Hizmette 10+ Yıl ve binlerce müşteri memnuniyeti... | %100 doğru kaynak | %100 memnuniyet | %100 mezuniyet | 0.332 350 23 47
0.541 350 23 42
İLT402U-KÜRESELLEŞME VE KÜLTÜRLERARASI İLETİŞİM
İLT402U-KÜRESELLEŞME VE KÜLTÜRLERARASI İLETİŞİM DERSİNİN 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ

1. ÜNİTE - KÜLTÜR VE KÜLTÜREL YETERLİK

GİRİŞ

Her toplum düzenlenmiş ilişkilerden oluşur. Bu ilişki sürecinde bireyler belirli durumlarda karşılaştıkları sorunları çözümlemek ve gereksinimlerini gidermek amacıyla birçok araçlara ihtiyaç duyarlar. Bu araçlar, bireyin içinde bulunduğu çevre şartlarına, topluluk içindeki diğer bireylerle olan ilişkilerine, karşılıklı etkilerin şekline ve ihtiyaçlarını gidermek amacıyla edindiği yetenek ve becerilerine göre, sınırlanmakta ve değişmektedir. İnsanlar ve toplumların neden birbirlerine benzedikleri ya da benzemedikleri niçin ve nasıl değiştikleri gibi insanlığın evrimiyle ilgili soruların cevapları bu araçlardan oluşan kültürel birikimlerde yatar. Bu açıdan kültür, ırk ve doğal değişkenlerle etkileşim hâlinde, insanlığın evrimini irdeleyen bir değişkendir.

Kültür sözcüğü, Latince kökenli olup Türkçeye Fransızcadan gelmiştir. Latincede “cultura” sözcüğü, “toprağı ekip biçme” ve “hayvan yetiştirme” anlamına gelmekteydi. 17. yüzyılın sonuna doğru halkın “bütün bir yaşama biçimi” şeklinde Almanca ve İngilizceden Batı dillerine girmiştir. 18. yüzyıla gelindiğinde ise antropolojideki gelişmeler sonucu “bütünsel bir yaşam şekli” anlamını kazanmıştır.

-KÜLTÜR KAVRAMI

20. yüzyılın başlarında kültür ile ilgili çalışmalar Batı dünyasından doğu ülkelerine yayılmış, öncelikle iranlılar kendi dillerindeki “ferheng” sözcüğünü kültür yerine kullanmışlardır. Ülkemizde sosyolojinin gelişimine büyük katkı sağlayan Ziya Gökalp, Fransızcadan aldığı “cultura” sözcüğünün Arapça kökenli “hars” ve “tehzip”in karşılığı olduğunu savunmuştur. Gökalp “cultura” sözcüğünün ilk anlamından esinlenerek Arapçada “çift sürme, tarla işleme” anlamını taşıyan ve ulusal bir kavram olarak gördüğü “hars”ı kültür karşılığında kullanmıştır. Bununla birlikte, “düzeltme, temizleme, yetiştirme, bir işte hız kazanma” anlamındaki “tehzip”i uluslararası ve aristokratik bir kavram olarak değerlendirmiştir.

Her toplumun kendine özgü bir kültürü vardır. Kültür özellikleri yalnız milletten millete değişmez, aynı ülkenin kent ve köylerinde, hatta aynı kentin değişik mahallelerinde oturan insanların kendilerine özgü kültürleri, gelenek ve görenekleri vardır. Yani kültür ve toplum yan yanadır. Ancak sahip oldukları farklı kültürler, yapılar ve sistemler nedeni ile toplumlar birbirlerinden farklıdırlar.

Bireyin kültürü toplumun kültürüne, toplumun kültürü de tek tek bireyin kültürüne doğrudan doğruya bağlı bir görünüm sergilenmektedir. ilk olarak incelenmesi gereken de kültür kavramının anlamıdır.

Kültürün Tanımı

Kültür, en geniş anlamıyla bir toplumun tüm yaşam biçimidir. Taylor, kültür için şöyle bir tanım yapmıştır: “Bilgi, inanç, sanat, ahlak, hukuk ve örf ve âdetlerden ve insanın toplumun bir üyesi olarak elde ettiği bütün yeteneklerden oluşmuş bir bütündür. ”

Kültür kısa anlamıyla bile birçok şeyler düşündürür. Sözcük, temel iki noktayı içermektedir. Bunlardan birincisi standardize olmuş sosyal davranışlar, ikincisi ise grubun ürettiği materyallerdir.

Hofstede ise kültürü: bir grup insanı diğerlerinden ayıran zihinsel programlama olarak tanımlamaktadır.

Linton’ a göre kültür, öğrenilmiş davranışlar ile belirli bir cemiyetin üyelerince birbirlerine aktarılan davranışların sonucudur.

Kültür kavramı, bir toplumun anlayışı ve yaşayışı ile ilgili tüm değerleri içermektedir. Her kültür, kendine has toplum/dünya anlayışını yansıtmaktadır. Kişiler içinde yer aldıkları ortamı/bağlamı sahip oldukları kültürel bilgi ve birikimle anlamlandırmaktadır.

 

-Etimolojik Açıdan Kültür Kavramı

Kültürün etimolojik açıdan kökenine inilirse Latince’de tarım anlamına gelen Cultura kelimesinden geldiği görülmektedir. Batı dillerinde daha sonra Culture olarak kullanılan bu kelimenin zamanımıza kadar gelen Osmanlıca karşılığı hars kelimesidir. Diğer taraftan Avrupa’da kültür terimini 19. yüzyılın sonunda İngiliz Antropologları, etnografya tarafından incelenen toplumlara özgü olan düşünce, eylem biçimleri, inançlar, değer sistemleri, simgeler ve tekniklerin tümünü anlatmak üzere kullanmışlardır.

-Antropolojik Açıdan Kültür Kavramı

Kültür, antropoloji dilinde ve eserlerinde şu temel kavramlar karşılığında kullanılan soyut bir sözcüktür; • Kültür, bir toplumun ya da bütün toplumların birikimli uygarlığıdır.

• Kültür belli bir toplumun kendisidir.

• Kültür, bir dizi sosyal süreçlerin bileşkesidir.

• Kültür, bir insan ve toplum kuramıdır.

-Kültürün Kökeni ve Kaynağı

Kültürün oluşumda rol oynayan faktörler ve kurumlar; ekoloji ve fiziksel çevre, aile, din, eğitim ve politik sistem olarak değerlendirilmektedir. Bu faktörler Tayeb tarafından özetlenmiş ve aşağıda açıklanmıştır.

• Ekoloji ve fiziksel çevre:İklim ve çevrenin oluşturduğu fiziksel şartlar bir gruba ait kültürün gelişiminde önemli rol oynamaktadır.

• Aile:Çoğu insanlar, büyüklerini ve diğer insanlara nasıl davranılması gerektiği konusunda, kendisinden nelerin beklenildiği, karsı cinse nasıl davranılacağı, ahlaki standartların ne olduğu gibi birçok konuyu ailede öğrenmektedir.

• Din: Din insanların temel değer sistemlerinin oluşmasında önemli rol oynamaktadır. Nelerin doğru ya da yanlış olduğu konusundaki prensipler her dinde mevcuttur.

• Eğitim: iyi bir şekilde oluşturulmuş eğitim sistemine sahip toplumlarda, resmi eğitimin kültürün oluşmasında büyük rolü vardır. Eğitim sisteminin dayandığı değerler sistemi, yapılan uygulama ve eğitim stilleri birçok alanda kültürün oluşmasına katkı sağlayacaktır.

• Politik Sistem: Diğer sosyal sistemler gibi bir toplumun politik sistemi hem kültürü oluşturur hem de o toplumun kültürü tarafından oluşturulur. Eğer politik sistem tarihsel sürecin ve kültürün oluşmasıyla birlikte ortaya çıkan bir sistemse genelde yerel kültürle uyumlu olabilmekte ayakta kalıp büyüyebilmektedir.

-Kültürün Özellikleri

• Kültür bir toplumu diğerinden ayırmak için bir tür “alâmeti farika (marka) dır.

• Kültür toplumun üyelerince paylaşılır.

• Kültür, dayanışmanın en önemli temellerinden birisidir.

• Kültür öğrenilmiş davranışlardan oluşur.

 Kültür sosyal yapının bir kopyasını verir.

 • Kültür değişebilir.

 Bir diğer sınıflama ise şöyledir:

 • Kültür öğrenilir.

 • Kültür görelidir.

 • Kültür toplulukçudur.

 • Kültür duygu yüklüdür.

 • Kültür irrasyoneldir.

 • Kültür tarihi ve süreklidir.

 • Kültür değişir.

-Kültürün İşlevleri

Kültürün temel işlevlerine değinecek olursak kültür bir toplumun tarihsel süreç içerisinde sahip olduğu tüm değerlerin insandan insana aktarılarak yaşatılmasını sağlar.

-Kültür Çeşitleri 

Dünyada var olan toplumlar sayısında kültürlerinde bulunacağı bilinmektedir. Kültür sahip olduğu öğeler yönüyle bazı sınıflandırmalara tabi tutulabilir:

-Genel Kültür ve Alt Kültür

Kültürün yaygınlık derecesine göre kültürü genel ve alt kültür olarak ikiye ayırmak mümkündür.

Genel kültür, bir toplumun ya da ülkenin, her sosyal grubunda, her coğrafi bölgesinde geçerli olan, benimsenen ve yaşanan hakim unsurlardan ibarettir. Alt kültür ise toplumun temel kültür unsurlarını paylaşan fakat bunun dışında kendini diğer gruplardan ayıran değer, norm ve yaşam biçimleri olan grupları kapsar.

-Maddi Kültür Manevi Kültür

Bir toplumun teknolojisi, eserleri, aletleri maddi kültür öğeleridir. Maddi kültür, insan eliyle yapılan alet ve eserleri ve el emeğinin ham maddeyi belirli bir biçimde işlemesiyle ona şekil vermesiyle oluşur. Toplumda yerleşik olan inançlar, konuşulan dil, hukuk, din, ahlak anlayışı, doğum olayından evlilik ve cenaze törenlerine kadar her alanda oluşan gelenek ve görenekler, çocuk yetiştirme biçimleri de toplumun manevi kültürünü oluşturur.

-Karşı Kültür

Toplumda, sosyoekonomik ve politik anlamda yerleşmiş olan ve aile, okul ve diğer örgütler, özellikle de kitle haberleşme araçlarıyla naklonulan bütün genel kültürü reddetmek isteyenlerin, değişik alanlarda meydana getirmeye çalıştıkları kapsamlara karşı kültür denilmektedir.

-Kültürü Oluşturan Faktörler

-Dil

Dil kültürün en önemli parçası ve taşıyıcısıdır. Dil, kültürün bütün unsurlarının, nesilden nesle aktarılmasına, kişiler arası iletişime ve sosyal ilişkilerinin düzenlenmesine aracılık etmektedir. Bu temel eleman, kültürün öğrenilmesine, manaların simgelenmesine yardımcı olur.

-Din

Din ve inançlar da kültürün temel öğesini oluşturur. Her toplum şu ya da bu biçimde bir dine sahip olmuştur. Din insanlarda ortak duygu ve inançların gelişmesinde önemli bir toplumsal kurumdur. İnanç ise bireyin dünyasının bir yönüne ait algı ve bilgilerin devamlı bir organizasyonudur. İnsanlar belirli konularda belirli inançlara sahip olabilirler. İnançlar arasındaki benzerlikler ne kadar çok ise o toplumun kültür inançları da o derece kuvvetli olur.

-Değerler

Değerler, kişiler, gruplar ve toplumları ayıran önemli hislerin oluşturduğu kavramlar ve fikirlerle ilgili toyluluklardır. Değerler bireylerin düşünce, tutum ve davranışlarında birer standart ya da ölçüttür.

Rokeach değer kavramını, belirli bir davranış ve varoluş amacının kişisel ve toplumsal olarak karşıtlarına tercih edilmesine dair kalıcı bir inanç;değer sistemini ise görece önemi süresince var oluş amacı ya da tercih edilen davranış tarzları ile ilgili inançların kalıcı bir organizasyonu olarak tanımlamaktadır.

-Normlar

Normlar, belirli rolleri olan kişilerin uymalar gereken kurallar, emirler ve ölçülerdir. Norm, her kültürde bulunan, toplumsal düzeni sağlayan, bireylere yol gösteren, doğru ve yanlışı, olumlu ve olumsuzu belirleyen, yaptırım gücü olan kurallar, standartlar ve fikirler sistemidir. Toplumdan topluma farklılık gösterir ve zaman içinde değişiklik gösterebilir.

-Simgeler

Simge dıştan bir işaret ya da jesttir ve bir anlam ya da değeri temsil eder; çağrışım yolu ile duyguları hatırlatıp tahrik eder, böylece belirli fikirlere canlılık verir. Simgesiz toplum yoktur ve dil de aslında sesler ve işaretlerden oluşan bir semboller sistemidir.

-Tutumlar

Hepimizin çevremizdeki insan, nesne, fikir, kurum ve olaylara ilişkin değişik tutumlarımız vardır. İnsan, nesne, fikir, kurum ve olaylar ne şekilde tepkide bulunacağımız büyük ölçüde tutumlarımız tarafından tayin edilir. Bu nedenle tutumlar bir hüküm ya da karar vermeden önce bilinmesi gereken genel şartlar ve hükümlerin düşünsel yönüyle ilgilidir.

-Örf ve Âdetler

Yaygın kabul gören, nüfusun çoğunluğu tarafından uzun zamandan beri tekrar edilip gelen, herhangi bir belirgin yaptırımı olmayan ya da çok hafif olan davranışlara adet denmektedir. Açıkça ifade edilmiş ve resmen yaptırıma bağlanmış kurallar ise örf olarak ifade edilir.

-Yasalar

Yasalar kendilerinden sapılması hâlinde, toplumun örgütlenmiş ve zor kullanılmasını belirten müeyyidelerle rasyonel olarak desteklediği sosyal kurallardır.

-Ahlak Kuralları

Ahlak kuralları sosyal hayatta bireylerin birbirleriyle olan ilişkilerini düzenleyen kurallardır. Ahlak kurallarının yaptırımı, yani ahlak kurallarının emir ve yasaklarına aykırı davranışlarda bulunanların karşılaşacağı tepki manevidir.

-Kültür ile İlgili TemelKavramlar

-Üst Kültür

Bir toplumda geçerli olan genel kültür özellikleridir. Toplumun her kesiminde bilinir ve benimsenir. Örnek: Genel Türkiye kültürü.

-Alt Kültür

Üst kültür içindeki din, dil, töre ve etnik köken bakımından kendine özgü özelliklere sahip toplulukların kültürüdür. Örnek: Türkiye’deki Yörük kültürü.

-Kültürlenme

Toplumun, kendi kültürel özelliklerini yeni kuşaklara sosyalleşme yoluyla aktarmasıdır. Örnek: Türk toplumunda yetişen bir kişi Türk gibi düşünür.

-Kültürleşme

Farklı kültürlerin karşılıklı etkileşime girmesi ile gerçekleşen kültür alışverişidir. Örnek: Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin kültürel etkileşime girmesi.

 

-Kültür şoku

Kendi kültüründen ayrılarak başka bir kültüre geçen kişilerin bu yeni kültürel ortama maruz kalmaları sonucu yaşadıkları uyumsuzluk ve bunalım durumuna denir. Örnek:Almanya’ya giden ilk Türk işçilerin yaşadıkları sorunlar.

-Kültürel Yayılma

Bir kültürde ortaya çıkan maddi ya da manevi kültür öğesinin dünyadaki başka kültürlere yayılmasıdır. Örnek:Yoğurdun Türklerden dünyaya yayılması gibi.

-Kültür Emperyalizmi

Kültür emperyalizmi, gelişmiş ülkelerin az gelişmiş diğer kültürleri özellikle kitle iletişim araçlarıyla etkilemesi ve kendine benzetmesidir.

-KÜLTÜREL ÇEŞİTLİLİK

Kültür, zaman ve mekan içerisinde çeşitli değişimlere uğrar. Bu değişimler insanlığı oluşturan etmenlerin özgünlüğüne ve çoğulluğunda yansıma bulur. “Kültürel çeşitlilik” ya da “çok kültürlülük” farklı kültürlerin uyum içinde bir arada yaşaması anlamına gelmektedir. Kültür farklılığı ya da çok kültürlülük küreselleşen dünyamızda ve yerel kültürümüzde bizi birarada tutan yapıtaşıdır. Kültürel çeşitliliğin belirgin ve daha az belirgin olan göstergeleri vardır:

• Belirgin göstergeler:

İnanç

Etnik köken (ırk)

Ulusal köken (konuşulan dil)

Cinsiyet

• Daha az belirgin göstergeler:

Yaş

Eğitim alıp almadığı

Eğitim seviyesi

Hareket kabiliyeti (Engellileri içerir)

+Batı kültürü+                                        +Doğu kültürü +

Daha iyisini yap                                      Nezaketle karşıla

Doğayı kontrol et                                    Doğayla denge / uyum

Bir şeyler yap                                          Bekle ve gör

Müdahale et                                             İhtiyatlı düşün 

Güçlü tedbirler                                         Nazik yaklaşım

Önceden planla yeni olan en iyisidir    Hayatı olduğu gibi kabul et gelenekselleşmiş

Standartlaştır herkesi aynılaştır                           Bireyselleştir farklılıkları farket

-KÜLTÜREL YETERLİK

Kültürel yeterlik, çok kültürlü ortamlarda kurumlar ve çalışanlarının etkin bir biçimde çalışabilmesini sağlayan birtakım tutum, beceri, davranış ve prensiplerdir. Kültürel yeterlik, iletişim metninin ve bu metnin kurulmasını sağlayan kuralların eleştirel olarak anlaşılması yetisidir. P. Bourdieu, “kültürel yeterlik” düşüncesiyle genelde toplumsal yapı ile özelde kültürel anlatımlar arasındaki ilişkiyi yeniden kavramsallaştırır.

-Kültürel Yeterlik Süreci

Kültürel yeterliği olumsuzdan olumluya doğru uzanan bir süreç olarak ele aldığımızda öncelikle cevaplamamız gereken temel sorular şunlardır:

•Şu an neredeyimş

•Nerde olabilirimş

-Kültürel Yeterlik Sürecindeki Basamaklar

I)Kültürel Yıkıcılık: Asimilasyona zorlama, boyun eğdirme, hak ve ayrıcalıklar sadece egemen gruplar için.

II)Kültürel Yetersizlik: Irkçılık, kalıplaşmış yargıları devam ettirmek, adil olmayan işe alım uygulamaları.

III)Kültürel Körlük: Farklılıklar göz ardı edilir, herkes aynıymış gibi davranılır, sadece baskın grupların ihtiyaçları karşılanır.

IV)Kültürel Ön yeterlik: Kültürel konuları keşfeder, kendini adar, örgütün ve bireylerin ihtiyaçlarını değerlendirir.

V)Kültürel Yeterlik: Bireysel ve kültürel farklılıkları fark eder, farklı gruplardan tavsiye alır, kültürel önyargısı olmayan çalışanları işe alır.

VI)Kültürel Yetkinlik: Kültürel ihtiyaçlar üzerine şekillenen hizmetleri geliştirmek için değişiklikler uygular, araştırma yapar ve öğretir.

Kültürel Yeterliğe Sahip Olma

• Farkındalıkla başlar.

• Bilgiyle büyür.

• Kendine has becerilerle geliştirilir.

• Çok kültürlü karşılaşmalar sayesinde daha iyi hâle gelir.

++Kültürel Çeşitlilik ve Çok Kültürlü Toplum++

-GİRİş

Çok kültürlülük düşüncesi, 1970’li yılların başında göç alan iki ülke Avustralya ve Kanada hükûmetlerinin yerli halkların ve göçmenlerin kültürel farklılıklarını teşvik etmeye yönelik çok kültürlülük politikaları olarak adlandırdıkları politikaları benimsemesiyle doğmuştur. 1980’li yıllarda ABD, İngiltere ve Yeni Zellanda’ya daha sonra da Avrupa ve Latin Amerika’ya yayılmıştır.

-KÜLTÜREL ÇEŞİTLİLİK

Kültürel çeşitlilik esas olarak bir toplumda farklı kültürler ve bu farklı kültürlere özgü farklı bakış açıları olması anlamına gelir. İnsanların kendi kültürlerine hapsolma ve kendi kültürlerini mutlaklaştırmak tehlikesine karşı kültürleri dışına çıkmaları gerekir. Kültürel çeşitlilik bir toplum içindeki insanların kendi kültürleri içinde varolan çeşitlilikten de haberdar olmalarını sağlar böylece o toplumun bireyleri kültürlerinin farklı etkilerin sonucu oluştuğunu farklı düşünce biçimlerini barındırdığını ve farklı yorumlara açık olduğunu kavrayabilirler.

Genel olarak kültürel çeşitlilik lehinde dört sav ileri sürülmektedir: Bu savlardan birincisine göre kültürel çeşitlilik eldeki seçeneklerin yelpazesini genişleterek seçim özgürlüğünü attırır. Bu sav, diğer kültürler bizimkinden ne kadar farklıysa onları korumak için o kadar az nedenimiz olduğu anlamına gelir. İkinci sava göre ise bazı düşünürler, insanların kültürle iç içe oldukları için kendi kültürlerini koruma hakkına sahip olduklarını ve kültürel çeşitliliğin de bu hakkın kullanımının kaçınılmaz ve meşru sonucu olduğunu öne sürer. Bu sav, kültürün arzu edilir bir şey değil kaçınılmaz bir şey olduğunu göstermektedir. Kültürel çeşitlilikten çok kültüre üye olmanın önemini vurgular. Ayrıca insanlara kültürlerini koruma hakkı vermek tek başına kültürel çeşitliliği sağlamaz. Üçüncü savın sahipleri olan Herder, Schiller ve diğer romantik liberaller kültürel çeşitlilik lehinde estetik bir savunma yapmışlardır. Kültürel çeşitliliğin zengin, çeşitli ve estetik açıdan zevk ve ilham veren bir dünya yarattığını öne sürerler. Dördüncü sava göre Mill, Humboldt ve diğerleri kültürel çeşitliliği bireysellik ve gelişmeye bağlayarak çeşitliliğin, farklı fikir ve yaşam biçimi sistemleri arasında sağlıklı bir rekabet ortamı teşvik ettiğini söylemektedirler. Böylece kültürlerden hiçbiri egemen hale de gelememektedir

-Kültürel Kimlik ve Kültürel Çeşitlilik

Kimliğin tarihinde bazı evrelerin bulunduğuna işaret edilebilir ama bu evrelerin birinden ötekine basitçe mantıklı, tekdüze bir süreklilikle aktığına üretilen kültürel kimliğin hep aynı şeyleri ifade ettiğine ya da belirli bir halkın veya ulusun çözülmüş bir kimlikle övüneceğine inanmak yanlıştır. Kültürel kimlik uygun deneyimler, ilişkiler, mevcut semboller ve fikirler doğrultusunda sürekli yeniden yeniden kurulmaktadır.

Esas olarak hızla çeşitlenen kültürü ve çok değişik yaşam tarzlarıyla karmaşık bir toplum vardır. Bu büyük karmaşık yapıdan medya, din, eğitsel ve siyasal araçlar gibi kültürel kurumlar temsil yeteneği olduğunu düşündükleri kimi özellikleri alıp, diğerlerini dışlayarak bazı kamusal ifade tarzları üretirler.

Kültürel kimliğin içeriğini bir kez ve daima geçerli olacak biçimde sabitleme girişimleri ve bir halkın “doğru” kimliğini keşfetmiş olma iddiaları, mutlaka belirli gruplar ve sınıflar tarafından kendi çıkarları için kullanılacak ideolojik biçimlere dönüşürler. Gel gör ki, belirli kültürel kimlik ifadeleri, özellikle toplumda ezilen ve ayrıma tabi tutulan gruplar tarafından geliştirilenler egemen baskıya karşı bir direniş aracı rolü oynadıkları için ideolojik olarak değerlendirilemezler. Bu ifadeler, egemen ifadelerin aksine çelişkileri gizleyen değil açığa çıkaran bir özellik gösterirler. Esas olarak bu durum yalnızca bir toplumun iç politikası için değil, toplumlar arası uluslararası ilişkiler için de geçerlidir. 

-Kültürel Farklılık Politikası

Kültürel farklılık politikasının gerçek anlamda uygulanması için diyaloğa ihtiyaç vardır. Kültürler arası çatışmayı çözmek için, iç içe geçmiş grupların birbirleriyle diyalog hâlinde olması ve zaten birlikte yaşadıkları hayatın merkezine diyaloğu koyması gerekmektedir. Benhabib ayrıca klasik liberalizmi tercih eden devletlerin, meselelere kültürel bakmadığını ve devlet bazlı olmadan konuyla ilgilenmediklerini iddia etmektedir. Dolayısıyla farklılık politikası olmadan, özellikle kültürel problemler çözümsüz kalacaktır.

1)Muafiyetler

Muafiyetler genel olarak kültürel pratikleri yasaklayan veya cezalandıran bazı yasaların kültürel azınlıklara mensup bireylere uygulanmamasıdır.

Azınlık gruplarının taleplerinin içerikleri incelendiğinde, grupların, dinî ve kültürel gerekliliklerini yerine getirmekten vazgeçmeden kamusal alanlara çoğunluk mensupları ile birlikte dahil olmayı istedikleri görülür. Bu talepler kültürel azınlıkların kendi kimlikleri ile ana toplumla bütünleşme arzusuna dayanır.

2)Teşvik ve Yardımlar

Çoğunluğun herhangi bir yardıma ihtiyaç duymadan yerine getirebildiği pratikleri yerine getirmekte zorluk yaşayan azınlık kültürlerine mensup bireylerin de yerine getirilebilmesi için azınlık gruplarının desteklenmesini ifade eder. Destekleme haklarının başlıcaları dair haklardır. Azınlık bireyleri dile hastane ve diğer devlet hizmetlerinden yararlanırken dilden kaynaklı sorunlar yaşayabilirler.

 

 

3)Geleneksel Kültürün ve Hukukun Tanınması

Bir toplumda genel hukuk kuralları geçerli olmakla birlikte, bir kültürel kimliğin kendi yaşam alanı içindeki belli düzenlemeler için kendi kültürüne yönelik olarak ‘geleneksel yasal düzenlemeleri kullanma ve uygulama hakkını’ istemesi anlamına gelir. Kanada’da yaşayan aborijinlerin toprak hakkı konusunda imtiyaz talep etmeleri örnek olarak verilebilir.

4)Dış Korumalar

Kültürel azınlıklara mensup bireylerin özellikle kendilerini ilgilendiren konulardaki haklarını dışarıdan gelebilecek etkilere karşı korumak amacını güden bir çeşit mutlak veto yetkisidir. Dış korumaların bazıları, kültürel topluluğa devletleşmeye gerek olmadan devlet benzeri yetkilere sahip olarak kendi varlığını sürdürme olanağı vermektedir. Dış koruma sağlayan hakların kendi kendini yönetme hakkının bir türevi olduğu söylenebilir. Dış korumalar, iddia edildiğinin aksine azınlığa çoğunluğa karşı bir ayrıcalık sağlamaz.

5)İç Kısıtlamalar

Dış korumalarda olduğu gibi iç kısıtlamalar da, etnik, ulusal ya da kültürel toplulukların istikrarını korumaya yöneliktir, dış korumalardan farklı olarak iç kısıtlamalar topluluğun kendi üyelerine karşı ileri sürdüğü taleplerdir.

iç kısıtlamalar kimi zaman grup içinde temel hak ve özgürlüklere karşı baskı yapılması tehlikesini de beraberinde getirir. Özellikle gelenek ya da kültürlerin korunması ve sürdürülmesi adına kadınlara uygulanan baskıcı pratikler iç kısıtlamalara örnek olarak verilebilir.

6)Temsil Hakları

Temsil hakları, azınlıklara mensup kişilerin demokratik çoğulculuk gereği, siyasal alanda aktif rol oynayabilmesini, başta meclisler olmak üzere karar alma süreçlerine katılımlarını ifade eder. Temsil hakları, kota ya da diğer birtakım ayrıcalıklarla azınlıkların yönetim organlarında temsil edilmesinin güvence altına alınması veya kolaylaştırılması amacına yöneliktir.

Baskı altında olan ve dezavantajlı konumda olan azınlık kültürlerine politik karar alma mekanizmalarında özel temsil hakkı tanınması gerekliliği üzerinde duran IrisMarionYoung, özel temsil hakkının sadece, baskı altındaki ve dezavantajlı gruplara tanınmasını ise çoğunluğun hâlihazırda zaten temsil edilmekte olduğu gerçeğine dayandırmıştır.

7)Öz Yönetim Hakları

Öz yönetim hakları, siyasal toplumun ve kurumlarının meşruiyetini sorgulaması nedeniyle siyasal topluluğun birliğini hedef almış gibi görünebilir. Ancak öz yönetim hakları tanınmadığında da birçok ülkede siyasal istikrarın sağlanamadığı görülmektedir. Bunun nedeni öz yönetim hakkı taleplerinin genelde farklı kültür ve dille olan bağlantısıdır. Öyle ki öz yönetim talep edenler, yalnızca öz yönetim yetkisi ile donatılarak güvence altında olan, tanınan kimliklerin çeşitli karşılıklı çıkarlar ve avantajlara dayalı bir siyasal birliği sürdürme ya da kurma yolunda harekete geçerler.

8)Sembolik Hakların Kabul Edilmesi

Sembolik tanınma talepleri genel olarak etnokültürel gruplar tarafından dile getirilir. Etnokültürel gruplar, ülkenin kurucu halkı olduklarının, önemli katkılarda bulunduklarının veya farklı ve değerli bir kimlikle var olduklarının tanınmasını sağlamak için bu talepleri karşılayan politikaların uygulanmasını isterler. Buradaki sembolik terimi, taleplerin çoğunun ulusal kimlikle bağlantılı olması anlamına gelir. Bazı azınlık etnokültürel gruplar yaşadıkları ülkenin ismini, özellikle kültürel kimlikten kaynaklanan diğer hakları da güvence altına alınmamışsa kendi kültürel kimliklerini egemen çoğunluk kültürel grubuna tabi kılarak kendilerini görünmez kılınmış olarak algılayabilir. Bu yüzden bir ülkenin ismi dâhil bir çok konuda anlaşmazlıklar çıkabilir.

 

 

-ÇOK KÜLTÜRLÜLÜK

“Çok kültürlülük” sıfat olarak ilk kez 1941 yılında İngilizce dilinde “eski milliyetçiliklerin bir anlam ifade etmediği, ön yargısız ve bağsız bireylerden oluşan kozmopolit bir toplum” anlamında kullanılmıştır.

Kültürel çeşitlilik düşüncesiyle hemen hemen aynıdır. Çok kültürlülük kavramı farklı anlamlarda kullanılabilmektedir. Bunlardan birincisi; çok kültürlülüğün farklı sosyal çevrelerden, dinî inançlardan, etnik kökenlerden veya milliyetlerden gelen bireylerin oluşturduğu çağdaş toplumların bir özelliğini belirttiği düşünülebilir.

-Liberaller ve Toplulukçular İçin Çok Kültürlülük

Liberal gelenek içinde iki temel ilkeden söz edilebilir. Bunlardan birincisi bireyciliktir. Buna göre bireyler moral değerin nihai birimleri olarak görülürler, öyle ki her birey yaradılıştan moral bir statüye sahip olarak iyi bir yaşam sürme hakkına sahiptir. İkincisi eşitlikçilik olarak bilinen ilkedir. Bu da her bireyin eşit moral bir statüye sahip olarak yönetilenler tarafından eşit ilgi ve saygı görme ilkesidir. Diğer taraftan libarellere göre kendi başına moral bir varlık olarak tanımlanamayacağı için toplum ya da cemaat yalnızca bireylerin hayatlarına yaptıkları katkı ölçüsünde önem taşırlar. Bu bakış açısı yansız devlet ilkesinin de önkoşulunu oluşturur. Buna göre devlet rekabet halindeki yarar kavramlaştırmaları arasında yansız kalmak durumundadır. Önemle belirtmeliyim ki çok kültürlü toplumlarda bireylerin devletle olan ilişkileri doğrudan kültürel bir topluluğun üyesi olmaları dolayımıyla kurulur.

Azınlık hakları kavramı farklı kültürel azınlıklara birtakım özel statü ve uygulamalar tanınmasından çok, azınlık gruplarına ayrımcılık yapılmaması istemini anlatır. Kültürel azınlık tanımının nasıl yapılacağı ise oldukça tartışmalı bir konudur. Kymlicka’ya göre bu konudaki her tanımlama iki bileşen içeriyor:

• Kültürel miras ve dili içeren nesnel bileşen

• Topluluğun kendi kendini tanımlamasına dayanan özel bileşendir. Burada asıl karışıklığa yol açan birçok hükûmetin kendi ülkelerinde yaşayan azınlıkları tanımlamak ve dolayısıyla azınlıkları korumak için getirilen uluslararası yaptırımlardan kurtulabilmek için tanımı mümkün olduğunca daraltıp sınırlama yoluna gitmeleridir.

-ÇOK KÜLTÜRLÜLÜK SİYASETİNİN SINIRLARI

Çok kültürlülük kavramının olumlu çağrışımları, toplum ve dünya düzenlerinin içerebileceği sakıncaların göz ardı edilmesine yol açmamalıdır. Bu sakıncaların ilki, çok kültürlülük kavramının kültürleri etnik, ulusal hatta kimi zaman ırksal-dinsel, mezhepsel berlilenimler ekseninde oluşmuş aidiyet biçimleri olarak tanımlamayı esas almış olmasıdır.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında sömürgeciliğin tasfiyesi ve ulusal devletlerin dünya ölçeğinde yaygınlaşması süreci çok kültürlülük bağlamında birbiriyle çelişen birtakım dinamikleri de içinde barındırdı. Sömürge karşıtı hareketlerin kendi içinde var olan egemen etnisite, kültür ya da dinin oynadığı rol ve bunların diğer etnik unsurlar, kültürler ya da dinlerle bu süreçteki ilişkileri, ulusal devletin kuruluş aşamasında siyasal rejimin niteliğini ve kurumların ve kuralların bu kıstasa göre nasıl oluşturulacağını belirleyen bir unsur olarak ortaya çıktı. Öte yandan kuruluş aşamasında eski sömürgeci devletlerin sınırların çizilmesinde oynadıkları rol bu devletlerin hem kendi içlerinde hem de birbirleri arasında farklılıkların ön plana çıktığı bir gelişmeyi de içinde barındırdı.

Öte yandan küresel sivil toplumcu yaklaşım içinde çok kültürlülüğün yeri üzerinde duracak olursak kü-yerel kavramsallaştırması yerel kültürlerin, geleneklerin kendilerini küresel sivil toplum içinde daha başarılı bir biçimde kurabilecekleri anlayışına dayanır. Sivil toplumcu yaklaşım sivil toplum içindeki kurumların ve ilişkilerin ırkçılık, patriyarkalizm, cinsel kimliklere hoşgörüsüzlük gibi anti-demokratik biçimler kabul etmekle beraber bunlar sivil toplumun “doğasında” olan ya da yapısal olan bir durum olarak kabul etmez. Sivil toplumda antidemokratik kurumlar ve ilişkilerin ortaya çıkışını ve varlığını sürdürmesini doğrudan devletin otoriter yapısına bağlayan bir tutum söz konusudur. Devletin otoritesinin azaltılmasının, sivil toplumda var olan eşitsizlik ya da adaletsizlik olarak tanımlanan durumların kurumsallaşmış yapısını da çözeceği varsayımından yola çıkarak, sivil toplumun kolektif kültürel hakların temsiliyetine dayalı bir demokratikleşmeyi de içsel olarak barındırdığını kabul eder.

-Küreselleşme ve Kültür:Sınırların Belirleyicisi Kültür

Küreselleşme, ülkeler arasındaki ekonomik, sosyal ve siyasal ilişkilerin gelişmesi, farklı toplum ve kültürlerin inanç ve beklentilerinin daha iyi tanınması, uluslararası ilişkilerinin artması gibi birbiriyle bağlantılı konuları içeren bir kavramdır. Bu yönüyle küreselleşme, uluslararası etkileşimlerin niteliğini belirleyen bir faktör olarak belirmektedir.

Kültür, genel bir ifadeyle, insanoğlunun duygu, düşünce ve davranışlarının art alanı olarak tanımlanabilmektedir. Çok boyutlu bir kavram olan kültürün her toplumda farklı nitelikte olduğu görülmekte; duygu, düşünce ve bilgilerin karşılıklı aktarılması ve anlamlandırılması olarak kavramsallaştırılabilen iletişim süreci de kültürden etkilenmektedir.

Seksenli ve doksanlı yıllarda iş dünyası, akademik çevre, politik ortam, hükûmetler açısından dikkat çeken başlıca konu, ekonominin ulusal düzeyi aşarak uluslararası bir duruma gelmesi sonucunda artan küreselleşme eğilimi olmuştur.Bu yıllar içinde özellikle kendi ülkelerindeki pazar payları azalan Amerikan şirketleri ve yanı sıra Japonya ve Avrupa’daki şirketler uluslararası pazarlarda pay arama çabalarını arttırmışlardır.

-KÜRESELLEŞME VE TARİHSEL GELİŞİMİ

‘Küresel’ kavramı ilk defa, Marshall Mcluhan’ın ‘Komünikasyonda Patlamalar’ (1960) adlı kitabında yer almıştır. Mcluhan bu yeni süreç için ‘Global Köy’ kavramını kullanmış ve kavramı literatüre kazandırmıştır. ‘Küreselleşme’ 1980’lere doğru Harvard, Stanford, Colombia gibi prestijli Amerikan işletme okullarında kullanılmış, aynı yıllarda uluslararası ekonomik kuruluşların yayınlarında ve raporlarında yer almaya başlamıştır.

Toparlarsak küreselleşme, uluslararası ilişkiler ve kültürlerarası etkileşimleri yoğunlaştıran, ekonomik, siyasal ve sosyokültürel tüm kural ve maddi-manevi değerlerin standardizasyonunu sağlayacak şekilde radikal kopuşlarla Yeni Dünya Düzeni çerçevesinde, ulusal sınırları aşarak evrensel çapta yeniden düşünülmesini beraberinde getiren, sınırları muğlaklaştıran ve finans kapitali başta olmak üzere her şeyin zaman ve mekan engeli tanımaksızın dünya çapında transferini olanaklı hâle getiren dinamik ve ideolojik bir süreç olarak tanımlanabilmektedir.

Birinci Küreselleşme (1490)           İkinci Küreselleşme (1890)         

ÜçüncüKüreselleşme (1990)

Katalizör   -Coğrafi keşifler, Merkantilizm        

 -Sanayi Devrimi                  

 -İletişim DevrimiAraç -Coğrafi keşifler, Sömürgecilik-Sanayileşme Yeni pazar arayışları    

-Çok uluslu şirketler Kültürel-ideolojik etki

Olumlayıcı  -“Tanrının dinini tüm dünyaya yayma”     -“Beyaz Adamın yükümlülüğü          -“Uygarlığın evrimi” “Piyasanın gizli eli”ifade

Sonuç                           -Sömürgecilik                           

-Emperyalizm            -Küreselleşme

Yukarıdaki tabloda küreselleşmenin aşamalarını görmektesiniz.Ayrıca dikkat etmemiz gereken bir konu da;Her toplumda bulunan ancak niteliksel ve niceliksel bağlamda birbirinden farklı olan ekonomik, siyasi ve sosyokültürel mekanizmalar, toplumların çekirdeğini oluşturmakta ve hem küreselleşmeyi ortaya çıkaran etmenleri beslemekte hem de küreselleşmenin boyutlarını ifade etmektedir.

 

-Küreselleşmeyi Ortaya Çıkaran Etmenler

Bilinmektedir ki, günümüzdeki küreselleşme, dünyanın gördüğü ilk küreselleşme hareketi değildir. Bundan önce üç tarihsel periyotta küreselleşme hareketi ile karşılaşılmıştır ki, bu dönemler sırasıyla 1490, 1890 ve 1990’lı yıllardır.Bizce küreselleşmedeki unsurları   ekonomik, teknolojik ve ideolojik faktörler olarak üç grupta toplamak mümkündür.

Ekonomik Faktörler: Dünya politikasını şekillendiren ekonomik faktörler, küreselleşmeye de yön veren dinamik bir güç olarak karşımıza çıkmaktadır. “Gelişmiş ülkelerde iç piyasaların doyması, özellikle 1970’lerdeki petrol krizi sonrasında da dış piyasalara açılma arayışı ile iktisadi faaliyetlerin artmış olması küreselleşme sürecini ortaya çıkaran ekonomik faktörlerden bazılarını oluşturmaktadır.

Teknolojik Faktörler: Özellikle 1980’li yıllardan itibaren bilgi iletişim teknolojilerinde ortaya çıkan baş döndürücü hız, uluslararası etkileşimi yoğunlaştırarak, küreselleşmenin ivme kazanmasına yardımcı bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Teknolojinin, küreselleşme için yeterli değil, ancak gerekli koşul olduğu öne sürülebilmektedir.

İdeolojik Faktörler:DoğuBloku’nun yıkılmasından sonra, liberal piyasa ekonomisine güven duyulduğu ve hakim ideoloji hâline geldiği söylenebilmektedir.Liberal ekonomiye geçiş ile ülkeler arasındaki serbest dış ticaretin, ülkelerin refahını arttıracağı düşüncesinin yaygınlaştığı görülmektedir. Bu nedenle duvarların yıkılması sonucu, eski ekonomilerin, yabancı sermayenin sağladığı olanaklardan yararlanma amacı güttüğü ileri sürülebilmektedir.

-Küreselleşmenin Boyutları

Sistematik ve bütünsel bir süreç olan küreselleşmenin ekonomik, siyasal ve sosyo kültürel olmak üzere üç boyutundan söz edilebilmektedir. Kendi içinde karmaşık ilişki sergileyen üç boyut da birbirinden bağımsız düşünülememekte ve küreselleşmenin dinamik bütünlüğünden hareketle, birinde meydana gelen herhangi bir değişiklik ya da yaşanan bir etkileşim, diğer boyutlar üzerinde de etkili olmaktadır.

• Küreselleşmenin Ekonomik Boyutu: Küreselleşmeye yönelik tüm tanım ve tartışmalarda en çok vurgulanan noktayı, küreselleşmenin ekonomik yönü oluşturmaktadır.Küreselleşmenin, ülkeler arasındaki ekonomik ilişkilerin gelişmesine koşut olarak ortaya çıktığı düşünülmektedir. “Zamanla hiçbir ülkenin ekonomik yönden kendi içinde yeterli olamayacağı anlaşılmıştır.

 Çoğu zaman uluslararası işletmelerin yarattıkları ekonomik sonuçlar, uluslarüstü nitelik taşımaktadır. Uluslararası işletmeler ekonomik rant sağlayabilecekleri ülkeleri küresel sisteme dahil etmekte, böylelikle kendi kârlarını ve pazar paylarını arttırırken, küreselleşmenin ekonomik boyutuna da hız kazandırmaktadırlar.

• Küreselleşmenin Siyasal Boyutu: Siyasal küreselleşme ile bugün devlet politikalarının yerini uluslararası işletmelerin kararlarının aldığını söylemek mümkündür. Ulus-devleti zayıflatan bir diğer gelişme ise iletişim teknolojilerinin dünya çapında bilgi türbülansına olanak vermesi olarak ifade edilebilmektedir. Böylece haber ve bilginin desantralizasyonunu (adem-i merkeziyetçiliği) sağlayarak, bu unsurları siyasi erkin denetiminden çıkaran teknolojik gelişmeler, ulus-devletin gücünü zayıflatmakta ve küreselleşmeye yönelik kaotik yaklaşımların doğmasına zemin hazırlamaktadır.

• Küreselleşmenin Sosyokültürel Boyutu: Daha önce de belirtildiği gibi, küreselleşmenin ekonomik ve siyasi yansımalarının, sosyal ve kültürel yapıdan ayrı düşünülemeyeceğini söylemek mümkündür. “Küreselleşmenin dönüşümünü sağlayan ekonomik ve teknolojik değişimler, sosyokültürel yapıda bunlara uyum göstermek amacı ile ortaya çıkan süreçleri ve bu dönüşüme katılarak entegre olunan sistemi de beraberinde getirmektedir. Zincir yapılar hâlinde ilerleyen gelişim ve değişimler toplumsal ve kültürel yapıda önemli etkiler yaratmaktadır”.

Küreselleşme sonucu artan ekonomik etkileşimlerin siyasi iz düşümü olarak betimlenebilen ulus-devletin zayıflaması ile gelişmiş ülkelerin güdümünde kültürel küreselleşmenin yaşandığı görülmektedir.

-KÜLTÜR: KAVRAMSAL ÇERÇEVE

Pek çok açıdan ele alınabilen kültür kavramına yönelik birçok tanım yapıldığı, ancak üzerinde fikir birliğine varılan ortak bir tanıma ulaşılamadığı görülmektedir. Kültürün birbirinden farklı birçok disiplinin ilgi alanına girmesi, herkesin üzerinde birleştiği bir tanım yapılmasını zorlaştırmaktadır. Kültürün özelliklerini daha ayrıntılı bir şekilde sıralamak mümkündür. Buna göre kültür:

• Öğrenilir; kültür biyolojik veya miras yoluyla aktarılmaz, öğrenerek ve tecrübe ederek kazanılır.

• Uyarlanabilir; kültür üzerinde değişim veya uyarlama yapmak insanın doğal kabiliyeti dahilindedir.

• Kuşaktan kuşağa aktarılır; kültür çoğalan bir birikimdir, kuşaklar arasında bir bağdır.

• Paylaşılır; kültür tek bir bireye değil, toplumun tüm bireylerine aittir.

• Sınırlayıcıdır; kültür ait olduğu toplumu bir takım ölçüler içine sokarak sınırlamaktadır.

• Simgeleyicidir; kültür bir olgunun başka bir olgu tarafından tanımlanması, simgelenmesi veya kullanılmasıdır.

-KÜRESEL KÜLTÜR, HALKLA İLİŞKİLER VE REKLAM

Halkla ilişkiler mesleğinin uluslararası boyut kazanması, iş dünyasının uluslararasılaşmasının bir sonucu olarak ele alınmak duruundadır. İş dünyasının uluslararasılaşması ise küreselleşme sürecinin ve bu süreci oluşturan koşulların uzağında düşünülemez. Bu alanlardaki gelişmeler ve neden oldukları değişimler, ortaya çıkardıkları yeni ve muğlak koşullarla ve sorunlarla halkla ilişkiler faaliyetlerinde kullanılmak üzere yeni yaklaşımların ve yeni yöntemlerin ortaya konmasını gerekli kılmıştır.

Uluslararası iş dünyasındaki bu gelişmelerin halkla ilişkiler mesleği üzerindeki etkisi doğaldır. İster ulusal ister uluslararası olsun bütün işletmeler kaçınılmaz olarak küresel iş dünyasının ortaya çıkardığı yeni koşullar içinde faaliyetlerini sürdürmek zorundadırlar. Bu yeni durumun neden olduğu sorunların giderilmesinde olduğu kadar sunduğu olanaklardan yararlanılmasında da halkla ilişkilere düşen görevler bulunmaktadır. Ancak halkla ilişkilerin temel görevini kısa bir cümle içindetoparlayacak olursak, halkla ilişkilerin esas olarak yerine getirmesi gereken işlev; uluslararası iş ortamının gelişmesinin yaratmış olduğu bütün bu değişimler sırasında iç ve dış hedef kitlelerle kurulacak iletişim aracılığıyla insanların yeni durumlarla baş edebilmesine yardımcı olmaktır.

Küreselleşmenin yaratmış olduğu koşullar içinde halkla ilişkilerin uluslararası boyutunu vurgulayan bir tanımlamanın yapılması ve mesleğin daha geniş bir çerçevede tasvir edilmesi ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. Çünkü uluslararası halkla ilişkiler hem mesleki olarak çok hızlı bir gelişmeyi tamamlamış ve dünyanın birçok ülkesinde modern iş anlayışının bir parçası olarak kabul görmüş hem de endüstri olarak kendisini kurmuş durumdadır

Halka ilişkiler mesleğinin içeriğini ve doğasını açıklayan birçok tanımı bulunmaktadır ve bu tanımlar hemen hemen her halkla ilişkiler kitabında yer almaktadır. Bu tanımları akılda tutarak halkla ilişkilerin amacımıza uygun şekilde uluslararası boyutunu vurgulayan bir tanım ortaya koymaya çalışacak olursak, uluslararası halkla ilişkiler, uluslararası işletmelerin ilişkide bulundukları çok çeşitli ve karmaşık iç ve dış hedef grupların çeşitli araştırma yöntem ve tekniklerinin kullanılmasıyla tanımlanması; bu grupların işletmeden beklentilerinin ortaya çıkarılması; daha sonra bu gruplar üzerinde arzu edilen olumlu etki ve sempatinin yaratılması; iletişim tekniklerinin kullanılmasıyla yaratılan bu etkiyi sürdürmek üzere işletmenin ve hedef grupların beklentilerinin uyumlaştırılması olarak saptanabilecek tüm tanıma ve tanıtma çabalarının yönetilmesi olarak tanımlanabilir.

Uluslararası halkla ilişkilerin bilim alanı olarak ağırlıklı bir biçimde incelenmesinin yirmi yılı aşan bir geçmişe sahip olmasına rağmen, alandaki temel sorular hala detaylı araştırmaların yapılmasını gerektirmektedir. Bu temel sorular şu şekilde sıralanabilir:

• Başarılı olmak için uluslararası halkla ilişkiler nasıl örgütlenmeli ve biçimlendirilmelidirş

• Tüm ülkeler için tek bir halkla ilişkiler sisteminin uygulanması mümkün müdür, yoksa her bir ülke için ayrı bir halkla ilişkiler konseptinin hazırlanması mı gerekmektedirş

• Belirli görev ve süreçleri uluslararası anlamda standartlaştırmak böylece maliyet avantajı yaratmak mümkün müdürş • Yerel pazar dışındaki uygulamalarda halkla ilişkiler nasıl farklılaşmaktadırş

Bu sorular aynı zamanda uluslararası halkla ilişkilerin temel amacına işaret etmektedir.

Uluslararası işletmeler açısından hedef kitlenin kültürel kodlarını çözümleyebilmek ve etkin reklam stratejileri geliştirebilmek için göz önüne alınması gereken unsurlar şu şekilde sıralanabilmektedir.

• Hedef grupların ve bunları oluşturan insanların kültürel özellikleri (gelenekler, örf-âdet ve alışkanlıklar; grup normları; tutumları ve kanaatleri (örneğin domuz etinden yapılmış et ürünlerinin İslam ülkelerinde, inek etinden imal edilmiş ürünlerin de Hindistan’da reklam edilmesinden kaçınılması gerekir).

• Bunların kullandıkları dil (kullanılan simgelerin, farklı kültürlerde anlamları farklı olabilir) veya belirli bir ülkede farklı yörelerde farklı diller kullanılabilir.

• Mesajın oluşturulması ve iletilmesi sırasında yerel unsurlardan yararlanılabilir.

Reklam çalışmalarında hitap edilecek hedef kitlenin özellikleri ve kültür dinamikleri, uluslararası çapta faaliyet gösteren işletmeler için belirleyici olmaktadır.

Reklam mesajları oluştururken, iletişim pratikleri açısından dikkat edilmesi gereken önemli öğelerden birini de dil oluşturmaktadır ki, literatür bu konuda işletmeleri başarıya ya da başarısızlığa taşıyan sayısız örnekle doludur. Örneğin,“FordFiera (gelişen ülkeler için düşük maliyetli kamyon dizaynı) satış problemleri ile yüz yüze kalmıştır. Çünkü Fiera’nın Fransızca anlamı ‘çirkin yaşlı kadın’ demektir. Bu örneklerin tam tersine küresel bir marka olan Coca Cola, kültürel farklılıklara duyarlı başarılı bir iletişimsel atakla Almanya ve İtalya’daki pazar payını genişletip markasına yönelik potansiyel önyargıları ortadan kaldırabilmiştir. “Coca Cola mümkün olan her yerde küresel markasını kullanmaya çalışır. Ancak Almanca ve İtalyanca’daDietKola’daki ‘diet’ kelimesinin hastalıkla ilişkili bir anlamı olduğunu fark ettikten sonra, Amerika dışında kullandığı ismi Coca Cola Light olarak değiştirdi”

Uluslararası reklamcılar, reklamın tasarımı ve logosundaki görsel unsurlar konusunda bilgili olmalıdır. Uluslararası pazar genişledikçe, satın alma alışkanlıkları ve zevkler daha benzer bir hâle gelmektedir. Bundan dolayı, uluslararası reklam kampanyalarında daha genel bir tema oluşturma eğilimi artmaktadır. Fakat bu durum, reklamların tamamen aynı olacağı anlamına gelmemelidir. Uluslararası reklamlarda böyle bir merkezileşmemeye gidilmesini etkileyen faktörler şunlardır:

• Pazar Kriteri: Düşük rekabet, farklı demografik yapılar, düşük gelir dağılımı ve düşük endüstrileşme;

• Kültürel Kriter: Kültürel tabular, dinî engeller, yabancı işletmelere karşı olumsuz tutumlar, kozmopolit tutuma karşı olarak kültürel bağlılık;

• Medya Kriteri: İşletmenin ulusal pazarındakinden farklı bir medya olması;

• Diğer Kriterler: Fiyatın çok önemli oluşu, reklamların kabulünün düşük düzeyde oluşu, çok öznel olan reklam kavramları, reklamlarda duygusallığın yüksek oranda kullanılması vb.

-KÜRESEL YÖNETİM VE ULUSLARARASI İŞLETMELER

Seksenli yılların sonunda ideolojik iki kutupluluğun ortadan kalkmasıyla oluşan yeni sosyo-ekonomik koşullar, politik ve kültürel ortam içinde, ülkeleri birbirinden ayıran ideolojik sınırlar, yerini giderek kültürel sınırlara bırakmaya başlamıştır. Ancak bu sınırların da her geçen gün bulanık bir duruma gelmesi söz konusudur ve günümüzdeki toplumsal yapı içinde çok kültürlülük bir gerçeklik olarak karşımıza çıkmaktadır.

Yapılan çeşitli araştırmalar; kültürel farklılıkların farkında olan bu farklılıklara saygı gösteren ve kültürel çeşitliliği uzlaşma yoluyla avantaja dönüştürebilen işletmelerin küresel rekabette başarıyı yakaladıklarını ve küresel rekabet üstünlüğüne sahip olduklarını göstermektedir. Dolayısıyla, farklı kültürleri göz önüne alan bir yönetim stratejisi ve anlayışı, çok kültürlülükten kaynaklanan çatışmaların engellenmesinde ve bu çatışmaların sonucunda oluşabilecek ekonomik kayıpların önlenmesinde büyük önem taşımaktadır.

Uluslararası işletme; AR-GE, üretim, yönetim gibi en önemli işletme fonksiyonlarının işletmenin kurulduğu ülkede gerçekleştirildiği işletme türüdür. Bu işletmeler, iki ya da daha fazla ülkede temsil edilmektedir. Bir işletme yatırımlarını ve pazarını uluslararası alana kaydırdığı zaman, bir başka deyişle bir işletmenin işleri birden fazla ülkenin sınırları içinde gerçekleştiği zaman, şirket uluslararası bir işletme durumuna gelmekte ve uluslararası yönetime yönelik bir gereksinim ortaya çıkmaktadır.

Uluslararası işletmeler genel bir ifade ile şu şekilde tanımlanabilmektedir: “Bir işletme için eğer yurt dışı faaliyetler işletme amaçları ve işletmenin yaşamını sürdürmesi açısından büyük önem taşıyorsa o işletme uluslararası bir işletmedir”. Başka bir şekilde tanımlamak gerekirse, uluslararası işletmeler genel merkezleri belirli bir ülkede olduğu hâlde; faaliyetlerini bir ya da daha fazla ülkede koordinasyonunu sağladığı şubeler, yavru işletmeler ya da bağlı işletmeler aracılığıyla ve genel merkez tarafından kararlaştırılan bir işletme politikası ile yürüten büyük şirketlerdir.

Bu yönetim tarzı öğrenilebilen ve öğrenilmesi zorunlu özel bir yetenektir. Uluslararası işletmelerin kültüre ve kültürel farklılıklara duyarlı yönetim pratikleri şu şekilde sınıflandırılabilir.

1)Karşılıklı Anlayış: Burada amaç karşısındakini kandırmak ya da aldatmak değil; aksine, güven yaratarak yanlış anlamaları önlemek amacıyla onu anlamak ve ona uyum sağlamaktır. Karşılıklı anlayış konusu özellikle sözlü ve sözsüz iletişimde, tarihte, kültürde, din ve felsefede, geleneklerde, ilişkide bulunulan ülkenin güncel durumunda ve düşünce yapısında kendini göstermektedir.

2)Güvensizliği Önlemek: İşletme içinde oluşabilecek zor durumların üstesinden gelmek ve çatışmaları çözebilmek için aşağıdaki unsurların mutlaka dikkate alınması gerekmektedir:

• Gerekli enformasyonun elde edilmesi;

• Özellikli durumların çözümü için enformasyonu tamamlayıcı bir unsur    olarak danışmanlık almak;

• Hedeflerin doğru ve kesin belirlenmesi, çünkü ancak açık hedefleri olan  kişiler çözüm alternatifleri yatabilirler;

• Başkalarının görüş ve fikirlerine anlayışla yaklaşmak ve bununla başa      çıkmak olarak tanımlayabileceğimiz uzlaşmaya açık olmak, kültürel fark lılıkların yönetilmesinde en önemli unsurlardan biridir.

• Kazan-Kazan Stratejisi: Bir anlaşma ya da ortaklık ancak her iki tarafın da çıkarına sonuçlandığı zaman başarılı bir şekilde gerçekleşebilecektir.

3)Uluslararası İş Birliklerini Zedeleyecek Gaflardan Kaçınma: Çoğu uluslararası anlaşma öncesi görüşmeler başarılı geçmekle birlikte, taraflardan birinin bilinçsizce yaptığı bir hata, örneğin; yanlış hediye, bir ikramın reddedilmesi, ailenin gücendirilmesi ya da yetersiz saygı gösterisi, sözleşmenin gerçekleşmesine engel olabilmektedir.

4)Gerekli Bağlantıların Kurulması: Uzun soluklu dostlukların oluşturulmasına olanak sağlanması (özellikle Doğu bölgelerinin kültüründe iş anlaşmaları ancak arkadaşlık ilişkilerinin oluşturulmasından sonra gerçekleşmektedir); güven kazanmak (güven duygusunun hangi kültürde nasıl kazanılabileceği kültürlerarası yönetim yeteneğine bağlıdır); örgüt içi enformasyona ulaşmak, ilgili iletişim ağına kabul edilmek.

5)Uluslararası Katılımlar, Ortaklıklar ve şirket Evlilikleri: Uluslararası alanda faaliyet gösteren her işletmenin hedefi, potansiyelleri en üst düzeyde kullanma olanağı veren şirket birleşmeleri, ortaklıklar ve uluslararası katılımlardır. Bu aşamada başarılı kültürlerarası yönetimin temel görevleri daha da anlam kazanmaktadır:

• Karşılıklı anlayış; başarının temel yapı taşlarından biri de tüm katılımcıların, diğer katılımcıların planlarını ve çıkarlarını anlamayı öğrenmeleridir.

• Ortak hedeflerin tanımlanması; ortak hedeflerin tanımlanmasından önce pazarın koşulları kadar sosyal ve politik çevrenin de tanınması gerekmektedir.

• Pazar ağlarının genişletilmesi; kültürlerarası ağların yardımı ile yeni ürün ya da hizmetlerin geliştirilmesi mümkün olabilecektir.

• Sinerjiden yararlanmak; kültürlerin çakışma potansiyellerini ve ortak özelliklerini en üst düzeyde değerlendirmek gerekmektedir.

• İşletmenin başarı grafiğini yükseltmek; uluslararası iş dünyasında kültürlerarası yönetim, tüm ticari faaliyetlerin temel amacı olan ekonomik başarının sağlanmasına hizmet etmektedir.

 

DERS ÖZETİNİN TAMAMINI VE DAHA FAZLASINI ONLİNE SİPARİŞ VERMEK İÇİN AÖF ÇIKMIŞ SORULAR

AÖF Ücretsiz Ders Özeti Paylaşımları
1
ATA AÖF - KURTARMA ARAÇLARI EĞİTMİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
2
ATA AÖF - AFETLERDE RİSK VE KRİZ YÖNETİMİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
3
ATA AÖF -MESLEK HASTALIKLARI 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
4
ATA AÖF - BİREYLERLE SOSYAL HİZMET 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
5
ATA AÖF - ETİKETLEME VE İŞARETLEME 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
6
ATA AÖF - YÖNETİM BİLİŞİM SİSTEMLERİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
# TÜM ÖZETLERİ LİSTELE
Siz de hemen Ders Özeti sipariş verin, derslerinize kolayca çalışarak mezun olun.

Anadolu Üniversitesi Özet

Atatürk Üniversitesi Özet

Etiketler: ata aöf - ata aöf çıkmış sorular - ata aöf ders özeti - burhan kankaya - burhan kankaya ders özeti


Bu yazı 21.03.2017 tarihinden itibaren 1 kez okundu.




AÖF Çıkmış Sorular (Anadolu Ünv.) AÖF Çıkmış Sorular (Atatürk Ünv.) AÖF Ders Özetleri AÖF Deneme Sınavları AÖF Ders Kitapları Açık Lise Çıkmış Sorular
İletişim Bilgileri Firmamız Hakkında Sipariş ve Kargo Takibi Mesafeli Satış Sözleşmesi Garanti ve İade Şartları Gizlilik Sözleşmesi Ödeme ve Teslimat