlığı, rehnin zorunlu kapsa­mını oluşturur. Bunlar, rehin kapsamı dışında bırakılamaz. Sınai haklar ise, tama­men veya kısmen rehin kapsamı dışında bırakılabilir (TÎRK.3/II).

TK.11/III’de ticari işletmenin mal varlığı içinde sayılan kiracılık hakkı, işletme değeri ve taşınmazlar tamamen rehnin kapsamı dışındadır.

Kredili satış yapan işletmelerin rehin hakkı, münhasıran vadeli satış yaptığı ta­şınır duran mal varlığı üzerinde kurulur (TÎRK.2/II).

Sanayi işletmelerinde yukarıda (ii) ve (iii) bentlerinde sayılan unsurlardan biri veya daha fazlası rehin konusu yapılabilir. Ticari işletme rehnine konu kredilerle satın alınan makine, ekipman, araç, alet ve cihazlar rehnedilebilir (TÎRK.Ek m.2).

Rehin Hakkının Doğumu

Rehnin kurulması için taraflar arasında bir rehin sözleşmesi yapılmalıdır. Sözleşme işletme sahibi tarafından bizzat yapılmalıdır. İşletme sahibinin temsilcisi, ticari tem­silci sıfatına haiz olsa bile, özel olarak yetkilendirilmiş bulunmadıkça, rehin sözleş­mesi yapamaz.

Rehin, sözleşmenin yapılmasıyla değil, tescil ile doğar. Tescil kurucu nitelikte­dir. Tescil, ticari işletmenin kayıtlı bulunduğu ticaret sicili veya esnaf işletmesinin kayıtlı bulunduğu esnaf ve sanatkar siciline yapılır. Tescil talebi, ticari işletme sa­hibi veya rehin alan tarafından yazılı olarak yapılır. Bu talep, sözleşmenin yapıldı­ğı tarihten itibaren on gün içinde yapılmalıdır (TÎRK.5/I-II).

Rehin, ticaret veya esnaf ve sanat sicili memuru tarafından tescilden hemen sonra yazılı olarak, ilgili sicillere de bildirilerek ayrıca tescil edilir (TÎRK.7, TÎRK Tüzüğü m.6/I).

Aynı işletme üzerinde birden fazla rehin tesis edilebilir. Bu taktirde alacaklıla­rın hakları rehin tescili tarihi sırasına göre belirlenir (TÎRK.8).

Tarafların Hakları ve Borçları ile Üçüncü Kişilerin Durumu

Rehin veren, rehnin tescilinden sonra, işletmenin normalfaaliyetine devam edebil­mesi için gerekli her türlü işlemi yapma hakkına sahiptir (TÎRK.10). Buna karşılık, alacaklının iznini almadıkça, işletmeyi veya rehin kapsamındaki münferit unsurla­rı devredemez, ayni hakla sınırlandıramaz, yerini değiştiremez ve takas edemez (TÎRK.10/II).

Sanayi işletmelerinde de rehinli mallar alacaklının belirleyeceği muhtemel rizi­kolara karşı sigorta ettirilir. Sigorta masraflarının hangi tarafa ait olacağı rehin söz­leşmesinde belirtilir.

İşletmenin ve işletme rehninin kayıtlı olduğu sicil bölgesinde bulunan mal varlığı unsurları üzerinde bir hak iktisap eden üçüncü kişilerin iyi niyeti korunmaz ve sicil bölgesi içinde yer alan bir unsurun mülkiyetini veya bir ayni hakkını yahut ticari işletmenin tamamını iktisap eden kişi, bunları rehinle yüklü olarak iktisap et­miş sayılır (TİRK.9/I).

İşletmenin ve işletme rehninin kayıtlı olduğu sicil bölgesi dışındaki mal varlığı unsurları üzerinde bir ayni hak iktisabı halinde ise üçüncü kişinin iyi niyetli olup olmamasına göre iki farklı sonuç öngörülmüştür. Üçüncü kişi iyi niyetli ise onun iyi niyeti korunacak ve onun bu mal varlığı üzerinde rehinsiz olarak bir ayni hak iktisap ettiği kabul edilecektir.

Rehnin Paraya Çevrilmesi

İcra ve İflas Kanunu’nun taşınır rehninin paraya çevrilmesi hakkındaki hükümleri burada da uygulanır (TİRK.17, İİK.23). Borçlu borcunu ödemez ise işletme veya unsurlar satılarak alacak ödenir. İşletme rehninin kapsamına dahil her unsur bor­cun tamamına karşılık teşkil eder (TİRK.14/II).

İşletme veya unsurlarından hangilerinin satılacağına, tarafların haklı menfaatle­rini gözetmek şartıyla icra memuru karar verir (TİRK.15/II). Her hâlde rehinle te­min edilen alacağı karşılayacak satışın yapılması şarttır (TİRK15/III).

Rehnin Sona Ermesi

Aşağıda sayılan hâllerde ticari işletme rehni sona erer ve sicilden silinir. Rehnin so­na erdiği, TİRK.7’deki diğer sicillere de bildirilir (TİRK.19/III).

- İşletmenin sicilden silinmesi halinde durum sicil memuru tarafından derhal alacaklıya bildirilir ve bu andan itibaren alacağın tamamı muaccel olur (TİRK.18). Alacaklı, keyfiyetin kendisine tebliğinden itibaren iki ay içerisin­de rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takipte bulunmazsa rehin hakkı kendi­liğinden düşer (TİRK.18/II).

- Borcun ödenmesi halinde rehin sona erer ve işletme sahibi rehnin silinme­sini alacaklıdan talep eder (TİRK.19). Alacaklı bu talebi yerine getirmezse hükmen terkin yapılır. Alacaklı gaip veya alacağı almaktan kaçınıyor ve reh­ni çözmüyorsa icra dairesi 15 gün içinde daireye gelerek parasını almasını ve rehni çözmesini alacaklıya usulüne göre tebliğ eder.

- Rehin alacaklısının, kaydın silinmesine yazılı olarak muvafakat etmesi, ke­sinleşmiş bir mahkeme hükmü ile işletme rehninin mevcut olmadığı veya ortadan kalktığının sabit olması ve rehnin paraya çevrilmesi hâllerinde rehin sona erer ve sicilden silinir (TİRKTüz.10).

Ticari İş Karinesi

Bir tacirin borçlarının ticari olması karinedir. Gerçek kişi tacir, bu karineyi çürüte­bilir. Bunun için gerçek kişi tacirin, işlemi yaptığı anda bunun ticari işletmesiyle il­gili olmadığını diğer tarafa açıkça bildirmesi veya işin ticari sayılmasına durumun elverişli olmaması gereklidir. Bu taktirde iş adi sayılacaktır (TK.19/I).

Ticari iş karinesini çürütme imkânı sadece gerçek kişi tacire tanınmıştır. Tüzel kişi tacirin adi alanı yoktur, bu nedenle bütün işlemleri ticaridir. Bu durum, aksi id­dia ve ispat edilemeyen kanuni bir olgudur. Tüzel kişi tacir böyle bir savunma ile­ri süremez.Bir taraf için ticari olan sözleşme diğer taraf için de ticaridir.

Bir İşin Ticari Olmasının Sonuçları

Teselsül Karinesi

İki veya daha fazla kişi, içlerinden yalnız biri veya hepsi için ticari niteliği haiz bir iş dolayısıyla, diğer bir kimseye karşı birlikte borç altına girerse veya kanunda ya da sözleşmede aksi öngörülmemişse müteselsilen sorumlu olurlar. Ticari borçlara kefalet halinde, hem asıl borçlu ile kefil hem de kefiller arasındaki ilişkilerde de aynı kural geçerlidir. Bu kurala teselsül karinesi denilir.

Ticari İşlerde Faiz

Faiz, para alacağının medeni semeresidir. Faiz, tüketim ödüncü sözleşmesi ve­ya başka bir hukuki işlem yahut fiil sonucunda başka bir kimseden alacaklı duru­ma geçen kişinin para alacağının karşılığı, bir nevi ücret ve kirasıdır.

Faiz, işletim süresi bakımından, anapara faizi (kapital faizi) ve temerrüt faizi (gecikme faizi) şeklinde ikiye ayrılır. Anapara faizi, bir para alacağından belirli bir süre yoksun kalma karşılığı vadeye kadar işletilen faiz iken; temerrüt faizi, para borcunu zamanında ödemeyerek temerrüde düşen borçlunun, vadeden itibaren geçen süre için ödemesi gereken faizdir.

Faiz, işletim şekli bakımından, basit faiz ve bileşik faiz (mürekkep faiz/faize faiz yürütme) şeklinde ikiye ayrılır. Basit faiz, bir alacağa belirli bir zaman dilimi için işletilen faizdir.

Faiz, belirleyen irade bakımından, iradi faiz (akdi faiz) ve kanuni faiz şeklin­de ikiye ayrılır. İradi faiz, miktarı sözleşme ile belirlenmiş olan faizdir. Bu faizin kaynağı alacaklı ile borçlunun iradesidir. Kanuni faiz ise miktarı kanun tarafından belirlenen anapara veya temerrüt faizidir.

Bileşik faiz tacir olmayan sözleşenlere uygulanamaz. Bu husus, hem TK.8/II hükmünde sözleşenlerin tacir olması şartının aranması ile hem de TK.8/III’de tü­keticinin korunmasına ilişkin hükümler saklıdır denilerek ifade edilmiştir. Buna ay­kırı olarak işletilen bileşik faiz yok hükmündedir.

Kefil ve kefillere, taahhüt veya ödemenin yapılmadığı veya yerine ge­tirilmediği ihbar edilmeden temerrüt faizi yürütülemez (TK.7/I).

Ticari İşlerde Zaman Aşımı

Ticari işler hakkında kanunla tayin edilmiş zaman aşımı süreleri sözleşme ile de­ğiştirilemez. Ancak, kanun bunun aksini düzenlemiş ve kanunla tayin edilmiş olan zaman aşımı süresinin sözleşme ile değiştirilebileceğini hükme bağlamışsa zaman aşımı süresi değiştirilebilir (TK.6).

TİCARİ HÜKÜMLER

Ticaret Kanunu’nda düzenlenen hükümler ticaridir (TKİ c.2). Hükmün sadece Ti­caret Kanunu’nda yer alması onun ticari nitelik kazanması için yeterlidir; ayrıca bir ticari işletmeyle veya tacirle ilgili olması gerekmez.

Bir ticari işletmeyi ilgilendiren işlem ve fiillere ilişkin Ticaret Kanunu dışındaki kanunlarda yazılı özel hükümler de ticaridir (TK.l c.2). Aslında ticari nitelikte ol­mayan bu hükümler, bir ticari işletmeyle ilgili oldukları taktirde, ticari hüküm vas­fını kazanacaklardır. Bundan dolayı, bu tip hükümler nispi ticari hükümler olarak adlandırılırlar.

Ticari Hükümlerin Uygulanma Sırası

Ticari hükümlerin uygulanma sırasını TK.l/II düzenlemektedir. Hükme göre, tica­ri hükümlerin uygulanma sırası şu şekilde olmalıdır:

Emredici Hükümler

Bir olaya veya bir işe, adi olsun ticari olsun en başta uygulanacak hükümler emre­dici hükümlerdir. Bunlara, sadece Ticaret Kanunu’nda düzenlenmiş olan hüküm­ler değil, diğer kanunlarda yer alan emredici hükümler ve hatta emredici nitelikli ticari örf ve adet dahi dahildir.

Sözleşme Hükümleri

TK.1/II’ de yer almamakla birlikte, taraflar arasındaki bir ticari uyuşmazlığa, emre­dici hükümlerden hemen sonra tarafların konuya ilişkin iradesini ortaya koyan ve emredici hükümlere aykırı olmayan sözleşme hükümlerinin uygulanması gerekli­dir. Dolayısıyla, sözleşme hükümlerinin tamamlayıcı ve yorumlayıcı ticari hüküm­lerden önce geleceği muhakkaktır.

Yedek Ticari Hükümler

Buradaki ticari hükümler, tamamlayıcı ve yorumlayıcı nitelikte olan ticari hüküm­lerdir. Bu hükümler, ancak sözleşmede ihtilafa uygulanacak hüküm bulunmaması halinde uygulanırlar.

Ticari Örf ve Adet

Uyuşmazlığa uygulanacak yazılı ticari kuralın bulunmaması halinde hâkim, ticari örf ve adeti nazara alır. Uzun zamandır uygulana gelen ve ona uyulmasının zorun­lu olduğu şeklinde halkta genel bir inanış oluşan, yazılı olmayan ticari uygulama­lar ticari örf ve adeti oluşturur.

Ticari örf ve adet, tacir olmayanlar hakkında ancak onlar tarafından bilindiği veya bilinmesi gerektiği taktirde uygulanır (TK.2/III).

Ticari Teamül

Ticari teamül, uzun zamandır uygulanmakla birlikte, buna uyulmasının zorunlu ol­duğu yolunda henüz yaygın kanaat meydana gelmemiş olan ticari uygulamadır. Ticari teamül, örf ve adet kuralı haline gelmedikçe hâkim tarafından hükme esas alınamaz.

Ticari teamülü uygulamak durumunda olan hâkim, olaya uygulayabileceği tea­mül olup olmadığını bilirkişilere, gerekirse ticaret ve sanayi odaları ile ilgili diğer meslek kuruluşlarına sormalıdır,

Genel Hükümler

Uyuşmazlığa uygulanacak ticari hüküm bulunmaması halinde, genel hükümler uy­gulanır. Yani sırasıyla Medeni Kanun, Borçlar Kanunu, genel örf ve adet kuralları uygulanacaktır. Bunlar dahi yoksa hâkim kendisi kanun koyucu olsa idi nasıl ka­nun koyacaksa ona göre hükmedecektir.

AÖF Ücretsiz Ders Özeti Paylaşımları
1
ATA AÖF - KURTARMA ARAÇLARI EĞİTMİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
2
ATA AÖF - AFETLERDE RİSK VE KRİZ YÖNETİMİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
3
ATA AÖF -MESLEK HASTALIKLARI 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
4
ATA AÖF - BİREYLERLE SOSYAL HİZMET 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
5
ATA AÖF - ETİKETLEME VE İŞARETLEME 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
6
ATA AÖF - YÖNETİM BİLİŞİM SİSTEMLERİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
# TÜM ÖZETLERİ LİSTELE
Siz de hemen Ders Özeti sipariş verin, derslerinize kolayca çalışarak mezun olun.

Anadolu Üniversitesi Özet

Atatürk Üniversitesi Özet

Etiketler: ata aöf - ata aöf çıkmış sorular - ata aöf ders özeti - burhan kankaya - burhan kankaya ders özeti


Bu yazı 21.03.2017 tarihinden itibaren 1 kez okundu.




AÖF Çıkmış Sorular (Anadolu Ünv.) AÖF Çıkmış Sorular (Atatürk Ünv.) AÖF Ders Özetleri AÖF Deneme Sınavları AÖF Ders Kitapları Açık Lise Çıkmış Sorular
İletişim Bilgileri Firmamız Hakkında Sipariş ve Kargo Takibi Mesafeli Satış Sözleşmesi Garanti ve İade Şartları Gizlilik Sözleşmesi Ödeme ve Teslimat