Hizmette 10+ Yıl ve binlerce müşteri memnuniyeti... | %100 doğru kaynak | %100 memnuniyet | %100 mezuniyet | 0.332 350 23 47
0.541 350 23 42
KYT201U-YÖNETİM BİLİMİ-1 DERSİNİN 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
KYT201U-YÖNETİM BİLİMİ-1 DERSİNİN 1. ÜNİTE DERS ÖZETİNE VE DİĞER DERSLERİN DERS ÖZETİNE ULAŞABİLİR, AÖF ÇIKMIŞ SORULARI, AÖF DERS ÖZETLERİNİ VE AÖF YARDIMCI KAYNAK KİTAPLARI ONLİNE SİPARİŞ VEREBİLİRSİNİZ...

ÜNİTE 1: YÖNETİM BİLİMİ

Yönetim, insanlık tarihi kadar eskiye dayanmaktadır. İnsanın var olduğu her dö­nemde ve her yerde, farklı amaçlara yönelik olarak ve farklı yol ve yöntemler kul­lanılarak yönetim faaliyetinin gerçekleştirildiği bilinmektedir. Yönetme ihtiyacı in­sanların tek başlarına başaramayacakları amaçlarını, bir grup çabasıyla gerçekleş­tirme gerekliliğinden doğmuştur. Kâr amacı güden/gütmeyen tüm örgütlerde, ka­mu kurumlarında, aile yönetiminden devlet yönetimine kadar günlük yaşamın her kesitinde yönetim faaliyeti yer almaktadır.Yönetim, basit olarak başkaları aracılığıyla iş görmektir.

Yönetim, birden fazla kişinin varlığı ile ortaya çıkan ve bu yönü ile ekono­mik faaliyetten ayrılan bir grup faaliyetidir.Yönetim, insan ve diğer kaynakları mümkün olan en iyi şekilde birleştirerek örgütsel amaçlara etkin ve verimli ulaşma sürecidir. Yönetim, iş gücü, sermaye, teknik donanım vb. örgütsel kaynakların, örgüt­sel amaçları gerçekleştirmek üzere bir araya getirildiği faaliyetler bütünüdür.Yönetim, bir işletmede amaçlara ulaşmak için işbirliğinin yapılması ve çalı­şanların bu amaçlar doğrultusunda yönlendirilmesidir.

Yönetim, iki ya da daha çok kişinin bir amacı gerçekleştirmek ve sürdüre­bilmek için bir araya gelip planlama, örgütleme, yöneltme ve denetim işlev­lerinin etkin olarak bulunduğu ve işletildiği sürekli bir süreçtir.

Yönetim, insanlar aracılığıyla örgütsel amaçlara ulaşma sanatıdır.Yönetim, belirli amaçlara ulaşmak için, eldeki tüm kaynakları birbirleriyle uyumlu, etkin ve verimli kullanabilecek kararlar alma ve uygulama sanatı ve bilimidir.Sanat, bir amacı elde etmek için bilgi ve becerilerin sis­temli bir biçimde uygulanmasını içerir. Bu açıdan bakıldığında temel görevi uygu­lama olan yönetim de bir sanattır.

-Yönetim bir meslektir. Meslek, bir kimsenin yaşamını sürdürmek, geçimini sağlamak için yaptığı sürekli iş olup bir fikir çevresinde toplanmış çeşitli bilgiler­den oluşmaktadır.

-Yönetim bir bilimdir. Bilim, evrenin veya olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneye dayanan yöntemler ve gerçeklikten yararlanarak sonuç çıkarmaya çalışan düzenli bilgidir. Bilim, doğa bilimleri (astronomi-jeoloji-tıp-fizik-kimya-biyoloji) ve sosyal bilimler (iktisat, sosyoloji, psikoloji, siyasal bilimler, yönetim, tarih, hukuk) olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Sosyal bilim disiplini olarak yönetim bili­mi, inceleme ve araştırma açısından doğal bilimlere nazaran bazı sınırlamalara tabi­dir. Doğa bilimleri doğada veya laboratuvar ortamında araştırma ve deney yapabil­mektedirler.

-Yönetim bilimi, bir amaç için bir araya geleninsanların amaca ulaşmak için yaptıkları işlemleri, eylemleri ve sonuçlarını araştırarak tecrübe ederek ve gözlem yaparak inceleyen bilim dalıdır.

-Yönetim biliminin konusunu, yönetim süreci ve örgütsel davranışlarla ilgili olgu ve olaylar oluşturur.Yönetim süreci daha önce yönetim kavra­mını tanımlarken de ele aldığımız üzere planlama, örgütleme, yöneltme ve dene­tim işlevlerinden oluşan bir süreçtir.

-Yönetim bilimi çalıştığı alan açısından iki gruba ayrılarak incelenebilir: Kamu Yönetimi ve İşletme Yönetimi.

-İnceleme alanı kamu kuruluşları, kamu görevlileri ve kamu kuruluşlarının organi­zasyon yapıları, yönetsel faaliyetleri, sorunları ve her türlü unsurları olmaktadır. Araştırma konusuna, devletin yapısı, işleyişi, siyasal partiler, hükümet, yerel yöne­timler, parlamento, seçimler, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, baskı ve çıkar grupları olarak sivil toplum örgütleri gibi örgütler ve bu örgütlerin çalış­maları girmektedir.

-İnceleme alanı ticari nitelikli her türlü özel sektör kuruluşlarının yönetsel işlemle­ri ve eylemleri olmaktadır. Kâr amaçlı, büyüme hedefli, kazanç paylaşmayı düşü­nen her tür işletmenin yapısal ve yönetsel özellikleri incelenmektedir. Araştırma konusuna, muhasebe, finansman, üretim, pazarlama, ticaret hukuku vb. alanlar girmektedir.

-Yönetim biliminin, hukuk ve siyasetin dışında birçok yönlerinin bulunduğu ve bu nedenle de ayrı bir alan olarak bilimsel bir incelemeye konu olması 19. yüzyılın sonlarında ABD'de ortaya çıkmıştır. İlk olarak Woodrow Wilson, 1887 yılında Yönetimin İncelenmesi adlı makalesinde kamu yöneti­minin siyaset biliminden ayrı bir bilim dalı olduğunu savunmuş ve yönetimi geliş­tirmek için onu bilimsel bir açıdan incelemek gerektiğini belirtmiştir. Bu makaleden sonra bu konuda çeşitli yayınlar yapılmıştır. Bunlar arasında, Frank J. Goodnow'unSiyaset ve Yönetim ve Leonard D. White'inKamu Yönetiminin İncelenmesine Giriş yer almaktadır. Yapılan çalışmalarda odaklanılan temel konu kamu politika­larının belirlenmesi ile yürütülmesinin birbirinden ayrılması olmuştur.

20. yüzyılın ilk yarısında ABD'de özellikle 1920'li ve 1930'lu yıllarda yönetim bi­liminin iki alanı olan "Kamu Yönetimi" alanında W.F. Willoughby, Luther H. Gulick ve LyndallUrwick gibi yazarlar araştırmalar ve yayınlar yap­mışlardır. Bu yazarlar kamu yönetiminde dikkate alınması gerekli ilkelerden bahset­mişlerdir. "İşletme yönetimi" alanında ise Frederick W. Taylor, F. B. Gilbert, E. Mayo, HenriFayol gibi yazarlar araştırmalar yapmışlardır. Bu alanda çalı­şan yazarlar da yönetimin evrensel ilkeler anlamında planlama, örgütleme, yönelt­me, koordinasyon ve denetim işlevlerine sahip olduklarını vurgulamışlardır.

20. yüzyılın ikinci yarısında yukarıdaki akıma karşıt olabilecek birtakım çalış­malar yapılmıştır. Bunlar arasında Herbert A. Simon'un İdari Davranış adlı eseri gelmektedir. Simon eserinde, siyaset ile yönetimin birbi­rinden ayrılamayacağını, evrensel yönetim ilkelerinden bahsetmenin mümkün ola­mayacağını savunmuş ve kurumda çalışan kişi ve grupların davranışlarının ince­lenmesi gerekliliği üzerinde durmuştur. Bir başka ifadeyle yönetim, psikolog ve sosyologların ilgisi ile zenginleşmeye başlamıştır.

1970'li yıllardan sonra devletin artan görevleri ve kamu hizmeti veren kuruluş­ların çoğalması kamu yönetiminin siyaset biliminden ayrı incelenmesi gerekliliğini yeniden ortaya çıkarmıştır. Ancak 1990'lı yıllar dünyanın hızla kapitalist bir mode­le doğru yönlendiği yıllar olduğundan, devletin temel görevleri dışındaki görevle­ri tümden ya da kısmen özel sektöre bırakma çabaları yoğunlaşmıştır. Bu da yöne­tim bilimi araştırmalarını kamu yönetimi alanından işletme yönetimi alanına yön­lendirmiştir. Özel sektöre yönelik araştırmalar uluslararası ve çok uluslu işletmeler üzerine yoğunlaşmıştır.

-Avrupa'da ise yönetim bilimi konuları çoğunlukla "İdare Hukuku" kapsamı içinde incelenmiştir. Yönetim biliminin kendine özgü bir bilim dalı olduğu düşün­cesi ABD'den sonra Avrupa'da gelişmiştir. Fransa'da Charles Jean Bonnin, Alman­ya'da LorenzVontStein yönetimi gerçek bir bilim gibi algılamış ve tasarlamışlardır. Kamu yönetiminin İdare Hukukundan ayrılarak ayrı bir bilim dalı olması son yir­mi yılın gelişmesidir. 1960'lı yıllardan sonra bürokrasi, kamu yönetimi, kamu per­soneli konularında MaxWeber, Northcote Parkinson, Laurence Peter gibi değerli bilim adamları önemli katkılarda bulunmuşlardır.

Ülkemizde yönetim bilimi Avrupa'da gelişen İdare Hukukunun etkisi altında kalmış ve 1950'lere kadar İdare Hukuku içinde incelenmiştir. 1859'da Mülkiye Mek­tebi ile başlayan yönetici kadrosu oluşturma çalışmaları okulun Siyasal Bilgiler Fa­kültesine dönüştürülmesiyle devam etmiştir. Hukuk ve siyaset dışında ayrı bir bilim dalı olarak incelenmeye başlaması Birleşmiş Milletler'in yardımıyla 1953 yılında An­kara'da kurulan Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü (TODAİE) ile olmuş­tur. Bu kurum, yöneticileri yetiştirmekte, eğitmekte, araştırma, derleme ve yayın ça­lışmalarında bulunarak Türk kamu yönetiminin gelişmesine hizmet etmektedir.

-Klasik Yönetim Yaklaşımı

1880-1930 yılları arasında ortaya konulan ve klâsik dönem olarak adlandırılan bu yaklaşım kendi içinde üç yönetim akımına ayrılmaktadır. Bunlardan ilkini yönetim bilimine ilk bilimsel ve sistematik bakış açısı sağlayan Frederick W. Taylor'un ge­liştirdiği "Bilimsel Yönetim Yaklaşımı" oluşturmaktadır. Taylorizm olarak adlan­dırılan bu yaklaşım işletmelerde ortaya çıkan israf ve her türlü kayıpları en aza in­dirmeye ve verimliliği arttırmaya odaklanmıştır. İşlerin bilimsel olarak incelenmesi gerektiğini savunmuş ve tüm görüşlerini 1911'de yayınlanan "Bilimsel Yönetimin İlkeleri" adlı kitabında toplamıştır. Klasik yönetim düşüncesinin ikinci yaklaşımı Henry Fayol'un öncülüğünü yaptığı "Yönetim Süreci Yaklaşımı" dır. Fayol da Taylor gibi işletmelerde etkinlik ve verimliliği sağlamanın yollarını aramış, Tay­lor'dan farklı olarak örgüte tepeden bakarak iyi bir yönetim ve örgüt yapısının na­sıl olması gerektiği üzerinde durmuştur. Bu doğrultuda işletme fonksiyonlarını (yö­netim, üretim, muhasebe, finans vb.) ilk kez ortaya koymuş ve yönetimin fonksi­yonlarını (planlama, örgütleme, yöneltme, koordine etme ve kontrol etme) geliş­tirmiştir. Fayolçalışmalarını 1916 yılında yazdığı "Endüstriyel ve Genel Yönetim" adlı kitabında toplamıştır. Klasik yönetimin son yaklaşımı bir sosyolog olan MaxWeber tarafından geliştirilen "Bürokrasi Yaklaşımı"dır.

-Klâsik Yönetim Yaklaşımının vurguladığı iki temel görüş vardır. Bunlardan birincisi, örgütlerde etkinlik ve verimliliğin artırılması, ikincisi ise bunu sağlayacak olan formal organizasyon yapısının ve bunun içindeki yönetim faaliyetlerinin düzenlenmesidir.

-Neo-Klasik Yönetim Yaklaşımı

1929 Dünya Ekonomik Buhran'ın meydana gelmesiyle klâsik yönetimin ortaya koyduğu görüşler işletmelerdeki problemleri çözmede yetersiz kalmış ve klasik te­orinin eksik bıraktığı yön olan insan unsurunu ele almıştır. Neo-Klasik yaklaşım, örgüt içinde kişilerin davranışlarını incelemiş, çalışanların neden ve nasıl davran­dıklarını ve örgüt yapısı ile davranışları arasındaki ilişkileri açıklamaya çalışmıştır. Etkinlik ve verimliliği etkileyen fiziksel ortamın dışında sosyal faktörlerdeki değişi­min de etkili olduğu gerçeğini ortaya çıkarmıştır. İnsan İlişkileri Yaklaşımı olarak da adlandırılan Neo-Klasik Yaklaşım, motivasyon, liderlik, grup davranışı, kişilerarası ilişkiler ve iletişim gibi konulara odaklanmış, daha çok biçimsel ve biçimsel ol­mayan örgüt, sosyal ve teknik sistem olarak örgütleri inceleyerek "örgütsel davra­nış" akımı haline gelmiştir. Bu dönemde yapılan çalışmalar arasında Hawthorne araştırmaları, Tavistock Enstitüsü araştırmaları, McGregor'un X-Y Teorisi, RensisLi­kert'in Sistem 4 Modeli, ChrisArgyris'in Olgunlaşma Kuramı yer almaktadır.

-Modern Yönetim Yaklaşımları: Sistem ve Durumsallık Yaklaşımı

1950'li yılların sonlarından itibaren geliştirilen bu yaklaşımlar, Klâsik ve Neo-Klâ­sik yönetim anlayışlarının eksik bıraktığı yönü yani işletme çevresini incelemiştir. Sistem Yaklaşımı, örgütleri açık sistem olarak ele almakta ve içindeki alt sistemle­rin bütünle ve dış çevre ile ilişkisini de incelemektedir. Durumsallık Yaklaşımı, sistem yaklaşımı üzerine kurulmuş, tamamlayıcı bir yaklaşımdır. Değişik durum ve koşullarda başarılı olmanın anahtarını değişik kavram, teknik ve davranışlarda ara­maktadır. Bu yaklaşım, örgütün çevre ve teknoloji gibi unsurlarının örgüt yapıları­nı etkilediği ve tüm ortamlarda ve şartlarda geçerli olabilecek en iyi bir tek yolun olmadığı düşüncesini savunmaktadır.

-Modern Yönetim Yaklaşımları iki farklı yönetim yaklaşımından oluşmaktadır. Bunlardan ilki, "genel sistem teorisi"nin sosyal bilimlere uygulanmasıyla ortaya çıkan Sistem Teorisi, diğeri Durumsallık Yaklaşımı'dır.

-Çağdaş Yönetim Yaklaşımları

1970'li yılların ortalarından itibaren yönetim konusunda ileri sürülen görüşler ve geliştirilen yaklaşımları üç genel gruplama ve bakış açısı içinde ele almak müm­kündür. Bunlardan ilkini, felsefi temellerini postmodern düşüncenin oluşturduğu ve insanı merkezde gören yönetim yaklaşımları oluşturmaktadır. İkinci olarak, yö­netim ve organizasyon konularına sosyolojik ve ekonomik açıdan bakan görüşler ortaya çıkmıştır. Son olarak da günümüzde küreselleşme ve bilgi çağı çerçevesin­de gelişen, son derece popüler olan yeni kavram, teknik ve yaklaşımlar yer almak­tadır. Yönetim ve organizasyon literatüründe ve uygulamalarında ortaya çıkan bu kavram ve tekniklere örnek olarak toplam kalite yönetimi, değişim mühendisliği, reorganizasyon, kıyaslama (benchmarking), öğrenen organizasyonlar, temel yete­nek, dış kaynaklardan yararlanma, personeli güçlendirme ve yalın yönetim verile­bilir. Yaklaşımlara örnek olarak ise kaynak bağımlılığı teorisi, örgütsel strateji yak­laşımı, vekalet teorisi, işlem maliyeti yaklaşımı, kurumsallaşma teorisi, örgütsel ekoloji yaklaşımı verilebilir.

-Yönetim; planlama, örgütleme, yöneltme (yürütme) ve denetim olmak üzere dört temel fonksiyona sahiptir. Organizasyon türü veya yöneticinin konumu ne olursa olsun tüm kurumlarda bu yönetim fonksiyonları aynı süreci takip ederek yerine getirilmektedir. Bu fonksiyonlar statik ve dinamik fonksiyonlar olmak üzere iki grup altında toplanabilir. Kuruluş sırasında statik olan fonksiyonlar planlama ve örgütlemedir. Daha çok zihinsel faaliyetlerin sözkonusu olduğu fonksiyonlar ol­maları nedeniyle başlangıç aşamasında statik olmaktadırlar. Örgütler faaliyete geç­tikten sonra dinamik bir özellik gösterirler. Yöneltme ve denetim ise dinamik olup süreklilik gösteren fonksiyonlardır.

-Planlama

Yönetim faaliyetini yerine getirirken ilk olarak yapılması gereken şey planlamadır. Planlama, amaçların ve bu amaçların elde edilmesi için gerekli olan faaliyetlerin belirlenmesi sürecidir. Daha basit bir ifadeyle planlama, ne yapılacağının önceden kararlaştırılmasıdır.

Planlamanın yararlarına gelince tüm faaliyetlerin amaca yönelik olmasını, kaynakların etkin ve verimli bir şekilde kullanılmasını, yöneticilerin zamandan tasarruf etmesini sağlar ve yöneticileri rasyonel ve iktisadi olmaya yöneltir.

-Örgütleme

Yönetim sürecinin ikinci evresini örgütleme (organize etme) faaliyeti oluşturmak­tadır. Kurumların amaçlarına ulaşması için gerekli faaliyetleri yerine getirecek kişi­leri, fiziksel araçları ve işlevleri koordineli bir şekilde bir araya getirmesi gereklidir, İşte bu bir araya getirme sürecine örgütleme denir. Amaçların ortaya konması, bu amaçlar doğrultusunda gerekli işlerin belirlenmesi insan kaynakları ve fiziksel ola­nakların değerlendirilmesi, işlevlerin, fiziksel olanakların ve insan kaynaklarının örgüt­sel bir yapı içinde gruplandırılması, yetki ve sorumluluk­ların belirlenmesi, belirlenen görev ve sorumlulukların ör­güt çalışanlarına dağıtılması örgütleme sürecinin aşama­larıdır. Bir kurumda amaçla­ra etkin ve verimli bir şekilde ulaşılabilmesi için insan ve fi­ziksel tüm kaynakların iyi bir şekilde organize edilmesi ge­reklidir.Yönetimin başarısı sadece planlamaya bağlı değildir, planların uygulanmasındaki başarıya da bağlıdır. Uygulama ise plandaki amaçlara ulaşmak için bir sistemin kurulmasına bağlıdır. İşte bu sistemi kurma faaliyetine örgütleme adı verilmektedir.

--Etkin bir yöneltmenin sağlanabilmesi için yani kişilerin amaçlar doğrultusunda davranışa sevk edilebilmesi için liderlik, motivasyon ve iletişim gereklidir.

-Yöneltme

Yönetim sürecinin üçüncü aşamasını planlama ve örgütlemeden sonra yöneltme (yürütme) faaliyeti oluşturmaktadır. Yöneltme fonksiyonu ile örgüt harekete geçi­rilmektedir. Yöneltme, örgütün saptanan amaçları doğrultusunda istenen yönde davranış gösterilmesini sağlama, harekete geçirilme ve başkalarına iş yaptırtma olarak tanımlanır. Daha basit bir ifadeyle makineyi çalıştırmak için düğmenin ba­sıldığı aşamadır.

-Denetim

Yönetim fonksiyonlarının sonuncusu denetimdir. Denetim, örgüt faaliyetlerinin planlara uygun olarak yapılıp yapılmadığının ortaya konulmasıdır. Denetim fonk­siyonu ile arzulanan amaçlara ulaşılıp ulaşılmadığı veya ne ölçüde ulaşıldığı araş­tırılır. Öncelikle standartlar belirlenir. Bu standartlar kontrole konu olan alana gö­re farklılık gösterebilir. Örgütlerin amaçlarına ulaşması için yapılması gereken fa­aliyetler, standart görevi görürler. Daha sonra gerçekleşen durum (performans) öl­çülür. Faaliyetler nitelik ve nicelik yönünden ölçülerek kontrol sürecinde kullanı­lacak veriler elde edilir. Standartlar saptanıp performans ölçüldükten sonra belirle­nen standartlarla gerçekleşen durum karşılaştırılır. Aralarında sapma ya da farklar var ise farkların nedenleri incelenir ve son aşamada ise yöneticiler tarafından ge­rekli görüldüğü taktirde birtakım düzeltici önlemler alınır.

-

Yönetici, yönetim sürecinin sorumluluğunu üstlenen kişidir. Yöneticiler, kendilerine yasal olarak verilen yetki sayesinde işlerin düzenli bir şekilde örgütsel amaçlar doğrultusunda yürümesin sağlayan kişilerdir.

--

Bir kurumun yönetim piramidinde yer alan yöneticiler farklı sorumluluklar altında farklı işleri yapmakta ve farklı düzeyde çalışmaktadırlar.. Yöneticileri yönetici olmayan çalışandan ayıran en önemli fark "yetki"dir. Kurumlardaki düzeyler, yani hiyerarşik yapı yö­neticinin kullandığı yetkinin ölçüsüne göre belirlenir. Bu yetki ölçüsünde her işlet­menin ya da her kurumun başında sorumlu bir yönetici bulunur. Piramidin en üst kısmındaki yöneticilere üst düzey yönetici adı verilmektedir. Bu yöneticiler sorum­lu tutulduğu görevi elindeki kaynaklarla etkili ve verimli bir şekilde kullanarak so­nuca ulaştıracak olan kişilerdir.

-Üst düzey yöneticiler örgütlerin amaçları doğrultusunda yürütülmesi gereken fa­aliyetleri bölümlere ayırırlar. Her bir bölüme, kendine bağlı ve sorumlu yöneticiler atarlar. Ardından onlara kendi emrine verilmiş kaynaklardan yararlanma olanağı ve­rerek bu bölümlerin yürütülmesini sağlarlar. Orta düzeydeki bu işleri üst yönetime karşı sorumlu olarak yönetmekle görevli olan yöneticiler orta düzey yöneticilerdir. Piramidin orta düzeyinde görev yapan yöneticilerdir. Bölüm müdürleri, kısım mü­dür veya müdür yardımcıları, daire başkanları, dekanlar orta düzey yöneticilerdir.

-. Orta düzey yöneticilere karşı sorumlu olan alt düzey yöne­ticiler, alt düzeydeki işlemsel (operasyonel) işleri yürütmekle görevlidir. Piramidin en alt kısmındaki yöneticilerdir. Ustabaşı veya bölüm şefleri, gözetmen ve formenler alt kademe yöneticilerden bazılarıdır.

-Yöneticiler görevlerini yerine getirirken bir dizi beceriye de sahip olmak zorunda­dırlar. Hangi yönetim düzeyinde bulunursa bulunsun, her yöneticide bulunması gerekli becerileri üç grupta toplayabiliriz. Bunlar; teknik, beşeri ve kavramsal ye­teneklerdir .Teknik yetenek, uzmanlaşmış bilgiyi, deneyimi ve özel araç ve teknikleri kullanmayı gerektiren yetenektir. Üst yönetim düzeylerinde bu yeteneğe daha az ihtiyaç duyulmaktadır. Çünkü bu yetenek daha çok işlerin teknik kısmıyla ilgili olduğu için alt düzey yönetim kademelerinde sahip olunma­sı gereken bir yetenektir. Beşeri yetenek;Yöneticiler hem iç çevrede çalışanlarla hem de dış çevrede bulunan insanlarla iletişim kurmak ve ilişkileri güçlendirmek zorunda olmasıdır.Kavramsal yetenek yöneticiye, örgütü oluşturan unsurlar arasında anlamlı ilişkiler kurma ve örgütü bir sistem hâlinde uyum içinde yönetme yeteneği kazandırmaktadır.

Örgütlerde örgütsel hiyerarşinin üst kade­melerine çıkıldıkça kavramsal yetenek artarken alt kademelere inildikçe teknik be­cerinin önemi artmaktadır.

-Henry Mintzberg'in "en iyi yönetim makalesi" ödülünü aldığı çalışması,Yönetimin "ne olduğu" sorusu "yöneticinin ne yaptığı" ile şekillenen önemli bir sorun olduğunu araştırır.

Mintzberg, yöneticinin rollerini "kişilerarası roller", "bilgiye ilişkin roller" ve "kararlara ilişkin roller" olmak üzere üç grupta toplamaktadır.

- Yöneticinin kişilerarası rolleri, direkt olarak onun biçimsel (formel) otorite­sinden kaynaklanan ve örgüt üyeleri ile diğer kurumlar arasındaki ilişkileri düzenlemeyi içeren rolüdür. Astlık-üstlük ilişkileri, işe alma, çıkarma, güdü­leme ve kurumu temsil etme gibi. Kişilerarası roller kendi içinde temsil, li­der ve bağlantı kurma rolü olmak üzere üç gruba ayrılmaktadır. Temsil ro­lü; yasal ve sosyal görevler yerine getirme kapsamında, konuk karşılama, törenlere katılma, belgeleri imzalama gibi görevleri ele alır. Liderlik rolü; emrinde çalışan bireyleri güdüleme, eğitme ve denetleme gibi görevlere sa­hiptir. Bağlantı kurma rolü, kurumun gerek çalışanları ile gerekse kurum dı­şı kişi ya da kurumlarla kurduğu ilişkileri içerir.

-Yöneticinin bilgiye ilişkin rolleri, bilgi toplama ve dağıtma rolüdür. İşletme içinden ve dışından çeşitli kanallarla veri ve bilginin toplanması, bunların il­gililere aktarılması, kurum ile ilgili bilgilerin dış çevreye aktarılması (sözcü­lük) gibi faaliyetlerden oluşur. Kendi içinde bilgi toplama, bilgi dağıtma ve sözcü rolü olmak üzere üç gruba ayrılır. Bilgi toplama rolü; yöneticilerin çe­şitli yayınları okuyarak veya raporları inceleyerek kurum içindeki ve dışın­daki olaylara ilişkin gerekli bilgileri toplamasına ilişkindir. Bilgi dağıtma ro­lü ile yönetici, dışarıdan elde ettiği bilgileri kuruluşun diğer çalışanlarına toplantılar düzenleyerek ya da görüşmeler yaparak sunmaya çalışır. Sözcü rolü ile kurumun planları, politikaları, faaliyetleri ve elde ettiği sonuçlarla il­gili bilgiler dış çevreye sunulur.

-Kararlara ilişkin roller yöneticinin temel rolüdür. Yenilikler yapmak, çevre­ye uyum, kurumun işleyişiyle ilgili sorunları (krizleri) çözmek, kaynakların etkin dağılımını sağlamak, çeşitli pazarlıklara katılmak (anlaşmak) vb. faali­yetler örnek olarak verilebilir. Kararlara ilişkin roller kendi içinde girişimci­lik, sorun çözme, kaynak dağıtma ve arabulucu rolü olmak üzere dört gru­ba ayrılır. Yönetici aynen bir girişimci gibi çevredeki fırsatları yakalamak ve yenilikleri kuruma kazandırmak için çalışır. Yöneticinin kararlara ilişkin rol­lerinden ikincisi "sorun çözme"dir. Sorunlar üretimle ilgili olabileceği gibi, finansman ya da pazarlama ile ilgili olabilir. Günümüze kadar gelen tecrü­beler en önemli sorunların genellikle "insan" kaynaklı olduğunu göstermek­tedir. Çünkü insanlar "sosyal" varlıklardır. Bazen üzülür, bazen sevinirler. İnsanların önceden nasıl davranacağını tahmin etmek kolay değildir. Bütün çalışanları robot gibi her zaman aynı (yüksek) motivasyonla çalıştırmak mümkün değildir. Söz gelimi önemli çalışanlardan birinin hastalanması, sü­rekli ham madde aldığınız tedarikçinin fabrikasının yanması işletmeyi zor durumda bırakabilir. Kaynak dağıtma rolü ile yönetici örgüt kaynaklarının dağıtımında denge sağlamaya çalışır. Bütçelemenin yapılması, finansal sonuçların gözden geçirilmesi, zamanı doğru işlere bölmesi gibi faaliyetleri yerine getirir. Son rolü ise arabulucu (müzakereci) rolüdür. Kurum içi ve dı­şı tüm kişi ve kurumlar arasındaki görüşmeler ve pazarlıklar ele alınabilir.

-Yöneticinin en temel rolü kararlara ilişkin rolüdür. Karar verme, var olan seçenekler arasından en uygun hareket biçiminin seçilmesidir.

AÖF Ücretsiz Ders Özeti Paylaşımları
1
ATA AÖF - KURTARMA ARAÇLARI EĞİTMİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
2
ATA AÖF - AFETLERDE RİSK VE KRİZ YÖNETİMİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
3
ATA AÖF -MESLEK HASTALIKLARI 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
4
ATA AÖF - BİREYLERLE SOSYAL HİZMET 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
5
ATA AÖF - ETİKETLEME VE İŞARETLEME 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
6
ATA AÖF - YÖNETİM BİLİŞİM SİSTEMLERİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
# TÜM ÖZETLERİ LİSTELE
Siz de hemen Ders Özeti sipariş verin, derslerinize kolayca çalışarak mezun olun.

Anadolu Üniversitesi Özet

Atatürk Üniversitesi Özet

Etiketler: ata aöf - ata aöf çıkmış sorular - ata aöf ders özeti - burhan kankaya - burhan kankaya ders özeti


Bu yazı 21.03.2017 tarihinden itibaren 1 kez okundu.




AÖF Çıkmış Sorular (Anadolu Ünv.) AÖF Çıkmış Sorular (Atatürk Ünv.) AÖF Ders Özetleri AÖF Deneme Sınavları AÖF Ders Kitapları Açık Lise Çıkmış Sorular
İletişim Bilgileri Firmamız Hakkında Sipariş ve Kargo Takibi Mesafeli Satış Sözleşmesi Garanti ve İade Şartları Gizlilik Sözleşmesi Ödeme ve Teslimat