Hizmette 10+ Yıl ve binlerce müşteri memnuniyeti... | %100 doğru kaynak | %100 memnuniyet | %100 mezuniyet | 0.332 350 23 47
0.541 350 23 42
İLH2002-GÜNÜMÜZ FIKIH PROBLEMLERİ DERSİNİN 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
İLH2002-GÜNÜMÜZ FIKIH PROBLEMLERİ DERSİNİN 1. ÜNİTE DERS ÖZETİNE VE DİĞER DERSLERİN DERS ÖZETİNE ULAŞABİLİR, AÖF ÇIKMIŞ SORULARI, AÖF DERS ÖZETLERİNİ VE AÖF YARDIMCI KİTAPLARI ONLİNE SİPARİŞ VEREBİLİRSİNİZ...

ÜNİTE 1 - GÜNÜMÜZ FIKIH PROBLEMLERİNİN ÇÖZÜMÜNDE İLKE VE YÖNTEMLER

Çağımızda hemen hemen her konuda ortaya çıkan bir takım meseleler vardır. Bunlara sağlıklı çözümler bulabilmek için fıkıha ihtiyaç vardır. Ölçü ise Kur’an ve Sünnet’tir.

Günümüzde ortaya çıkan problemlerin bir kısmı geçmişte bulunmayan ve tamamen yeni olan konulardır. Kur’an ve Sünnet’te olmayan bu konulara, fıkıh bilginlerinin benzer olayların çözümünde kullandıkları prensip, ilke ve yöntemlerden yararlanılarak çözüm üretmek gerekir.

 

DİN, FIKIH VE HAYAT

Din nedir?

Din kelimesinin kökenlerinde birbirine zıt iki anlam vardır. Bunlardan biri hakimiyet ve mülkiyet, diğeri itaat ve boyun eğmedir. İslam literatüründe uluhiyet ve ubudiyet kavramlarıyla ifade edilir.

Din; insanın Tanrı, diğer insanlar ve varlıklarla ilişkilerini düzenleyen ve davranışlarının temelini oluşturan ilahi kurallar bütünüdür.

Din inancı, insanla doğmuştur. Çünkü insanlık tarihinin hiçbir döneminde din duygusundan mahrum bir millete rastlanamamaktadır. Kısaca nerede insan varsa, orada iman, ibadet ve din duygusu görülmüştür.

Tanım: İslam âlimleri hak dini şöyle tanımlarlar:“Din, akıl sahibi insanları hür iradeleri ile hayırlı olan şeylere götüren ilahi kanundur.’’

Bu tanımda ilahi dinin 3 önemli unsur ve özelliği vurgulanmaktadır:

  1. Özü itibari ile gerçek dinilahi kaynaklıdır. İnsan ürünü değildir.
  2. Dinin muhatabı hür ve irade sahibi insanlardır.
  3. İnsan hayatını bütünüyle kuşatan bir davranış ve aksiyon vardır.

İslam dini, en yalın biçimiyle Allah’a inanma ve ona ibadet etmekten ibarettir. Dar anlamıyla namaz, oruç, hac, zekat gibi ibadetleri sahibinin bildirdiği şekilde yapmaktır.

Dinin genel bir sınıflandırmayla inanç ve davranış olarak iki temel boyutu vardır. Davranış boyutu da kendi içinde ibadet, ahlak ve muâmelât (helal-haram, hukuki ilişkiler) kısımlarına ayrılır.

İslam dininin asıl ve en önemli kaynağı Kur’an’dır. İkinci kaynağı Hz. Peygamberin söz, fiil ve takrirleri olan Sünnet’tir.

Not: İslam literatüründe Kur’an ve Sünnet’e ortak isim olarak “nas” adı verilmektedir.

 

Fıkıh ve İctihad

Dini hitaba muhatap olan mükellef kişi bakımından farz, vacip, mendup, mekruh, haram, batıl ve fâsid gibi hükümlere şer’i hükümler veya ilahi hükümler ya da dini hükümler denir.

Şer’i hükümlerin kaynağını oluşturan Kur’an, Sünnet, İcma ve Kıyasa da hükümlerin delilleri veya  hükümlerin kaynağı denir.

Genel açıdan fıkıh, bir şeyin özüne vâkıf olarak anlamak ve delilleriyle birlikte bilmektir.Hicri ilk asırlarda ilim kelimesi ile birlikte fıkıh terimi kullanılmıştır. Ebu Hanife fıkhın tanımını “kişinin hak ve vecibelerini lehte ve aleyhte bilmesidir” şeklinde yapmış ve inanç konularının ele aldığı eserine “en büyük fıkıh” anlamında “Fıkhul-Ekber” adını koymuştur.

İlerleyen dönemlerde İslami ilimlerde tefsir, kelam, hadis, akaid, tasavvuf gibi disiplinlerin oluşmasına paralel olarak fıkhın kapsamı daralarak ibâdât, muâmelât ve ukûbât alanlarıyla sınırlanmıştır.

İbâdât: Taharet, namaz, oruç, hac, zekat gibi bütün ibadetlerdir.

Muâmelât: Gündelik hayattaki helal-haramlar; kişiler, kurumlar ve toplumlar arasındaki her türlü ilişkilerdir.

Ukûbât: Ceza Hukuku. Toplum hayatında işlenen bütün suç ve cezalardır.

Hüküm üretme faaliyetini yürüten kişilere fâkih denir. Çoğulu Fukaha’ dır.

Fıkıh denilince ictihad akla gelir ve fıkhın eksenini ictihad oluşturur. İctihad, fakihin şer’i-amelî hükmü, delillerden çıkarmak için çaba sarf etmesi ve bu hususta bütün gücünü kullanmasıdır. İctihad yapan âlime müctehid denir. İctihada konu olan şer’i hükme de müctehidün fih denir.

İctihadın 2 ana unsuru vardır. Birincisi nasslar, ikincisi akli çıkarımdır.

Gerek dini meselelerle ilgili soyut hükmün çıkarılması, gerek somut olay ve olgulara uygulanması yaşanılan hayata ve toplumsal gerçekliğe dair derin bir bilgi, tecrübe, anlayış, kavrayış ve analiz gücünü gerekli kılar. Bu nedenle ictihada üçüncü bir unsur daha katılır ki o da sosyolojik unsurdur.

 

FIKIHTA HÜKÜMLERİN DEĞİŞMESİ VE YENİ HÜKÜMLER

Toplumsal hayat sürekli değişmektedir. Üstünde durulması gereken iki husus vardır. Bunlar; değişme ve süreklilik. İlk bakışta birbirine zıt görünse de bu iki husus bir gerçeğin iki ayrı yüzü gibidir. Süreklilik olmadan değişim, değişim olmadan da süreklilik olmaz. Birçok şey değişerek devam eder ve devam ederek de değişir. İslam dini de insan hayatının bütün alanlarını kuşatmaktadır. Bu yüzden dinin insan ve toplum hayatının değişmesine ve gelişmesine kayıtsız kalması düşünülemez. Ancak bütün bu değişimlere karşılık İslam dininin özü asla değişmez. İslam’ın bir yandan özünü koruyup diğer taraftan değişen hayata karşı uyum sağlaması için onun bazı hükümlerinde zamana, çevreye ve şartlara göre değişim olup olmayacağı meselesi gündeme gelmiştir. Bu konu klasik fıkıhta “ahkamın tağayyürü (hükümlerin değişmesi)” adını almıştır.

Diğer taraftan İslam ülkesinin çok geniş coğrafyaya yayılması ve Müslümanların çok farklı kültür, gelenek ve uygarlıklarla etkileşim içinde olmaları sonucunda içinde herhangi bir hüküm bulunmayan yeni meseleler ortaya çıkmıştır. Bunların da ilk dönem müctehidlerinin ilke ve yöntemleri doğrultusunda çözüme kavuşturulması gerekmiştir. Bu durum fıkıh tarihinde nevâzil fıkhı nın doğup gelişmesini sağlamıştır.

Fıkıhta Hükümlerin Değişmesi

Burada maksat, hakkında nas bulunsun ya da bulunmasın bir konu ile ilgili hüküm yada uygulamada zaman içinde gözlenen değişikliklerdir.Fıkhın bir kısım özellikleri değişme ile bağdaşmaz gözükürken, bir kısmında değişimin mümkün olduğu gözlenmiştir.

Fıkhın Değişme İle Bağdaşmaz Gözüken Özellikleri

Bu özelliklerin en önemlileri 1) Onun amaç ve kaynak itibariyle ilahi nitelikli oluşu,   2)İslam’ın kemâle ermiş ve ebedi yürürlülükte kalmak üzere gönderilmiş bir din olması,   3)Bütüncül ve gayeci bir özelliğe sahip olmasıdır. İlk iki özelliği biraz açıklayalım.

1. Dini hükümlerin ilahi nitelikli oluşu: Fıkhın en önemli iki kaynağı olan Kur’an ve Süennet’in vahiy kaynaklı olması, onun ve ondan çıkarılan hükümlerin de değişmez ve değiştirilemez olmasını gerektirir. Peygamberimizin bile Kur’an’dan bir hükmü değiştirmeye yetkisi olmadığı gibi koruyucusunun da Allah olması Kur’an’ın değişmezliğinin en büyük kanıtıdır.

Fıkıh amaç itibariyle de ilahi niteliktedir. İslam’ın temel hedefi kul ile Allah arasında en güzel bağı kurmaktır. Kur’an da belirtildiği üzere “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”(Zâriyât 51/56) ayeti insnaın kendi için yaratılmadığı, yaratılmasının temel gayesinin Allah’a kulluk etmek olduğunu bildirir. Bu yüzden de Müslümanların İslam dinini ve onun hükümlerini değiştirmesi ve kabul edip etmemesi düşünülemez.

2.İslam’ın kemale ermiş olması: İslam’ın tamamlanması, sona ermiş olması, bütünlüğe kavuşması da hükümlerin değişmesine engel hususlardan biridir. Nitekim Kur’an’da bu husus, “Bugün size dininizi kemâle erdirdim. Üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Size din olarak İslam’ı seçtim ve ondan razı oldum.” ayeti ile ifade edilmiştir. Bu ve benzeri ayetlere göre İslam’ın hükümlerine ekleme yapmak ve onları değiştirmek İslam’ın bu özelliği ile bağdaşmaz.

Not: İslam bilginlerine göre Hz. Peygamber tarafından kabul edilemez olarak nitelendirilen “yenilikler”i bid’at kavramıyla ilişkilendirmişler ve bununla dinin özünde yapılan yenilikler kastedilmiştir.

Fıkhın Değişmeye Açık Olduğunu Gösteren Özellikler

Bu özelliklerin başında İslam dininin evrenselliği ve hükümlerinin esnekliği gelmektedir.

1.İslam dinini evrenselliği: İslam bütün insanlığa hitap eden bir dindir.  “Ey Muhammed! Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler. (Sebe’ 34/28) ayetinde ve daha bir çok ayette Hz. Peygamberi diğer peygamberlerden ayıran özelliğin, diğer peygamberler kavimlerine gönderildiği halde Hz. Muhammed’in bütün insanlara gönderilmiş olması gelmektedir.

2.Hükümlerin esnekliği: Evrensellik özelliğinin bir sonucudur. Hükümlerin zamana, çevreye, ortama ve şartlara göre değişebilmesi yeteneğidir. İslam dini hükümlerde esnekliği temin eden pek çok unsur ve araçlara sahiptir. Bunalrın başında hüküm kaynaklarının özelliği gelmektedir. Hükümlerin asli kaynağını oluşturan Kur’an ve Sünnet’in yanında fakihlerin hüküm çıkarırken kullandıkları icma, kıyas, istislâh, istishab, istihsan, sahabi kavli, sedd-i zerai, umûmu’l-belvâ, örf ve âdet gibi kaynak ve metodlar vardır. Bunlar yeni olay ve gelişmeleri karşılayabilecek niteliktedir.

Önemli: Fıkıhta özellikle kolaylık ve zaruret prensipleri hükümlerin esnekliğini sağlayan en önemli araçlardandır.

Kolaylaştırma İslam’ın temel amaçlarından biridir. İslam, rahmet olarak gelmiş ve ağır yükümlülükleri kaldırmıştır. Dinde aşırılığı hoş karşılamamış, güçlüğü kaldırmış, takat üstü sorumluluğun bulunmadığını söylemiş, her şeyde zorluğun değil kolaylığın esas olduğunu bildirmiştir.

Zaruret fıkıhta, “dinin yasakladığı bir şeyi yapmaya ya da yemeye mecbur eden durum” anlamında kullanılmıştır. Kolaylık ilkesinin bir gereğidir. Bu ilke İslam bilginleri tarafından “Zaruretler yasakları mubah kılar.” şeklinde genel kural olmuştur. Ancak zaruret durumuna bağlı olarak verilen ruhsat hükmü, zaruretin devamı süresince olur. Zaruret durumu ortadan kalkınca hüküm tekrar eski haline döner. Bu durum “Zaruretler miktarınca takdir olunur.” Kaidesiyle ifade edilmiştir.

 

Hükümlerde Değişmenin Alanı ve Sınırları

İslam bilgileri değişmeyi ilke olarak kabul ederler. Bu durum Mecelle’de genel ve olumsuz bir ifade ile “Ezmânın tağayyürü ile ahkâmın tağayyürü inkar olunamaz.” şeklinde ifade edilmiştir. (bk. md. 39) fakat uygulanan bu ilke mutlak olarak bütün hükümlerde değil, belirli alan ve sınırlar içinde geçerlidir. Bunun sebebi, fıkhın bir kısım hükümleri dinin özünü, değişmeyen sabitelerini ve olmazsa olmazlarını oluşturur. Örnek verecek olursak, iman esasları, ahlak kuralları ve ibadetler İslam’ın sabiteleridir. Şartlar ne olursa olsun değişmeden kalacaktır.

Buna karşılık muâmelât ve ukûbât gibi alanlarda içtihada açık kısımlarda zamanla değişiklik gündeme gelmiştir. Bu yüzden değişmeye kapalı alanları ilke olarak değişmeye ve farklı biçimde yorumlamaya müsait olanları birbirinden kategorik olarak ayırmak önem taşır. Bu ayrımda şer’i hükümlerin dayandığı illet ve sebeplerin akılla kavranılıp kavranılmayacağı önemli bir ölçüdür. İslam bilginleri şer’i hükümleri bu bakımdan teabbudî ve ta’lili olarak iki gruba ayırmışlardır. Şimdi bunlara kısaca değinelim.

1.Teabbudî hükümler: geniş ve dar anlamda kullanılmıştır. Geniş anlamda teabbudi hüküm, gerekçesi akılla kavransın veya kavranmasın içerisinde Allah hakkı bulunan her hükümdür. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere teabbudi hüküm esasen ta’tili hükümü de içerisine almaktadır. İslam bilginleri daha çok dar anlamıyla ele almıştır. Dar anlamda teabbudi hüküm, fıkıh ve fıkıh usulü eserlerinde, gerekçesi akılla kavranılamayan, dolayısıyla kıyas ve ictihada konu olmayan hükümler için kullanılan bir terimdir. Bu kısmın (dar anlamıyla) en önemli özellikleri; kesin nassa dayanmış olması, dinin aslına dahil olması, kıyasa konu olmaması ve özü itibariyle değişime kapalı olmasıdır.

2.Ta’lili hükümler: ta’lili hükümlerde farklı anlamlara gelmektedir. En genel anlamıyla ta’lili hüküm, teabbudi olanlar da dahil olmak üzere bütün şer’i hükümlerin belirli bir amaca yönelik olduğunun kabul edilmesidir. Bu gaye ise insanların dünyevi ve uhrevi yararlarını sağlamaktır.

Dar anlamda ise ta’lil, nasla sabit olan belirli bir hükmün illetinin tesbit edilmesidir.

Hükümlerin teabbudi ve ta’lili olarak sınıflandırılmasının temel amacı, Kur’an ve Sünnet değerlerinin, sonradan ortaya çıkan ve bu iki kaynakta hükmü bulunmayan olay ve meselelerde de uyugulanmasını sağlamaktır. Fıkıhta bu işleme kıyas adı verilmektedir.

Önemli: Teabbudi hükümler fıkhın değişime kapalı alanlarını, ta’lili hükümler ise genişletilmeye ve değiştirilmeye elverişli alanlarını oluşturmaktadır.

Mezheplerdeki görüşlere gelince; hükümlerin bu şekilde teabbudi ve ta’lili şeklinde ayrılması Zahiriler dışında bütün İslam bilginleri tarafından kabul edilmektedir. İslam bilginlerinin çoğunluğu teabbudi hükümlerin daha çok ibadet ve helal-haram konularında olduğunu, muâmelât konularında çok az teabbudi hüküm olduğunu söylemişlerdir. Şatıbi gibi baz bilginler cezalarla ilgili hükümlerin teabbudi olmadığını söylerler. Gazali de ceza konularında ta’lilin esas, teabbudun nadir olduğunu ve Şafiilerin bu konularda kıyasa başvurduğunu söyler.

Hanefiler üç mezhep içinde teabbud sahasını en geniş tutanlardır. Onlar ibadet konularıyla beraber muâmel^t ve ukûbât konularında pek çok şeyi teabbudi hüküm kapsamında değerlendirirler.

Zahiriler ise teabbud özelliğini hemen hemen bütün hükümlere yaymaktadır. Onlar hükmün hangi sahaya ait olduğuna değil, nasla sabit olup olmadığına bakarlar. Bu yüzden nasların lafzi anlamlarına sıkı sıkıya bağlı kalmışlar ve kıyası reddetmişlerdir.

Bu genel değerlendirmeleri zikrettikten sonra şer’i hükümleri teabbudilik açısından şöyle gruplandırmak mümkündür:

  1. İnançla ilgili hükümler: Bunların teabbudi olduğunda ittifak vardır. Bunlarda herhangi bir değişiklik söz konussu değildir.
  2. İbadetlerle ilgili hükümler: Bunlar Allah nasıl emretmişse öyle yapılması gerekir. İbadetlerde yapılacak her yenilik ve değişiklik bid’at ve sapkınlık olarak değerlendirilir. Değişiklik sadece ibadetlerin uygulanmasında söz konusudur. Zaman, çevre ve şartlara göre tasarrufta bulunulabilir. Mesela 5 vakit kılınan namazlar, kutup bölgelerinde vakitlerin tamamı olmadığı için en yakın bölgeye göre namazlarını kılarlar.
  3. Miktarlarla ilgili hükümler: Bazı hükümler belirli miktarlarda uygulanmakta ve Şâri’ (Allah ve Rasulü) tarafından belirlenmektedir. Fıkıhta bunlara mukadderât adı verilir. Miras payları, kadınların iddet günleri, hadler (ceza miktarları), kefaretler, hayvanların boğazlanma şekli, zekat nisap ve oranları bu hükümlerin örneklerindendir. Fıkıhta bu hükümlerde teabbudi kabul edilmiş ve değişme sahası dışında yer almıştır.
  4. Haramlar ve Helaller:Haram, yapılması dinen kesin ve bağlayıcı tarzda yasaklanan fiillerdir. Helal ise, dinen izin verilmiş, hakkında şer’i bir yasaklama ve kısıtlama olmayan davranışı ve onun dini hükmünü ifade eder. Kur’an’da haram ve helal kılma yetkisinin sadece Allah’a ait olduğu belirtilmiştir. (bk. Nahl 16/116) ayrıca Allah’ın helal kıldığı iyi  ve temiz şeylerin haram kılınmaması emdedilir. (bk. Maide 5/87)

ÖNEMLİ: İslam bilginleri hakkında kesin nas bulunmayan şeyler için haram ve helal hükmü vermekten kaçınmışlar bunun yerine “mekruh, hoş olmayan, sevimsiz, çirkin, caiz, gayri caiz) gibi esnek terimler kullanmışlardır.

  1. Muâmelât ile ilgili hükümler: Fıkıh usulü açısından muamelat ile ilgili hükümlerde asıl olan teabbud değil, ta’lildir. Bu sebeple kıyas ve ictihadın en fazla işletildiği alan muâmelâttır.

 

Nevâzil Fıkhı

Nevâzil, Arapça nâzile kelimesinin çoğuludur. Sözlükte “sonradan meydana gelen, insanalr için zorluk ve sıkıntı doğuran durum” anlamına gelir. Kelimenin fıkıh edebiyatında kullanıldığı anlamlar şunlardır:

1.Nevazil kelimesi, fıkıh tarihinin ilk dönemlerinde genel olarak yeni ortaya çıkan ve hakkında şer’i bir hüküm verilmesi gereken bir mesele ve olayları ifade etmek üzere kullanılmıştır. Bu anlamda bu kelimeyi en fazla kullanan fıkıh çevresi Maliki mezhebidir. Bu nitelikte çok sayıda eserleri mevcuttur. Genelde nevâzil başlığı taşıyan bu eserler, bazı Maliki fakihlerin karşılaştığı bir takım sorunlara verdikleri cevaplardan ve mahkeme kararlarından oluşur.

2.Hanefi mezhebinde de belirli bir süre ortaya çıkan yeni meseleler için kullanılmıştır. Fakat Ebu Hanife ve öğrencilerini kapsayan ve selef denilen dönemden sonra değişikliğe uğramıştır. Bundan itibaren Hanefilerin ortaya koydukları fıkhi görüşü ifade eden bir terim haline gelmiştir.

Hanefilerde görüşler bilgi ve delil değeri bakımından üç gruba ayrılır: Birinci gruptausul meseleleri yer alır. Diğer bi adı zâhirü’r-rivâyedir. Bu görüşler Ebu Hanife, Ebu Yusuf ve Muhammed eş-Şeybani’den rivayet edilen ve Muhammed’in meşhur altı kitabında yer alan görüşlerdir. Bunlara zâhirü’r-rivaye denilmesinin sebebi, sonraki nesillere güvenilir raviler(sika) tarafından tevatür veya şöhret yoluyla aktarılmış olmalarıdır. Bunlar mezhebin en güvenilir kaynaklarıdır.

İkinci gruptanevâdir meseleleri yer alır. Bunlar da yine Ebu Hanife ve öğrencilerine nisbet edilen ancak daha sonraki nesillere zayıf senetlerle aktarıldığından zâhirü’r-rivaye içinde yer almazlar. Bu görüşleri derleyen kitaplara da nevâdir eserleri denir.

Üçüncü grupta nevâzil görüşlerinden oluşur. Bunlar da Ebu Hanife ve öğrencilerinden sonra gelen ve meşâyih adı verilen mezhep müçtehidlerinin ictihad, tahriç, tercih gibi mezhep içi istidlâl metotlarını kullanarak ortaya koydukları görüşlerdir.

Hanefilerde nevazil kelimesi yerine aynı anlamı taşıyan vâkıât ve havâdis terimleri de kullanılır. Bu üç kelimenin de tekil halleri “sonradan veya aniden meydana gelen” anlamını içerir. Nevazil türünden eserlerin bir kısmına fetâvâ ismi de verilmektedir. Fakat bu eserler, birtakım dini meselelere şeyhülislamlar ve müftilerin verdiği kısa cevapları içeren meşhur fetva kitaplarından farklıdır. Bu şekilde nitelendirilmesi muhtemelen, bu tür meselelerin ilgili dönemdeki birçok güncel meseleyi içine almasındandır.

Hanefilerde nevazil görüşlerini toplayan ve günümüze ulaşan ilk eser, Ebu’l-Leys es-Semerkandi’nin Kitâbü’n-Nevâzil adlı eseridir. Daha sonra meşayih tarafından bu tür birçok eser hazırlanmıştır. En fazla tanına eserler; Nâtifi’nin el-Vâkıât, Sadruşşehid’in el-Vâkıât, Kâdihan’ın el-Fetâvâ ve Keşşi’nin Mecmû’n-Nevâzil ve’l-havâdis ve’l-vâkıât adlı eserlerdir.

3.Günümüzde dini literatür olarak nevazil kelimesi ilk dönemlerdeki genel anlam ve içeriğine uygun olarak yeni ortaya çıkan ve dini açıdan çözülmesi gereken fıkhi problemleri ifade etmek üzere yeniden kullanılmaya başlanmıştır. Fıhhü’n-Nevâzil deyimi de fıkıh ilminin günümüz fıkıh problemlerini ele alan özel bir alt dalı olarak yerini almıştır.

Günümüzde belirtilen nitelikte bir çok eser kaleme alınmıştır. Bunların bir kısmının adında nevazil veya türevleri geçmektedir. Bir kısmı ise “kadaya mu’âsıra”, “kadaya müstecedde”, “mesâil mu’asıra”, fetâva mu’asıra” gibi başlıklar taşımaktadır. Bunların hepsi “çağdaş fıkıh meseleleri/problemleri” anlamına gelmektedir.

 

GÜNÜMÜZ FIKIH PROBLEMLERİNİN OLUŞMA SEBEPLERİ

İslâm, vücut özellikleri ne olursa olsun insanlara tek tip elbise giydirmiş olsaydı, şartları ne olursa olsun insanları, şekil ve mahiyet bakımından aynı olan hükümler ile yükümlü kılsaydı, çözümlenecek mesele, değişecek hüküm de olmazdı. Ne var ki, İslâm bütün hükümlerinde, ferdin ve toplumun şartlarını, özelliklerini göz önüne almış, belirlediği hedefe ulaştıracak olan vâsıtaların maksada uygun olmasını, buna göre ayarlanmasını istemiştir. İşte bu sebepledir ki, bir yandan mükellefin değişmesi, diğer yandan, mükellef aynı kaldığı hâlde çevresi ve şartlarının değişmesi ile dînî meseleler ortaya çıkmakta; bunlara çözüm aramak, en azından bir gruba farz olmaktadır. Konumuz bakımından değişen şartların kadro ve örneklerini şöyle sıralamak mümkündür:

1. İlmî, teknik ve teknolojik gelişmeler:

a) Üretimde standardizasyona gidildikten sonra belli malları, tarife, marka ve numarasına göre kâğıt üzerinden seçip almak, malı görerek almak gibi olmuştur.

b) Gök cisimlerinin hareketlerinin hesaplanması konusundaki gelişmeler dînî günlerin ve vakitlerin tesbitinde hesabı gözle görmenin önüne geçirmiş, rü'yeti tartışılır hâle getirmiştir.

c) Güneş enerjisi devreye girince, güneşte ısınmış su ile abdest meselesini yeni baştan incelemek gerekmiştir.

d) Savaş teknolojisindeki gelişmeler, düşmanı korkutmak ve caydırmak için at beslemeyi değil, uçak, füze ve modern silâh yapımını zarûrî hâle getirmiştir.

e) Tıpta organ nakli mümkün hâle gelince organ nakli ve tüp bebeğinin cevazı gibi konular ortaya çıkmıştır.

f) Uçak, gemi vb. vâsıtalar ile yolculuk edenler ile deve ve at üzerinde, yahut yaya olarak yolculuk edenler arasındaki fark, hareket hâlinde akit yapanların meclisi konusunda yeni yorumları gerekli kılmıştır.

g) Telefonun icadından sonra birbirinden uzak yerlerde bulunan kimselerin telefonla yaptıkları akdin geçerli olup olmadığı, geçerli ise gaiplerin mi yoksa hazırların mı akitleşmesi mahiyetinde olduğu konusu tartışılmıştır.

h) Kitle iletişim vâsıtalarının ulaştığı bugünkü seviye, kaybolmuş kişilerin ölüm ve evlilik gibi hâllerine hüküm verme konusunda değişik şartlar olarak ortaya çıkarmış bulunmaktadır.

ı) Tapu tescil müessesesi, gayr-i menkûllerin teslimsiz rehnedilmesini (ipoteği) mümkün ve caiz hâle getirmiştir.

2. İktisat, maliye ve iş hayatındaki gelişmeler:

a) Devletin geliri, meşrû ve zarûri giderlerini karşılayamaz hâle geldiği için, kudreti olanlardan çeşitli vergilerin alınması zarûreti doğmuştur.

b) Para sistemi değişmiş, gümüş tedâvül aracı olmaktan çıkmış, altının bu fonksiyonu kısıtlı hâle gelmiştir. Bu durum karşısında kâğıt para, mal değil, ödeme vâsıtası olmuş, zekât, faiz vb. ile ilgili hükümlerde nakit olarak değerlendirilmiştir.

c) Yeni para sisteminin getirdiği enflâsyon olayı, borçların ödenmesinde sayı yerine değerin mûteber olması husûsunu gündeme getirmiştir.

d) Büyük yatırım ve üretimler büyük sermayeleri gerekli kıldığı için yeni şirketler oluşmuş, sermaye birikimi için faiz dışında yeni tasarrufu teşvik vâsıtaları bulunmuştur.

e) Binlerce işçinin çalıştığı ve üretimi toplu olarak gerçekleştirdikleri günümüz iş hayatında toplu sözleşme, emeklilik, kıdem tazminâtı, sendika, grev, lokavt gibi yeni fiil, tasarruf ve müesseseler ortaya çıkmıştır.

3. Medenî ve sosyal şartların değişmesi:

a) Nüfusun çoğalması; doğum ve nüfus kontrolü, toprağın daralması sebebiyle şehirlere göç, kat mülkiyeti, kat karşılığı inşaat mukâvelesi gibi mesele ve problemlere vücût vermiştir

b) Yerleşim merkezlerinin büyümesi ve âdeta birbirine bitişik hâle gelmesi seferilik bakımından kişinin yerini belirlemede yeni kıstaslara ihtiyaç göstermiştir.

c) Aileler küçülmüş, karı-koca, ebeveyn-çocuklar arası hak, yükümlülük ve ilişkilerin yeniden ele alınması zarûreti doğmuştur. Kadın haklarından bahseden bir âyet73 "ma'rûf" ölçüsünü getirmektedir. Ma'rûf "toplumun makûl gördüğü, örfe-âdete uygun olan" demektir. Mezkûr hakların bu kavram içinde yeniden belirlenmesi gerekmektedir.

d) Sosyal değer hükümlerinin değişmesi, evlilikte denklik (kefâet) konusunda değişiklikler getirmiştir. Bir zamanlar Araplar asil, diğer milletler onların azatlı köleleri iken Arap olmayan hiçbir genç, bir Arap kızına denk sayılmıyordu. Günümüzde ise Arap kardeşlerimiz, başka milletlere kız verme ve onlardan kız alma yarışı içindedirler.
e) Çeşitli kültürlerin karışma ve çatışması çeşitli problemler getirmektedir. Bu arada kılık kıyafet, milletleri birbirinden ayıran alâmet olmaktan çıkmıştır. Teşebbüh konusunu bu gerçeklerin ışığında değerlendirmek gerekmektedir.
4. Siyâsî ve idârî gelişmeler:

a) Nüfusun çoğalması, ülkelerin büyümesi, başkan seçiminde (bey'atte) yeni usûlleri zarûrî kılmaktadır.

b) Siyâsi ve ictimâî âmiller idârî teşkîlâtı ve mevzûâtı gerektirmiştir.

c) İslâm'ın getirdiği hilâfet sistemi ile saltanat, meşrûtiyet, demokrasi ve cumhuriyet rejimleri arasındaki benzerlik ve zıtlık ilişkisi asırlardan beri tartışılmaktadır.

d) Demokratik-lâik düzen ve hürriyet anlayışı karşısında İslâm'ın emrettiği "emr-i bi'l-ma'rûf, nehy-i ani'l-münker" vazifesini yerine getirmek bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır.

e) İslâm'ın emrettiği meşveretin devlet yönetiminde kullanılması çeşitli problemlerin ve meselelerin çözümünü gerekli kılmaktadır. Üyelerin seçilmesi, müddeti, meşveretin şekli, yönetici ile şûrâ üyeleri arasında ihtilâf çıkması hâlinde takip edilecek usûl vb.
5. Milletlerarası ilişkiler:

a) "Müslümanların hâkim oldukları yerler İslâm ülkesi ve bütün müslümanlar bir ümmet" telâkkisi bugün nazariyede kalmıştır. Gerçekleşen durum, çeşitli İslâm ülkeleri, müslüman milletler ve diğer ülkeler ile milletlerdir. Bu durum karşısında "İslâm ülkesi, harb ülkesi, ümmet, millet, cihad" kavramlarının yeniden ele alınması ve İslâm'ın özüne, maksadına uygun yeni yorumlar getirilmesi gerekmektedir.

b) İslâm'ın korunmasını istediği varlıkların (din, hayat, mal, nesil, akıl, şeref) korunması, çeşitli milletlerarası andlaşma ve bloklaşmaları gerekli kılmakta, bu beraberlik, korunması gereken değerlerin bir kısmını korurken diğerlerini tehlikeye düşürmektedir. Bilhassa gayr-i müslim milletler ile yapılan andlaşma, birleşme ve çok yönlü ilişkilerde ortaya çıkan bu problemler çok yönlü inceleme, tedbir ve çözümlere muhtaç bulunmaktadır.
Şartların değişmesi ile ortaya çıkan dînî problemlerin kadro ve örneklerini çoğaltmak mümkündür. Çözüldükçe yenileri ortaya çıkan ve kıyamete kadar böylece sürüp gitmesi ilâhî kanun gereği bulunan problemlere eğilen kişiler tarih boyunca eksik olmamış ve bunlar farklı yollardan yürümüşlerdir.

GÜNÜMÜZ FIKIH PROBLEMLERİNİN ÇÖZÜMÜ VE YAKLAŞIMLAR

1. Modernist/tarihselci yaklaşımlar: Bu yaklaşım batı kökenlidir. Her şeyin tarihe göre değiştiği ve tarihsel olanın evrensel olamayacağı görüşüne dayanır.

2. Yeni selefci yaklaşımlar: Bu yaklaşım fıkıh birikimi ve geleneğini büyük ölçüde yok sayan ve reddeden bir anlayışa sahiptir.

3. Gelenekselci /taklitçi yaklaşımlar: Bu yaklaşımların sahipleri, belirli mezheplerin fıkıh eserlerinde yer alan görüş ve açıklamaları çoğunluk itibariyle evrensel ve değişmez hükümler olarak görürler.

4. Akademik yaklaşımlar: Bu yaklaşımlar da fıkıh geleneğindeki yöntem ve görüşlere büyük önem verirler ve günümüz fıkıh problemlerinin çözümünde öncelikle bunlara başvururlar.

TEMEL ESASLAR VE GENEL PRENSİPLER

1. Günümüz fıkıh problemlerine getirilen çözümlerin İslam bilginlerinin üzerinde icma ettiği ve ve İslam ümmetinin başlangıçtan beri aynı şekilde uygulayageldiği temel esas ve hükümlere tes düşmemesi gerekir. Bunlar İslam dinini sembolize eden zarurat-ı diniye adı verilen kesin emir ve yasaklardır.

2. Bu çözümlerin fıtratı, yani Allah’ın koyduğu dengeyi ve yaratılışı bozmaması, insanın onur ve haysiyetini zedelememesi ve temel etik ve ahlaki değerleri ihlal etmemesi gerekir.

3. Güncel dini problemlere ilişkin doğru karalar verilebilmesi için öncelikle ilgili olay veya meselelerin bütün yönleriyle çok iyi araştırılıp incelenmesi, bu konuda ihtiyaç duyulması halinde konunun uzmanlarından da bilgi alınması gerekir.

4. Bu problemlerin çözümünde her bir meseleyle ilgili özel delillerle birlikte dinin ana gayelerinin de göz önünde tutulması gerekir. İslamda bütün dini düzenlemelerin en temel amacı, insanlar için fayda sağlamak, onlardan zararı savmak ve dünyayı şerlerden temizlemektir. Maslahatların temin edilmesi ve mefsedetlerin giderilmesi demektir. Zaruriyyat (din,can,mal,namus,nesil),hariciyyat (alışveriş,kiralama,evlenme,boşanma…vs), tahsiniyyat (temizlik,yeme,içme,giyinme…vs)

İslam bilginleri özellikle muamelata ilişkin hükümler için bir de makasıd(amaçlar)ve vesail( vesileler, araçlar) ayrımı yapmaktadırlar. Makasıd, bizatihi amaçlanan iş ve işlemlerle ilgili hükümleri, vesail ise bizatihi amaçlanmış olmayıp başka hükümlerin tam ve istenilen şekilde gerçekleştirilmesi için aracı olarak teşri kılınmış hükümleri ifade eder. Mesela alışveriş, kira ve evlenme akitleriyle ilgili temel hükümler mekasıdniteliğinde, evlenme akdinde şahit ve ilan, rehin akdinde rehin teslimi ise vesail niteliğindedir.

Bireysel ve Kurumsal Çalışmalar

1. Mısır’da Ezher’e bağlı İslam Araştırmaları Akademisi

2. Dünya İslam Birliği Fıkıh akademisi

3. İslam Konferansı Teşkilatı fıkıh akademisi

4. Avrupa fetva ve Araştırma Kurulu (ECFR)

5. Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu

AÖF Ücretsiz Ders Özeti Paylaşımları
1
ATA AÖF - KURTARMA ARAÇLARI EĞİTMİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
2
ATA AÖF - AFETLERDE RİSK VE KRİZ YÖNETİMİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
3
ATA AÖF -MESLEK HASTALIKLARI 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
4
ATA AÖF - BİREYLERLE SOSYAL HİZMET 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
5
ATA AÖF - ETİKETLEME VE İŞARETLEME 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
6
ATA AÖF - YÖNETİM BİLİŞİM SİSTEMLERİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
# TÜM ÖZETLERİ LİSTELE
Siz de hemen Ders Özeti sipariş verin, derslerinize kolayca çalışarak mezun olun.

Anadolu Üniversitesi Özet

Atatürk Üniversitesi Özet

Etiketler: ata aöf - ata aöf çıkmış sorular - ata aöf ders özeti - burhan kankaya - burhan kankaya ders özeti


Bu yazı 21.03.2017 tarihinden itibaren 1 kez okundu.




AÖF Çıkmış Sorular (Anadolu Ünv.) AÖF Çıkmış Sorular (Atatürk Ünv.) AÖF Ders Özetleri AÖF Deneme Sınavları AÖF Ders Kitapları Açık Lise Çıkmış Sorular
İletişim Bilgileri Firmamız Hakkında Sipariş ve Kargo Takibi Mesafeli Satış Sözleşmesi Garanti ve İade Şartları Gizlilik Sözleşmesi Ödeme ve Teslimat