Hizmette 10+ Yıl ve binlerce müşteri memnuniyeti... | %100 doğru kaynak | %100 memnuniyet | %100 mezuniyet | 0.332 350 23 47
0.541 350 23 42
İKT403U-İKTİSADİ KALKINMA DERSİNİN 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
İKT403U-İKTİSADİ KALKINMA DERSİNİN 1. ÜNİTE DERS ÖZETİNDE YARALANA BİLİR, AÖF ÇIKMIŞ SORULARI, DERS ÖZETLERİNİ VE AÖF YARDIMCI KİTAPLARI ONLİNE SİPARİŞ VEREBİLİRSİNİZ

ÜNİTE 1 - KALKINMA EKONOMİSİ

Büyüme ve Kalkınma

İktisadi kalkınma kavramı çerçevesinde modernleşme, sanayileşme, büyüme ve yapısal değişmeye atfedilen anlamlar çoğu zaman birbirine karıştırılmaktadır. Özellikle ekonomik kalkınma ile ekonomik büyüme birbirlerinin yerine geçecek şekilde kullanılmaktadır. Yapısal değişme ise ekonomik kalkınma ve büyümeyi tanımlamak veya aralarındaki farkı vurgulamak üzere ara bir kategori olarak ortaya çıkmaktadır. Ekonomik gelişme, yapısal değişme, modernleşme ve sanayileşme kavramlarının ekonomik kalkınma anlamında kullanıldığı da görülmektedir.

Ekonomik gelişme, ülkelerin gelirlerindeki artışlara ek olarak sosyal, kültürel ve siyasi yapının da değişmesini, bu anlamda yapısal dönüşümü kapsamaktadır.

İktisadi kalkınma, sadece üretimin ve kişi başına düşen millî gelirin arttırılması demek değil, az gelişmiş bir toplumda iktisadi ve sosyo-kültürel yapının da değiştirilmesi, yenileştirilmesidir. İktisadi kalkınma kavramı üretim ve kişi başına düşen gelir artışına ek olarak, yapısal değişiklikler ile teknik ve kurumsal düzenlemeleri, üretim yapısındaki değişiklikleri ve sektörler arasındaki kaynak tahsisini de ifade etmektedir.

 

İktisadi büyüme ise bir ülkenin reel Gayrisafi Millî Hasıla (GSMH) düzeyinde görülen artış olarak tanımlanabilir. (GSMH: Bir ülkede belli bir dönemde (genellikle 1 yılda) üretilen tüm nihai mal ve hizmetlerin parasal ifadesidir)

Kalkınma Terminolojisi

Kalkınma ekonomisinin inceleme altına aldığı ekonomiler az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdir. Başlangıçta bu ülkeleri adlandırırken daha çok geri kalmış ekonomi ya da geri ekonomi ifadeleri kullanılmaktaydı. Ancak nezaket gerektiren diplomatik konuşma dili, bu ifadelerin yerine az gelişmiş ülke kavramının kullanılmasında etkili olmuştur. Tanımlamada en katı ayırım geri ve ileri ekonomiler arasında ya da geleneksel ve modern ekonomiler arasındadır. Geri ya da geleneksel ekonomiler deyimi bu ülkelerin genelde ekonomik ilişkilerinde gelenekçi yapıya sahip olduklarının vurgulanılması için kullanılmaktadır.

Sanayileşmiş ülkeler ve tarım ülkeleri ya da hammadde ülkeleri gibi daha çok dış ticaret kuramında kullanılan kavramlar da vardır. Bu kavramlar, ihracatları büyük ölçüde sanayi mallarından oluşan ülkeler ile ihracatları daha çok tarımsal ürünlerden ve hammaddelerden oluşan ülkeleri adlandırmak için kullanılır.

İktisadi gelişmeyle sanayileşme ve iktisadi büyümeyi eş anlamlı gören geleneksel kalkınma iktisadı yaklaşımı 1950’li ve 1960’lı yıllar boyunca bu alt disiplinin temelini oluşturmuştur. İktisadi kalkınma kavramının birinci aşamasını oluşturan geleneksel yaklaşım, iktisadi gelişmenin gerçekleşebilmesi için ithal ikamesine dayalı sanayileşme stratejisi yoluyla hızlı sermaye birikimi ve daha yüksek millî hasıla artışının sağlanması gerektiğini öne sürmüş ve bu doğrultuda çeşitli politikalar ortaya koymuştur.

1970’li yıllarda oldukça popüler olan temel ihtiyaçlar yaklaşımı 1970’li yılların sonlarında yerini, kalkınma sorununu doğal kaynakların tükenmesine bağlayan ve toplumların gelişmesinin sadece ekonomik açıdan değil, sosyal, beşeri ve çevre açısından da ele alınması gerektiğini ileri süren sürdürülebilir kalkınma yaklşımına bırakmıştır. Bu yaklaşım çerçevesinde, kalkınma olgusu hem çevre ve doğal kaynaklar boyutu, hem de insani boyutuyla ele alınmıştır. Sürdürülebilir kalkınma, gelecek kuşakların ihtiyaçlarını karşılayabilmelerini tehlikeye sokmaksızın, bugünkü kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılayabilen kalkınma olarak tanımlanmaktadır. Sürdürülebilir kalkınmanın iki temel unsuru bulunmaktadır. Bunlardan ilki, kalkınmada doğal kaynakların ve çevrenin korunması, diğeri de gelişmekte olan ülke insanının temel ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. Değişik tanımları yapılabilen sürdürülebilir kalkınma, kaynağı tekrar yerine koyabilme hızından daha hızlı artan kaynak tüketimini önlemeyi amaçlamaktadır. Sürdürülebilir kalkınma kavramı, mevcut ve gelecek kuşakların refahı için çevrenin korunmasına büyük önem vermektedir.

GSMH’nın ve GSMH’yı kullanarak hesaplanan kişi başına GSMH ölçütünün iktisadi kalkınmayı ölçerken kullanılmasında karşılaşılan birtakım güçlükler bulunmaktadır. Bunlar:

1. GSMH, ekonomilerin bir gelişme düzeyi ölçüsü olmaktan çok, bir faaliyet hacmi ya da ekonomik boyut ölçüsüdür. GSMH kavramı, tanımından anlaşıldığı gibi global bir büyüklüktür. Onu yaratan kaynak, ekonomik sektör ve verimlilik gibi nitelik ve yapısal farklılıkları yansıtmaz.

2. GSMH ölçütünün hesaplanmasında kullanılan fiyat unsuru da ülkeleri karşılaştırırken birtakım sorunlara neden olmaktadır. Yaratılan mal ve hizmet miktarları aynı olan iki ülkede, mal ve faktör piyasalarının ülkeye özgü koşullarında oluşan fiyatlar epeyce farklı olabilmektedir. Bu durum, her iki ülke için aynı olması gereken ekonomik gücün, yapay bir biçimde farklı çıkmasına neden olmaktadır. Bu farklılık, gelişmekte olan ülkelerde piyasaya çıkan yeni mal ve hizmetlerin başlangıç fiyatlarının gelişmiş ülkelere göre daha yüksek olmasından kaynaklanabilmektedir.

 

3. Reel gelir endeksinin hesaplanmasında kullanılan GSMH deflatörü olarak kullanılacak fiyat endeksinin seçilmesi de oldukça önemli bir konudur. Baz yılının belirlenmesi, ürün kalitesinde meydana gelen gelişmelerin millî gelir istatistiklerine yansıtılması, kullanılacak ağırlıklandırma sisteminin seçilmesi gibi endeksleme sorunları aslında sadece az gelişmiş ülkelerin değil, gelişmiş ülkelerin de karşı karşıya kaldığı sorunlar arasında yer almaktadır.

 

4. Her ülke GSMH rakamlarını kendi para birimiyle hesaplamaktadır. Karşılaştırma yapabilmek için bunların ortak bir para birimine (örneğin ABD Doları) çevrilmesi gerekmektedir. Bu da bir kur sorunu yaratır. Nitekim resmî döviz kurları her zaman paraların gerçek değerini yansıtmaz. Bu durum, özellikle paralarının değerlerini belirli nedenlerle bilinçli olarak, gerçek değerinin üstünde ya da altında tutan az gelişmiş ülkelerde GSMH’nın olduğundan daha yüksek hesaplanmasına neden olmaktadır. Bunun dışında ülkelerin yaşam standartları birbirinden farklı olduğu için her ülkenin belli bir parasal büyüklükle satınalma gücü de farklıdır. Bu sorunun aşılması için ileride değinilecek olan satınalma gücü paritesine göre hesaplanan GSMH rakamlarının kullanılması daha gerçekçi sonuçlar vermektedir.

 

5. GSMH hesaplanırken sadece kayıt altına alınmış ekonomik faaliyetler dikkate alınmaktadır. Bu nedenle kayıtdışı ekonomi hesaplamaya dâhil edilemez. Kayıtdışı ekonomi, devletin resmî kayıtlarına girmeyen fakat bir gelir akımı doğuran bütün faaliyetleri kapsar. Bu tür faaliyetler ya ihmal edilir ya da basitçe tahmin edilir. Gelişmekte olan ülkelerde kayıtdışı ekonomi, gerçek ekonomik boyutun önemli bir parçasını oluşturmaktadır.

 

6. Gelişmekte olan ülkelerde, özellikle üretimin geçinmek için yapıldığı kırsal kesimde, üretimin çoğu piyasaya ulaşamaz. Tarımsal ürünlerin belli bir kısmı piyasaya girmeden aile içinde tüketilir. Bu ürünlere herhangi bir ödemede bulunulmadığı için ulusal gelir olduğundan daha düşük hesaplanmaktadır. Uzun dönemde ise ekonomik faaliyetlerin hanehalkından ve geçim sektöründen piyasaya dönüşmesiyle, aslında üretim miktarı değişmemekle birlikte, bu ürünler artık piyasada alım-satıma konu olduğu için GSMH yükseliyormuş gibi görünecektir.

 

7. Uluslararası kuruluşlar kullanacakları verileri, her ülkenin kendi ulusal istatistik birimlerinden temin etmektedir. Ancak her ülkenin ham veri toplama anlayışı kavram ve yöntem olarak birbirlerinden farklıdır. Uluslararası kuruluşların bu verileri kendi araştırmaları doğrultusunda yapmaları ise hem çok külfetli hem de maliyetlidir.

 

8. Bir ekonomide kalkınma olmadan büyüme gerçekleşebilir. Ülkenin GSMH düzeyi oldukça yüksek olmasına rağmen az gelişmiş ülkelerin tipik özelliklerini taşıyabilir

Ülkenin reel satınalma gücünü gösteren satınalma gücü paritesi, belirli bir mal ve hizmet sepetinin çeşitli ülkelerde satın alınması için gerekli olan ulusal para tutarlarının birbirine oranı olarak tanımlanabilir..

Belirli bir tarihte Türkiye’deki fiyatlar Türk Lirası (T) cinsinden PT, ABD’deki fiyatlar dolar ($) cinsinden PA olsun. Bu durumda satınalma gücünü yansıtan gerçek döviz kuru (P)=PT/PA şeklinde ifade edilir. Örneğin 1 kg elma Türkiye’de 3T, Amerika’da ise 2$ olsun. O halde Türkiye ile ABD arasında satınalma gücü paritesi 3/2=1,5 T/$ olacaktır. Bunun anlamı satınalma gücü paritesine göre hesaplandığında 1$=1,5T’dir. Ancak iki ülke arasındaki satınalma gücünü tek bir mala bağlı kalarak ölçmek mümkün değildir. Bu nedenle de karşılaştırma yapılabilir bir mal ve hizmet sepeti oluşturmak gerekmektedir.

Çağdaş anlamda insani kalkınma kavramını ifade eden ülkelerin refah ve gelişmişlik düzeylerini sayısal değerlere dönüştürerek hesaplayan insani Gelişme Endeksi (Human Development Index), hem ekonomik hem de sosyal kalkınmayı dikkate alan çok yönlü bir ölçüttür.

KALKINMA VE AZ GELİŞMİŞLİK

Nobel ekonomi ödülü sahibi Simon Kuznets, az gelişmişliği tanımlarken üç temel kritere göre bir ayırım yapmıştır:

Uluslararası Geliflme Farklılıklarına Göre

Az gelişmişliğin tanımlanmasında en çok kullanılan yaklaşımlardan biridir. Buna göre az gelişmiş ülkeler, mevcut tüm ülkelere ilişkin gelişme tablosunda en alt sıralarında yer alan ülkelerdir. Bu durumda, belirlenen kıstaslara göre ülkeleri bir sıralamaya sokmak ve gelişmişlerle az gelişmişleri ayıran sınırları tanımlamak yeterli olacaktır. Az gelişmişliğin gelişme farklılıklarına göre tanımlanması, gelişmiş ve az gelişmiş ülkelerin karşılıklı ilişkilerinin değerlendirilmesi açısından önemlidir. Az gelişmişliğin, gelişmiş ülkelerin yapısal özelliklerine göre tanımlanması ise az gelişmiş ülkelerin kalkınma strateji ve politikalarını yönlendirebilmelerinde ipuçları vermektedir.

Kaynakların Kullanım Durumuna Göre

Kaynak kullanım durumuna göre az gelişmişliği tanımlarken iki yoldan gidilebilir. Bunlardan ilki potansiyel GSMH ile öteki ise kaynak kullanım oranları ile az gelişmişliğin tanımlanması ve ölçülmesidir.

 

*iktisadi kalkınma, iktisadi büyümeyide içine alan daha soyut ve geniş kapsamlı bir kavramdır.

Toplumsal ve Bireysel Temel İhtiyaçların Karşılanmasına Göre

Az gelişmişliğin tanımlanmasında temel alınan bu yaklaşımda, insanın temel ihtiyaçlarının bilimsel kıstaslarla saptanmış ölçütler, kalıplar çerçevesinde karşılanması temel alınır. Bir ülke, nüfusunun büyük çoğunluğu toplumsal ve bireysel ihtiyaçlarını (insanca yaşamak için gerekli masraflarını) gideremeyecek durumdaysa o ülke az gelişmiştir. İnsanların temel ihtiyaçları beslenme, barınma, giyinme, eğitim ve sağlıktır.

Az Gelişmiş Ülkelerin Özellikleri

Az gelişmiş ülkelerin en belirgin özelliği kişi başına düşen gelirinin düşük olmasıdır. Dünya Bankası ülkeleri kişi başına düşen gelirlerine göre sınıflandırmaktadır.

Bununla birlikte az gelişmiş ülkelerde kişi başına gelir düşük olmakla birlikte, aynı zamanda gelir dağılımı da dengesizdir.

Kalkınma iktisatçıları giderek artan bir biçimde, yoksulluk ve eşitsizliğin büyümeyi yavaşlattığı düşüncesi üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu anlamda yoksulluk ve eşitsizlik sadece çarpık bir büyümenin sonucu değil, aynı zamanda nedenidir.

Az gelişmiş ülkelerde kişi başına düşen gelirin düşük olması ve bu tip ülkelerde mutlak yoksulluğun önemli boyutlarda bulunması nedeniyle bu ülkelerde yaşam standardı ve refah düzeyi oldukça düşüktür.

Az gelişmiş ülkelerde diğer taraftan yetersiz sermaye birikimi ve düşük verimlilik de söz konusudur.

Az gelişmiş ülkelerde yüksek ithalat bağımlılığı da dikkat çekici bir özelliktir. Az gelişmiş ülkelerin ihracat yapısı temelde tarımsal ürünler ve hammaddeye dayanmaktadır.

Hızlı nüfus artışı az gelişmiş ülkelerin önemli bir özelliğidir. Yüksek gelirli ülkelerde nüfus son on yılda ortalama olarak %0,7 (binde 7), orta gelirli ülkelerde %1,2 ve düşük gelirli ülkelerde %2,2 oranında artış kaydetmiştir. Bazı gelişmiş ülkelerde ise bu oranın negatif olduğu gözlenmektedir ki bunun anlamı nüfusun azalma eğilimi içinde olmasıdır.

Az gelişmiş ülkelerde 15 yaşın altındaki nüfus, toplam nüfusun ortalama %40’ını oluştururken bu oran gelişmiş ülkelerde %20’nin altındadır. Bu da bağımlılık oranının az gelişmiş ülkelerde yüksek olması sonucunu doğurmaktadır.

Az gelişmiş ülkeler tarım sektörünün ön planda olduğu ülkeler olmakla birlikte nüfusun büyük bir kesimi kırsal bölgelerde yoğunlaşmaktadır. Yüksek işsizlik oranı da az gelişmiş ülkelerin ortak bir özelliğidir. Az gelişmiş ülkelerde işsizlik oranları %10-15 arasındadır.

15-24 yaş arası eğitimli ve nitelikli genç nüfus içinde görülen işsizlik türü genç işsizliğidir. Az gelişmiş ülkelerde genç işsizliği genel işsizlik oranının iki katıdır. Bir ekonomide nitelikli işgücünden yararlanmamanın maliyeti elbette ki oldukça ağırdır. Az gelişmiş ülkelerde bir de çalışan yoksullardan bahsetmek gerekir.

Çalışan yoksullar, çalışan ancak kendilerini ve ailelerini daha önce bahsettiğimiz yoksulluk sınırının üzerine çıkaracak kadar gelir elde edemeyen kişileri tanımlamak için kullanılmaktadır. Bunlar son derece düşük ücretle çalışmaktadır.

Az gelişmiş ülkelerde kayıtdışı istihdam da önemli boyutlardadır. Kayıtdışı istihdam bir kişinin herhangi bir sosyal güvenceden yoksun olarak çalışmasıdır.

Az gelişmiş ülkeler düşük eğitim düzeyine sahiptir. Bir ülkenin eğitim durumu ile ilgili gözlemlerde bulunurken en çok kullanılan göstergeler; okul, öğretmen, öğrenci ve mezun sayısı, öğretmen başına düşen öğrenci sayısı, eğitime yapılan harcamaların GSMH’ya oranı ya da eğitim harcamalarının toplam kamu harcamalarına oranı, her eğitim kademesi için okullaşma oranları ve ortalama eğitim süresidir.

Az gelişmiş ülkelerde yetersiz sağlık koşulları kimi zaman ölümcül sonuçlar doğurabilmektedir.

Diğer taraftan yetersiz beslenme de az gelişmiş ülkelerin en önemli sorunlarından biridir. Bir toplumun beslenme düzeyi genellikle kişi başına düşen kalori miktarıyla ölçülür. Kişi başına düşen kalori miktarı 2500’ün altına düşen ülkelerde beslenme yetersizliği olduğu söylenebilir.

Konu kadınlara geldiğinde ise her ne kadar yasalar önünde kadın ve erkeğin eşit olduğu ifade edilse de az gelişmiş ülkelerde sosyo-ekonomik koşullar nedeniyle kadınlar geri planda kalmaktadır. Kırsal kesimde yaşayan kadınlar en ağır işlerle uğraşmakta ve ücretsiz aile işçisi olarak çalışmaktadır.

AÖF Ücretsiz Ders Özeti Paylaşımları
1
ATA AÖF - KURTARMA ARAÇLARI EĞİTMİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
2
ATA AÖF - AFETLERDE RİSK VE KRİZ YÖNETİMİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
3
ATA AÖF -MESLEK HASTALIKLARI 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
4
ATA AÖF - BİREYLERLE SOSYAL HİZMET 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
5
ATA AÖF - ETİKETLEME VE İŞARETLEME 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
6
ATA AÖF - YÖNETİM BİLİŞİM SİSTEMLERİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
# TÜM ÖZETLERİ LİSTELE
Siz de hemen Ders Özeti sipariş verin, derslerinize kolayca çalışarak mezun olun.

Anadolu Üniversitesi Özet

Atatürk Üniversitesi Özet

Etiketler: ata aöf - ata aöf çıkmış sorular - ata aöf ders özeti - burhan kankaya - burhan kankaya ders özeti


Bu yazı 21.03.2017 tarihinden itibaren 1 kez okundu.




AÖF Çıkmış Sorular (Anadolu Ünv.) AÖF Çıkmış Sorular (Atatürk Ünv.) AÖF Ders Özetleri AÖF Deneme Sınavları AÖF Ders Kitapları Açık Lise Çıkmış Sorular
İletişim Bilgileri Firmamız Hakkında Sipariş ve Kargo Takibi Mesafeli Satış Sözleşmesi Garanti ve İade Şartları Gizlilik Sözleşmesi Ödeme ve Teslimat