Hizmette 10+ Yıl ve binlerce müşteri memnuniyeti... | %100 doğru kaynak | %100 memnuniyet | %100 mezuniyet | 0.332 350 23 47
0.541 350 23 42
SOS103U-SOSYAL BİLİMLERDE TEMEL KAVRAMLAR DERSİNİN 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
SOS103U-SOSYAL BİLİMLERDE TEMEL KAVRAMLAR DERSİNİN 1. ÜNİTE DERS ÖZETİNE VE DİĞER DERSLERİN DERS ÖZETİNE ULAŞABİLİR, AÖF ÇIKMIŞ SORULARI, AÖF DERS ÖZETLERİNİ VE AÖF YARDIMCI KAYNAK KİTAPLARI ONLİNE SİPARİŞ VEREBİLİRSİNİZ...

1.ÜNİTE - KÜLTÜR

KÜLTÜRÜN ÖNEMİ

Kültür düşünme yetisi­nin sonucunda ortaya çıkan bir simge üretme etkinliğidir.Kültürü oluşturan bilgi ve ürünler, soyutlamalar aracılığıyla (resim, dil, müzik, yazı) insanlık belleğine aktarılırlar. Kültür bir toplumda bütünleşmeyi sağ­layan en temel unsur olarak kabul edilebilir.Kültürün oluşumunda insanın kendi varlığının farkında olması ve kendisini "düşünen bir varlık" olarak tasavvur etmesi etkilidir. Kendi varlığı üzerine düşüne­bilme yetisi her ne kadar modern öncesi çağlarda bilinen bir olgu olsa da Aydın­lanma Çağı'nın temel düşünsel unsuru olarak kabul edilmiştir.Descartes'in ünlü ifadesiyle "dü­şünüyorum öyleyse varım" insanın düşünen bir varlık olduğunu ortaya koymaktadır.Her toplum kendi örgütlenme biçimi cinsinden bir inanç sistemi geliştirir. Bu inanç sistemi insanın temel varoluş sorularına tatmin edici yanıtlar vermek zorundadır.Kültür, bu bakımdan inançlar üzerine kuruludur.Köklerini inançlardan alan değerler inançları somutlaştırma eğiliminin bir sonucudur. Toplumsal ilişkinin devamını sağlayacak olan gelenek ve göreneklere dönüşecek olan değerler, ortak kurucu unsurlar ola­rak kabul edilir.Değerler kültürün önemli taşıyıcıları olmakla birlikte, toplumsal düzeni tam an­lamıyla kurmak için gerekli olan dayatma gücünden yoksundurlar. Toplumsal dü­zen ancak kurumsallaşmış kurallarla ayakta durabilir. Değerler ve gelenekler tek başlarına baskı unsuru olamayacaklarından dolayı, bir baskı unsuru olan normlar mevcuttur. Norm, en basit anlamıyla yaptırımı olan toplumsal kuraldır.Çağdaş toplumlarda neredeyse nesnelere indirgenmiş olan teknoloji kavramı, aslında, araç gereçten ziyade, onları ortaya çıkaran bilgi, algı, tasavvur, üretim, değerler bağlamının tamamıdır.Kültürün bileşenlerinden bir diğeri de simgelerdir. Kültür sonucunda ortaya çıkan üretimler, onlara dair söylem, fikir, değer ve yargıların soyut temsillere dönüşerek her bir somut üretimin kendisi yerine, onun yerine geçen daha ev­rensel ve dolaylı göndermeleri hâline gelirler. Bu soyut temsillere simge adı verilir.Simgeler belirli bir çeşitlilik ve değişiklik gösterse de ortak yaşamı sürdürmek için bazı simgelerin genel nitelikte olması gerekir.Örneğin: dil.Kültür, insan etkinlikleri içinde kendine özgü dinamikleri olan ay­rıcalıklı bir alandır. Bu ayrıcalığın kökeninde insanın kendini sorgulayabilme yeti­si yatar.

SOSYAL BİLİMLERDE KÜLTÜR

Kültür Kavramının Kökeni:Aydınlanma düşüncesiyle kültür terimi tarımsal etkinlikler için kullanıldığı anlamının yanı sıra top­lumsal değer ve davranış biçimlerini ifade eden toplumsal bir anlam kazanmıştır.Williams'a referansla kültür olgusunun üç anlam katmanı olduğunu belirtebiliriz: a)Genel bir entelektüel, tinsel ve estetik gelişim süreci (uygarlık medeniyet anlamın­da); b) Entelektüel ve sanatsal ve etkinlik pratikleri (yüksek kültür anlamında) ve c)Bir grubun ya da bir dönemin yaşam biçimi olarak kültür.

Antropolojik Yaklaşımlar:İnsan türünü diğer canlı türlerinden ayıran dünya­yı kavramsallaştırma ve bunu simgeler aracılığıyla anlatabilme yeteneği en eşsiz niteliğidir.

Evrimci ve TarihselciYaklaşımlar:Edward B. Tylor antropolojinin konusunun kültür olduğunu belirten ilk bilim insanıdır. Tylor, kültürel olanla biyolojik olan arasındaki ayrıma vurgu yapmıştır. Tylor'a gö­re kültür "Bir dönemin ya da bir toplumsal grubun yaşam biçimi" olarak tanımla­nır ve yalnızca insanlık kültüre sahiptir. Franz Boasgöreher bir kültürün ayrı ayrı incelenmesi gerektiğini çünkü her kültürün kendine özgü ve ayrı bir tarihi olduğu görüşünü savunur.Taylor'a göre kültür insan yeteneklerinin birikimi iken Boas'a göre kültür, "bir topluluğun toplumsal davranışlarının bütün ifadelerini, bireylerin içinde yaşadıkla­rı grubun alışkanlıklarından etkilenen tepkilerini ve bu alışkanlıkların belirlediği insan etkinliklerini" kapsar.Etnik-merkezcilik, bireyin diğer kültürleri yorumlarken kendi kültürünü dikkate al­ması, yüceltmesi ve diğerlerini aşağılamasıdır.

İşlevselci ve Yapısalcı Yaklaşımlar:İşlevsel yaklaşımın en önemli temsilcisi BronislavMalinowski'ye göre her biyolojik ihtiyaç, bir kültürel sisteme yol aç­makta, gereksinimleri karşılayan kültürel uygulamalar ise yeni kültürel ihtiyaçları üretmektedir. Toplumlar bu gereksinimleri karşılamak için din, sanat, hukuk, aile ve akrabalık gibi kurumları geliştirmiştir.Yapısalcı-işlevselci ekolün kurucusu olan Radcliffe-Brown a göre kültürel işlevler, bireysel ihtiyaçların karşılanması değil, toplumsal yapının sürdürülmesidir.Genel olarak yapısalcılara göre ise kültür, temelde yatan bir düşünce kalıbının ürünüdür. Her bir kültür, kendi fiziksel ve toplumsal çevresi tarafından olduğu ka­dar tarih tarafından da biçimlenir. Levi-Strauss kül­türü insan zihninin simgesel ifadeleri olarak görür.

Sosyolojik Yaklaşım:Sosyolojide kültür, bir toplumun eğitim, sanat, tek­noloji, hukuk, siyaset gibi temel alanlarında maddi ve maddi olmayan tüm birikim­lerini içerir.Sosyolojik dü­şünce tarihinde kültür, farklı kuramsal bakış açıları tarafından bütünleştirici ögelerle çatışmacı ögelerin kaynağı olarak ele alınmıştır.Bu bakış açısına göre, kültür toplumsal ögelerin birbirleriyle olan ilişkilerinde, ortak değerler çerçevesinde ortak bilinci ifade eden, düzen ve sürekliliği sağlayanbir kavram olarak bütünleştirici bir role sahiptir. Kültürün çatışmacı ögelerin kaynağı olarak en net hâli Marksist yaklaşımdadır. Buna göre kültürün, yönetici sınıfın görüşlerini yansıtan, onu meşrulaştırıp onun çıkarlarına hizmet eden bir işlevi bulunmaktadır. Hegemonya ve ideoloji kavram­ları çerçevesinde ele alınan kültür kavramı, toplumsal eşitsizlikleri, sınıf çatışmala­rını ve baskın sınıfın meşruluğunu yeniden üreten bir unsur olarak ele alınmıştır.Bu yaklaşımlardan biri olan Frankfurt Okulu kültürü bir mücadele alanı olarak çözümler. Kitle kültürü eleştirisi yapan okul, kültür endüstrisi kavramını geliştirmiştir. Buna göre, kültür endüstrisi standartlaşmış ürünler sunarak, izleyicilerin algısında gerilemeye neden olur ve toplumsal eşitsizliklerin yeniden üretir. Eğlence ürünü üretimi ve dağıtımı yapan medya ve eğ­lence şirketleri kültür endüstrilerine girmektedir.

 

Birmingham Kültürel Çalışmalar Okulu, kültürü, ikti­darın ve direnişin işlediği bir alan olarak ele alır. Okul, kitle iletişim araçları ve medyayla sarmalanan kültürü, kültürel ürünlerin tüketilmesi yoluyla çatışmayı ye­niden üreten bir endüstri olarak ele alır.Birmingham Okulu ayrıca kültürü birleştirici bir sis­tem ya da paylaşılan değerler bütünü olarak değil, aksine bir mücadele ve çatışma alanı olarak tarif etmiştir.

KÜLTÜR VE İDEOLOJİ

Marksist perspektife göre ideoloji, içinde sınıf mücadelesinin verildiği bir alandır. Kültür ise bu alanın en etkin unsurlarındandır. Marxsist bakış açısına göre, kültür kavramının ideolojik kullanımının en net görüldüğü örneklerden biri Louis Althusser'in Devletin İdeolojik Aygıtları (DİA) kavramsallaştırmasıdır. Buna göre devletin kapitalizmin yeniden üretimini sağlamada iki tür sistemi vardır: İlki, Devletin Baskı Aygıtları; hükümet, ordu, polis, hapishane. İkincisi Devletin İdeolojik Aygıtları; eğitim, din, siyaset, sendika, basın-yayın. Bunlar ideolojik yeniden üretimi devletin işleyişine bağlayan kültürel aygıtlardır.

KÜLTÜR VE GELENEK

Gelenek geçmişe ait pratik ve değerleri tanımlamak için kullanılan bir sözcüktür.Oysa gelenek sadece geçmişle değil bugün ve gelecekle de ilgilidir.Zira toplumların uzun bir geçmişe dayandığını sandığı ve gelenek olarak gördüğü pek çok pratik aslında görece olarak yakın dönemlere aittir.Adetler, uzun bir zaman boyunca tekrar edilen, kurumsallaşmış toplumsal alışkanlıklar olarak tanım­lanabilir. Adetler daha az değer yüklüdür, göreli olarak daha az önemli toplumsal pratiklerdir. Bu açıdan da gelenekler kadar etkin bir benimseme ve aktarım sürecini geçirmezler. Örf ise toplumsal norm olarak ta­nımlanabilir. Örfler, bir toplumdaki ahlak ve terbiye standartlarını belirleyen temel kuralları oluşturmaktadır.

KÜLTÜR VE BİLGİ İLİŞKİSİ

Bilgi  basitolarak bilen özneyle bilinen nesne arasındaki ilişki olarak tanımlanabilir.Bilginin niteliği üzerine düşünme alanına epistemolojiadı verilmektedir. Bilginin toplumsal üretim, edinim, kullanım ve anlamları üzerine yapılan tartışma­lar ise bilgi sosyolojisi disiplininin alanını oluşturmaktadır.Bilgi üzerine en eski felsefi tartışmaları, Eski Yunan uygarlığında Sofistler'in yapmış oldukları bilinmektedir. Onlara göre, bilgi aranıp bulunacak bir hakikat ol­maktan ziyade, insanın aklı ve gündelik pratikleri sayesinde oluşan, bir anlamda inşa edilen bir olgudur.Platon, bilgiyi za­ten doğada var olan, insan aklının keşfettiği ya da hatırladığı bir olgu olarak gör­müştür. Günümüz modern dünyasının düşünsel temellerini oluşturan Aydınlanma Fel­sefesi de bu tür bir bilgi anlayışına sahiptir. Modernliğin kurucu düşünürü olarak tanımlayabileceğimiz Rene Descartes ise insanı bilen özne olarak kabul etmiş ancak onu mutlak bir bilme durumu içinde, tarihsel ve kültürel bütünlüğünden sıyırarak soyutlamış­tır. Modernliğin temel bir diğer düşünürü olan Immanuel Kant bilgiyi, akıl sahibi varlık olan in­sanla doğayı bir karşıtlık içinde düşünerek özne-nesne ilişkisi bağlamında kavramsallaştırmıştır.

Wilhelm Dilthey, mo­dern felsefenin, tarihten soyutlanmış bilen özne kavramına şiddetle karşı çıkar. Ona göre, bilgiye ulaşmak için sadece akıl yeterli değildir. İnsan aklının yardımıyla, ama tarihselliği, gündelik yaşam içindeki üretimi, kısaca varlığının bütünselliği içinde bilgiyi kurar. Özellikle Alman Tarihçi Okuluinsanın, tarihinden ve kültüründen ayrı değerlendirilemeyeceğini, bilginin sadece doğa bilimleri ve onlara özgü yön­temlerle üretilemeyeceğini savunur.Farklı bilgi biçimleri sadece insanın doğayla kurduğu ilişkinin sonuçları değil, aynı zamanda farklı toplumsal örgütlenmelerin gerektirici koşullarıdır. Bilgi, bu bağlamda bireyin anlam dünyasının tekilliğinden toplumsal yaşamı mümkün kılan kolektif anlam birimlerinin kurulmasına uzanan bir çoğulluk içinde kültürün kuru­cu unsuru hâline gelir.

SİMGELERİN KAYNAĞI OLARAK KÜLTÜR

    İnsanın doğayı dönüştürerek ürettiği nesneler ve simgeler, ancak insan­lar arasında sürekli bir gösterge ve kod alış-verişi olduğu sürece var olabilirler.Simge alış-verişine iletişim denir.Her tür iletişim göstergelerin dolaşımı­nı mümkün kılar. Göstergeler kendilerinden başka bir şeye gönderme yapan eylem, nesne, kavram ve yapılar olarak tanımlanabilir­ler. İnsanın her eylemi, kültür üretmeye yönelik olduğu için toplumsal gerçekliğin tamamı çeşitli tipte göstergelerle doludur.Göstergebilim, anlam taşıyıcısı göstergeler ve bunların nasıl düzenleneceğine dair kurallar anlamına gelen kodları çözümle­meyi ve sistemleştirmeyi hedefler.Ferdinand de Saussure dilin bir kodlar ve göstergeler sistemi olduğunu, okuyucuya göre değişen anlamlar taşıdı­ğını, bununla birlikte belli toplumsal kabuller üzerinde inşa edildiğini ilk kez öne sürmüştür.Simgesel anlatım soyutlaştıkça, göstergenin anlamı da çoğullaşacak, gönderme yapma gücü artacaktır.RolandBarthes'a göre göstergenin anlamlandırılması iki düzeyde gerçekle­şir: Her metin yüzeyde herkesçe üzerinde uzlaşılabilir bir düz anlam, bir de bağlamına göre değişerek okurun anlam dünya­sına örtük bir şekilde ulaşan yan anlamdan oluşur. Barthes, yan anlamların inşasında toplumsal olarak üzerinde uzlaşılmış bazı kodların önemli olduğunu belirtir. Göstergeler mitlere(mitoslara) gönderme yaparak toplumsal gerçekliğin kurulması ve anlam üretmesini sağlarlar.Mitler, bu bağlamda dünyaya anlam vermeye yarayan, bireyin onunla kurduğu ilişkinin niteliğini belirleyen, göstergelerle dolu kod sistemleridir.Mit, gizleyerek değil biçimi değiştirerek etkili olur. Kültürün simge üretme işlevi, önemli ölçüde mitler ve bunların anlamlandırılmada kullanılmaları üzerinden gerçekleşir.

SANAT VE TOPLUM

Her sanat ese­ri, kendi çağının ve içinde üretildiği toplumun özellikleri hakkında fikir ve­rir.Her sanat eseri ya da etkinliği kendi toplumsal bağlamında bile tek bir anlam taşımaz.Tersine, her sanat eseri o toplumda yaşayan her birey için ayrı bir anlam taşıyabilecek kadar çoğul anlama gelebilir.Sanat eserine atfedilen kolektif anlamlar da vardır (örneğin, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında "Memleketim" şarkısının geniş bir beğeniyle toplumsal bir gösterge olarak benimsenmesi).Çağdaş sanat, önemli ölçüde bu anlam çoğulluğu ve değiş­kenliği üzerine kurulan bir estetik bağlamı oluşturmaya çalışır.

Sanat eserinin alımlanmasında en önemli kavramlardan bir tanesi Fransız top­lumbilimci Pierre Bourdieu'nün ortaya attığı kültür sermayesidir. Bu­na göre, toplumsal eylem sadece ekonomik sermayenin belirlediği hiyerarşilere göre yapılanmaz; aynı zamanda kişilerin kültür birikimi ve bunu toplumsal ko­numlarının gereklerine uygun olarak en iyi şekilde seferber edebilme becerisi de önemlidir.

KÜRESELLEŞME VE KÜLTÜR

Küresel ekonomiyi, dünya ekonomisinden ayıran şey, iletişim ve ulaştırma tekno­lojilerinin gelişmesiyle parça başına üretimin dünya ölçeğinde yapılıyor olmasıdır .Bugünkü anlamıyla kürselleşme olgusunun ortaya çıkışı, sanayi kapitaliz­minden sanayi sonrası kapitalizme geçiş döneminde, fordist üretim biçiminin 1973 petrol krizi ile yerini daha akışkan neo-liberal ekonomik politikalara bırakması ile gerçekleşmiştir.Kültürü ekonomiyle ve dünyadaki ekonomik dönüşümle ilgili en iyi açıklayan kavramlardan birisi olan kültür endüstrisi kavramı geniş anlamıyla kültür ürünlerinin endüstrileşmesi, yani ekonomik kârlılık esasıy­la yaratılması, sanayileşme ile birlikte kültür ve sanat ürünlerinin metalaşması ol­gusunun altını çizer. Küreselleşme aynı zamanda standartlaşmış kültür ürünlerinin dünya ölçeğinde yaygınlaşmasına ve bu sayede ortak bir yeme-içme, giyinme, eğlenme, kısacası or­tak bir beğeninin oluşmasına zemin hazırlar. Bu da belirli markaların dünyanın her yerinde bir beğeni ölçütü olarak tüketilmesi olgusunu beraberinde getirir.. Bireyi, küresel ekonominin standartlaştırıcı dinamikleri ile şekillendiren toplumsal düzen, aynı zamanda yine küreselliğin farklılaştırıcı etkisi ile değişme ve dönüşmeye açık hâle gelmiştir.İletişim teknolojilerinin gelişmesi ve kitlelerin erişimine açık hâle gelmesi ile bugün insanların birbirleriyle olan etkileşimleri giderek artmaktadır. Özellikle İn­ternet kullanımının yaygınlaşması bireyin, kendi talepleri ve arzuları doğrultusun­da yeni insanlarla tanışmasına, farklı etkinlikler içine dâhil olabilmesine, dünyayı kendisi gibi anlamlandıran diğerleri ile karşılamasına ve bunun sonucunda, kendi­sine yeni toplumsallaşma alanları kurmasına olanak sağlamaktadır.

AÖF Ücretsiz Ders Özeti Paylaşımları
1
ATA AÖF - KURTARMA ARAÇLARI EĞİTMİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
2
ATA AÖF - AFETLERDE RİSK VE KRİZ YÖNETİMİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
3
ATA AÖF -MESLEK HASTALIKLARI 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
4
ATA AÖF - BİREYLERLE SOSYAL HİZMET 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
5
ATA AÖF - ETİKETLEME VE İŞARETLEME 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
6
ATA AÖF - YÖNETİM BİLİŞİM SİSTEMLERİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
# TÜM ÖZETLERİ LİSTELE
Siz de hemen Ders Özeti sipariş verin, derslerinize kolayca çalışarak mezun olun.

Anadolu Üniversitesi Özet

Atatürk Üniversitesi Özet

Etiketler: ata aöf - ata aöf çıkmış sorular - ata aöf ders özeti - burhan kankaya - burhan kankaya ders özeti


Bu yazı 21.03.2017 tarihinden itibaren 1 kez okundu.




AÖF Çıkmış Sorular (Anadolu Ünv.) AÖF Çıkmış Sorular (Atatürk Ünv.) AÖF Ders Özetleri AÖF Deneme Sınavları AÖF Ders Kitapları Açık Lise Çıkmış Sorular
İletişim Bilgileri Firmamız Hakkında Sipariş ve Kargo Takibi Mesafeli Satış Sözleşmesi Garanti ve İade Şartları Gizlilik Sözleşmesi Ödeme ve Teslimat