Hizmette 10+ Yıl ve binlerce müşteri memnuniyeti... | %100 doğru kaynak | %100 memnuniyet | %100 mezuniyet | 0.332 350 23 47
0.541 350 23 42
LVB105U-TEMEL VETERİNER GENETİK DERSİNİN 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
LVB105U-TEMEL VETERİNER GENETİK DERSİNİN 1. ÜNİTE DERS ÖZETİNE VE DİĞER DERSLERİN DERS ÖZETİNE ULAŞABİLİR, AÖF ÇIKMIŞ SORULARI, AÖF DERS ÖZETLERİNİ VE AÖF YARDIMCI KİTAPLARI ONLİNE SİPARİŞ VEREBİLİRSİNİZ...

ÜNİTE 1 - GENETİĞE GİRİŞ

Genetik, özellikle Mendel'in değeri sonradan anlaşılan buluşlarıyla bi­lim dalı niteliğini almıştır.

Filozofların Gözüyle Genetik

Hipokrat'ın, daha sonraları Darwin tarafından Pangenezis adı verilen, görüşünde temel etken erkek ve dişinin tüm hücrelerinden gelen minyatür organ kopyalarıdır. Bu kopyaların kan yoluyla taşınıp, birleşerek yavruyu oluşturduğunu iddia etmiştir. Aynı zamanda bir doğa bilimcisi olan Aristo ise özün kandan oluş­tuğunu, babadan gelen can ile anadan gelen maddenin uterusun sıcaklığıyla can­lıya dönüştüğünü savunmuştur.

Modern Genetiğin Filizleri

"Ön Oluşum"(Preformasyon) teorisiLe-euwenhoek, Bonnet, Spallanzani gibi birçok bilim adamı tarafından savunulmuş­tur. On sekizinci yüzyıla kadar kabul gören bu teoriye göre sperm veya yumurta içinde homunculus adı verilen minyatür bir insan bulunmaktadır

On sekizinci yüzyılda ise Wolff, civciv gelişimi üzerine yaptığı deneylere daya­narak oluşturduğu Epigenezis teorisi ile diğer teorilerin aksine sperm ve yumurta­nın sadece birleştiklerinde bir canlı oluşturduklarını savunmuştur. Aynı yıllarda La-marck da canlıların kazanılmış karakterlerini yavrularına aktardıklarınıiddia etmiştir. Hofmeister'in 1840 yılında kro­mozomları keşfetmesi, yarısının bir yavru hücreye, diğer yarısının diğer yavru hücreye aktarıldığını göstermesi ile yeni bir canlının oluşumu hakkında ve kalıtı­mın aydınlatılmasında önemli bir ilerleme sağlanmıştır. Sonraki yıllarda da kromo­zomların ebeveynlerden geldiği, üzerlerinde kalıtımsal faktörler taşıdıkları ve bir­birlerine benzer çiftler yani homolog kromozomlar halinde bulundukları Amerika­lı biyolog Walter Sutton'un deneyleriyle kesinlik kazanmıştır.

Aynı dönemlerde Charles Darwin, üreme hücrelerinde toplanan ve minyatür organ kopyalarını içeren özün değişmeden dölden döle aktarıldığını savunmuş ve bu öze Gemmule adını vermiştir

1875'de Oscar Hertvvig'in denizkestanesin-de ve 1877'de E. Strasburger'in zambaklarda döllenmeyi incelemeleri ile olmuştur, Bu çalışmalar sonucunda döllenmede ana rolün gamet adı da verilen eşey hücre­lerinin çekirdeklerinin birleşmesi olduğu kanıtlanmıştır. Yine aynı yıllarda yaşamış olan Francis Galton da kan aktarımı yaptığı tavşanlarda farklı kökenden gelen Gemmulayı ararken eşey hücreleri ile vücut hücreleri arasındaki farkı ortaya koy­muş ve Pangenezisi reddetmiştir,

Genetik bilimi için en önemli yapıtaşı olan Mendel'in çalışmaları da bu döne­me denk gelmektedir.

Biyoloji eğitimi almış bir rahip olan Gregor Jo-hann Mendel, bezelyeleri çaprazlayarak renk, şekil gibi karakter­lerle yaptığı deneysel çalışmalarında kalıtsal maddenin bağımsız birimlerden oluş­tuğunu, bu birimlerin ebeveynlerden döllere geçerken birbirlerinden etkilenme­den bir araya geldiklerini ve çeşitliliği oluşturduklarını ortaya koymuş ve 1866 yı­lında makale olarak yayımlamıştır. Ancak döneminde anlaşılamayan Mendel, çalış­masının ilgi görmemesi üzerine denemelere son vermiştir.

Hugo de Vries, Carl Correns ve Erich Von Tschermark 1900'lü yıllarda farklı yerler ve farklı zamanlarda Mendel'in iddialarını doğrulayan sonuçları elde etmiş­ler ve Mendel Kanunları olarak adlandırmışlardır.Bu yüzden 1900 yılı yeni bir bi­limin doğum yılı kabul edilmiş ve bilim dalı Genetik ismini de 1905 yılında Willi-am Bateson'dan almıştır. 1908 yılında İngiliz matematikçi Godfrey H. Hardy ve Al­man doktor Wilhelm Weinberg birbirlerinden habersiz olarak genetik ve matema­tik kurallarını birleştirmiş ve bugün Populasyon Genetiği'nin temeli kabul edilen "Hardy-Weinberg Dengesi"ni öne sürmüşlerdir. Çok kısa bir süre sonra, 1909'da yıllardır kullanılan ama adı konulamayan kalıtım birimleri Johannsen tarafından "Gen" olarak adlandırılırken; Thomas Hunt Morgan meyve sineğinde (Drosophila melanogaster) göz renginin kalıtımı ile ilgili çalışmaları ile aynı kromozom üzerin­deki genlerin beraber hareket ettiklerini yani beraber kalıtıldıklarını iddia etmiştir. Morgan'ın öğrencisi Sturtevant ise 1913 yılında genlerin kromozomlar üzerinde boncuk gibi dizili olduğunu gösteren ilk gen haritasını yapmış, genlerin bulundu­ğu bu bölgelere "lokus" adını vermiş ve genlerin nasıl bağlantılı olabileceğini orta­ya koymuştur

George Beadle ve Edward Tatum'un "Bir gen-Bir enzim" hipotezi, Griffith'in transformasyon olayın­da etkisini ortaya koyduğu kalıtım maddesinin, Avery, MacLeod, McCarty, Hershey ve Chase tarafından DNA olduğunun ortaya konulmasıdır.

Rosalind Franklin tarafından DNA molekülünün X ışınları kristalografisi çalış­ması ve bu sayede de James Watson, Francis Crick ve Maurice Wilkins'in DNA'nın üç boyutlu yapısal modelini ortaya koymaları Genetik bilimi için bir diğer önemli yapıtaşlarım oluşturmuştur.

1966 yılında Nirenberg ve Khorana 3 bazın yan yana gelmesiyle oluşan kodonun amino asitleriyle ilişkisini ifade eden "Genetik kod" ve "Biyolojik şifre "yi açıklamış­lardır. 1972 yılmdada Paul Berg tarafından ilk rekombinant DNA molekülü elde edilmiştir. 1977'de ise, Gilbert ve Sanger DNA'yı oluşturan diziyi yani genetik kod­ları belirleyebilmek için bir yöntem ortaya koymuşlardır. 1983'de Amerikalı Biyo-kimyacı Karry Banks Mullis tarafından Polimeraz Zincir Reaksiyonunun tanımlanması ve yayınlanmasının ardından Ge­netik daha da ilginç ve dinamik, hergün yeni bir buluşun ortaya konulduğu bir bi­lim dalı haline gelmiştir,

Amerikan Enerji Dairesi, Ulusal Sağlık Örgütü ve İngiliz Tıbbi Araştırmalar Kon­seyi gibi kurumlar öncülüğünde 1990 yılında İnsan Genom Projesi başlatılmıştır.

İnsan genomunun genlerden oluşan kısmı­nın %99'unun %99,99 doğrulukla dizilendiği projede, sayılarının 20.000 veya 30.000 olduğu tahmin edilen genlerin yapılarının, genomdaki yerlerinin ve fonksiyonları­nın anlaşılabilmesi hedeflenmiştir. Bu amaçla insan genomunu oluşturan yaklaşık 3 milyar bazın dizilimi ortaya konulmuştur. Daha sonraları yapılan çalışmalarla bir­çok evcil hayvan türünün de genomik dizilimi yayınlanmıştır. Bunlardan bazıları fil, sığır, at, köpek, kedi, dev panda, orangutan, şempanze, makak maymunu, tav­şan, rat ve kobaydır.

GENETİĞİN TANIMI VE BAZI GENETİK KAVRAMLAR

Genetiğin Temeli

"karakter" terimi; bir türün bireylerinin sahip olduğu genetik yapıya bağlı olarak biçim, renk, büyüklük, ifade edilme şekli, davranış gibi morfolojik ve fizyolojik özelliklerinin her birini ifa­de etme amacıyla da kullanılmaktadır. Karakterler genlerin etkisi ile meydana çı­karak bir nesilden diğerine taşınmaktadırlar.

Karakterler, dış görünüşe yansımaları ve kalıtım şekillerine göre 2 ayrı sınıfa ayrılabilir:

Kalitatif (niteleyici) karakterler

Kantitatif (niceleyici) karakterler

Niteleyici karakterler renk, şekil gibi kesin sınırlarla sınıflandırılabilen donren­gi, kan grupları, boynuzun varlığı ve yokluğu gibi karakterlerdir

Bu tür karakterler bir veya birkaç gen tarafından ifade edilirler ve çevre faktörlerinden et­kilenmezler.

Çiftlik hayvanlarında yumurta verimi, süt verimi, yapağı verimi gibi ekonomik öneme sahip karakterlerin birçoğu ise niceleyici karakterlerdir

Karmaşık karakterler olarak da adlandırılan niceleyici karakterler 3 ayrı kategoride toplanabilir:

Metrik karakterler: Süreklilik gösteren kesiksiz bir gösterge çizelgesinde ölçülebilen karakterlerdir. Canlı ağırlık artışı, yapağı verimi, süt verimi, süt­teki yağ oranı gibi.

Meristik karakterler: Sayılabilen karakterlerdir. Bir doğumda alınan yavru sayısı, yumurta sayısı, D. melanogaster'de (sirke sineği) tüy sayısı gibi.

Eşik karakterler: Nitel karakterlere benzer şekilde bir bireyde "var/yok" diye sınıflandırılan fakat çoklu genler tarafından kontrol edilen ve çevre fak­törlerinden etkilenen karakterlerdir. Köpeklerde kalça çıkığı hastalığı örnek verilebilir.

Ebeveynlerinsahip olduğu bu karakterlerin yavrularınaaktarılması olayına kalıtım - soya çekim denilmektedir

Bazı durumlarda ebeveynlerden gelen genlerin etkilediği karakterler, farklı genler ve çevrenin etkisi ile yavrularda beklenenden farklı görülebilmekte, diğer bir deyişle, genotip ve fenotip farklı olabilmektedir

Genetik ise bu karakterlerin nesiller boyu nasıl aktarıldığını, karakterler arasındaki benzerlikler ile farklılıkları ve bunların molekü-ler nedenlerini, kalıtımı etkileyen mekanizmaları, bu mekanizmalardaki aksaklıkla­rın nedenlerini inceleyen bir bilim dalıdır.

Genetiğin Alt Dalları

Genetik alanının kapsadığı konular çok çeşitlidir ve çalışmalar genellikle 4 temel alanda toplanmaktadır,

Klasik (temel) genetik: Fiziksel karakterlerin bir nesilden diğer nesile nasıl aktarıldığı, karakterlerin birbirleriyle olan bağlantıları gibi bu alanda genellikle birkaç nesil bo­yunca gözlem yapılarak deneyler tasarlanır ve karakterlerin fenotipteki dağılımları gözlenir. Karakterlerin dağılımları soy ağacı) ve punnet karesi kullanılarak görselleştirilmekte, kalıtım modeliyle ilgili sonuçlara varılmaya çalışılmaktadır. Soy ağaçları ailenin her üyesi için ilgili karakter bakımından fenotipi göstermekte ve il­gili genin nasıl kalıtıldığım ortaya koymaktadır

Moleküler genetik:  DNA, RNA ve proteinlerin kimyasal ve fiziksel yapıları, görevleri ve etkileşimleri ile ilgili çalışmaları kapsamaktadır.

Populasyon genetiği: Büyük gruplarda görülen varyasyonu, genetik değişim­leri, sebeplerini ve tarihi geçmişlerini ele almaktadır.

Kantitatif genetik: Genler ve onların kodladıkları karakterler arasındaki ista­tistiksel ilişkileri inceler ve genetiği matematiksel olarak açıklamaya çalışmaktadır

NOT: BU ünitede Genetiğin Temelleri ve Genetiğin Alt Dalları iyi bilinmelidir.

HAYVAN YETİŞTİRİCİLİĞİNDE GENETİK BİLİMİ

Bir hayvanda, ho­molog kromozomlar üzerinde her bir genin birer kopyası bulunmakta ve bunların her birini şansa bağlı olarak ebeveynlerinin birisinden almaktadır.

Çiftlik hayvanlarında, bir sürüde arzu edilen karakterlerin veya verimleri arttırı­cı genlerin oranını yükseltmek veya arzu edilmeyen hastalıkla ilişkili genlerin ora­nını azaltmak için yapılan tüm çalışmalara genetik ıslah da denilebilir.

Rekombinant DNA teknolojisi sayesinde sütünde antitrombin adlı pıhtılaşma önleyici protein gibi proteinler bulunduran keçiler gibi biyoreaktif hayvanlar veya bazı genler açısından inaktif fareler elde edilebilmektedir. Klonlanıp dondurulmuş embriyolar aynı anda birçok dişi hayvana aktarılıp, embriyoda cinsiyet kontrolü de yapılabilmektedir. 

AÖF Ücretsiz Ders Özeti Paylaşımları
1
ATA AÖF - KURTARMA ARAÇLARI EĞİTMİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
2
ATA AÖF - AFETLERDE RİSK VE KRİZ YÖNETİMİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
3
ATA AÖF -MESLEK HASTALIKLARI 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
4
ATA AÖF - BİREYLERLE SOSYAL HİZMET 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
5
ATA AÖF - ETİKETLEME VE İŞARETLEME 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
6
ATA AÖF - YÖNETİM BİLİŞİM SİSTEMLERİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
# TÜM ÖZETLERİ LİSTELE
Siz de hemen Ders Özeti sipariş verin, derslerinize kolayca çalışarak mezun olun.

Anadolu Üniversitesi Özet

Atatürk Üniversitesi Özet

Etiketler: ata aöf - ata aöf çıkmış sorular - ata aöf ders özeti - burhan kankaya - burhan kankaya ders özeti


Bu yazı 21.03.2017 tarihinden itibaren 1 kez okundu.




AÖF Çıkmış Sorular (Anadolu Ünv.) AÖF Çıkmış Sorular (Atatürk Ünv.) AÖF Ders Özetleri AÖF Deneme Sınavları AÖF Ders Kitapları Açık Lise Çıkmış Sorular
İletişim Bilgileri Firmamız Hakkında Sipariş ve Kargo Takibi Mesafeli Satış Sözleşmesi Garanti ve İade Şartları Gizlilik Sözleşmesi Ödeme ve Teslimat