Hizmette 10+ Yıl ve binlerce müşteri memnuniyeti... | %100 doğru kaynak | %100 memnuniyet | %100 mezuniyet | 0.332 350 23 47
0.541 350 23 42
SOS303U-EKONOMİ SOSYOLOJİSİ DERSİNİN 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
SOS303U-EKONOMİ SOSYOLOJİSİ DERSİNİN 1. ÜNİTE DERS ÖZETİNE VE DİĞER DERSLERİN DERS ÖZETİNE ULAŞABİLİR, AÖF ÇIKMIŞ SORULARI, DERS ÖZETLERİNİ VE AÖF YARDIMCI KİTAPLARI ONLİNE SİPARİŞ VEREBİLİRSİNİZ.

1.ÜNİTE - EKONOMİ SOSYOLOJİSİNİN KURAMSAL TEMELLERİ

Bilim; evren, doğa ve toplumda ortaya çıkan olayları açıklamaya çalışmaktadır. Bilimsel açıklama uğraşının iki büyük sıçrama yaşadığından bahsedilebilir. Bunlardan ilki, Newtongil Paradigma, ikincisi ise, görünmez doğanın, dinamik ve çoklu etkileşim içinde açıklamasını getiren yeni bir yaklaşım olarak 20. yy ilk çeyreğinde şekillen­miştir. Bu iki gelişme bilimde iki büyük devrim sayılmaktadır.

Ekonomi sosyolojisi; ekonomik olay, olgu ve ekonomik çıkarları, tek­nolojik öze dayalı sosyal örgütlenme ve ilişkiler ağı içinde ele alan bir bi­limdir. Çünkü ekonomik olay ve çıkar ilişkileri ile sosyal ilişkilerin oluştuğu ortamın şekillenişi, döneminin teknolojik süreçleri ile yakından ilgilidir.

EKONOMİ SOSYOLOJİSİNİN KONUSU

Ekonomi - toplum ilişkilerini bir bütün olarak ele almaya yönelen çalışmalarda, “Ekonomi ve Toplum,” “Sosyal Ekonomi,” “Ekonomik Yaşamın Sosyolojisi” veya “Ekonomi Sosyolojisi” gibi kavramlar kullanılmıştır. Ancak son yıllarda kabul gören görüşEkonomi Soyolojisi olmuştur.

Bilim dalının kurucuları olan Weber ve Durkheim, bu bilim dalının konusu­nu, “sosyolojik bakış açılarının ekonomik olgularauygulanması” olarak gö­rürler. Başka bir deyişle, sosyolojinin model, bakış açısı, değişken ve tercihlerinin; kıt mal ve hizmetlerin üretim, alışveriş (piyasa), bölüşüm ve tüketim faaliyetlerinin açıklamasında kullanılmasıdır. Sosyolojinin bakış açısı, toplumsal ilişki ve aktivitelere odaklanır. Bu nedenle, ekonomisosyolojisininanalizlerinde, ekonomik fa­aliyet sürecindeki insanlar, sosyal gruplar, sosyal kurum ve yapılar ile sosyal de­ğer, norm ve yaptırımların etkileşimi öne çıkar.

İKİ AYRI BİLİM DALI: GELENEKSEL EKONOMİ VE EKONOMİ SOSYOLOJİSİ

Günümüzde üniversitelerdeki iktisat müfredatı ağırlıklı olarak klasik ve neo- klasik geleneğe dayanır. Zaman içinde buna Keynesgil ve Keynes sonrası yakla­şımlar eklenmiştir. “Geleneksel Ekonomi” olarak adlandırılan bu yaklaşım, D. Ricardo’nun soyutlayarak model kurma tekniğini benimser. “Model Teori” olarak da adlandırılan bu yaklaşım, ekonomik olayların, sos­yal, politik, kültürel, psikolojik, teknolojik ve tarihi boyutlarını veriler çemberine atarak modellerinden dışlar. Bu haliyle geleneksel ekonominin model teorileri, sa­dece mekanik düşünceye dayalı noktasal denge çözümleri üretmektedir.

Bu durumda bazı yazarlar, ekonomi biliminin teorik açıklamalarının, gözlenen (empirik) olguları açıklayabilir bir yapıda olması için, sorunlara ekonomi sosyolo­jisinin bakış açısından yaklaşmasını önerirler.

Ekonomik yaşamın morfolojik ve yapısal yönlerini araştırma konusu yapan araştırmacılar daha çok ilk görüşü benimsemişlerdir. Wemer Sombart, Gerhard Weiser, Talcott Parsons ve Hans Albert gibi ekonomik alanı sosyal alanın bir par­çası ve ekonomik araştırmaları da Genel Sosyoloji Biliminin bir alt dalı veya reel oluşumu olarak gördüler. Bu yazarlara göre, her ekonomik olay aynı zamanda sos­yal bir olaydır.

İki Farklı Yaklaşımın Kaynakları

Geleneksel ekonomi bilimi, ekonomik birimlerin ekonomik faaliyetlerine ilişkin olarak, her zaman tam bilgi sahibi olduğu ve bilginin bedava olduğu tezinden yo­la çıkar. Ancak zaman içinde belirsizlik ve risklere karşı bilgi edinmenin bir ma­liyeti olduğu artık kabullenilmiştir.

Ekonomi biliminin çıkış noktası, birey ve bireyciliktir. Ekonomi sosyolojisi ise; sosyal grup, kurum ve sosyal yapıyı merkezi unsur olarak ele alır. Ekonomi bilimi “metodolojik bireyciliği (methodological individualism) temel alır­ken; ekonomi sosyolojisinin bireyi, sosyal bütünü oluşturan interaktif etkileşimin bir parçasıdır. Burada bireyden çok, bireyin içinde bulunduğu grup ve sosyal ya­pının kendisi olayın ana unsurudur.

 

Geleneksel ekonomide karar birimlerinin tercihleri yalnızca ekonomik çıkarla­rını maksimize etmeye yönelik, rasyonel davranışlar olarak ele alınır. Oysa Max Weber’den beri sosyolojik bakış açısından insanların ekonomik tercihlerinin, ras­yonel, geleneksel, duygusal ve değer sistemlerine dayalı motiflerden kaynak­landığını biliyoruz. Ekonomik bakış açısı, gelenek ve değer sistemlerine dayalı ter­cihlere yer vermez. Ayrıca ekonomik bakış açısı rasyonel davranışı, kıt kaynakla­rın etkin kullanımı olarak tanımlar. Sosyolojik bakış açısından Weber’de bu duru­mu, şekli (formel) rasyonellik olarak tanımlanırken, değerlere bağlılık ve üst otoriteye geleneksel saygıya dayalı tercihleri gerçek (fiili) rasyonellik olarak ta­nımlar.

Diğer yandan ekonomi bilimi ve sosyolojide, “ekonomik faaliyete” yükle­nen anlam farklıdır. Geleneksel ekonomide, ekonomik faaliyetin anlamı; bir yanda bireyin veri olarak alman zevk ve tercihleri ile, diğer yanda mal ve hizmet­lerin fiyat ve miktarları arasındaki ilişkilerden; yani varsayım ve dışsal koşullar içinde belirlenen ilişkilerden ibarettir. Buna karşın sosyolojide, tüm ekonomik süreç ve olguların, insan davranışları için bütüncül bir anlamı vardır

Geleneksel ekonominin analizlerindeki davranışlar, veri teknolojik düzeydekikıt kaynak ve tüketici zevkleri ile sınırlı bir ortamda, bireysel kar ve fayda maksi- mizasyonuna yöneliktir. Bireysel davranışlar, diğer bireylerin ve grupların dav­ranışlarından ve kurumsal yapıdan kopuktur.

Geleneksel ekonomide, “ekonomik olgu” pazardaki alış-veriş ilişkisi ile sınırlı­dır. Buna karşın pazardaki alış-veriş ilişkisinin arkasında yer alan geniş alan değiş­mez veriler çemberi olarak alınır. Burada sosyal ilişkilerin düzenlenmesini sağla­yan devlet ve hukuk sisteminden, bu sistemler içinde her gün yaşanan güç ve ik­tidar kavgaları ile yalan dolana kadar uzanan olgular analiz dışı bırakılır. Toplumiçindeki kurumsal yapı ve sistemler ile bunlar arasındaki ilişkiler dikkate alınmaz.

Her ne kadar içerik olarak her iki bilim dalı da, sosyal bilim ve her ikisi de “ekonomik” olgulara odaklanmışsa da analizlerin amaçları birbirinden farklıdır. Ekonomistler aşırı soyutlamalara dayalı, empirik içeriği olmayan formel (şekli) modeller geliştirme amacındadır. Bu tür soyut modellerinin ekonomik olguların şekli öngörüleri için önemli olduğunu savunurlar. Ayrıca ekonomi sosyolojisi kap­samında kalan kurumsalcılar, ekonomistler tarafından, “tasvirci” ve “teorik olma­yan” yaklaşımlar ile olgu sonrası sosyolojik yorumlar üretmekle suçlanırlar. Oysa buna karşı kurumsalcılar, tasvirci yaklaşımlarının gerçek olguları yansıttığı şeklin­de savunma yapmaktadırlar.

İki Farklı Yaklaşımda Analiz Yapısı ve Yöntem Farkı

Geleneksel ekonomi teorisi ile ekonomi sosyolojisinin ilişkilerini daha yakından tanımak için bunların araştırma konuları ile kendileri için belirledikleri temel göreve bakmak gerekir.

Ekonomi teorisi konularını incelerken şu temel sorudan yola çıkar: Rasyonel ekonomik faaliyet teorik olarak nasıl gerçekleşir? Bu soruya cevap olarak , belli varsayım ve tezlere dayalı bir model oluşturur. Bu model içinde, sayısal (nicel) ola­rak belirlenebilen sınırlı sayıdaki değişkenler arasındaki fonksiyonel ilişkiler sis­tematik olarak ortaya konur. Buradaki değişkenlerin ve bu değişkenler arasındaki ilişkilerin kesin bir biçimde belirlenmesi, ancak bu alanda yapılan yoğun soyutla­malarla mümkündür. Ekonomi dışı olarak görülen; sosyal, kültürel ve politik unsurlar ile her türlü çevresel veriler analiz dışına atılır.

Geleneksel ekonomi teorisinin aksine, ekonomi sosyolojisinin araştırma konusu, güncel yaşamda fiilen ortaya çıkan, gözlenen (empirik) ekonomik olay ve süreçleri, sosyal ilişkiler, yani toplumsal boyut içinde incelemektir. Burada matematiksel ve mekanik bir model değil, günlük yaşamda ortaya çıkan belli bir olayın, akış ve işleyişinin yapısal ve fonksiyonel analizi yapılır. Bu nedenle, in­celeme konusunun çevresel verilerden soyutlanması söz konusu değildir.

Bağımlı Değişkenler Açısından

Bağımlı değişkenler, yani açıklanan değişkenler açısından bu iki bilim dalına bakıldığında, iki bilim dalının açıklamak istediği değişkenlerin genelde birbirin­den farklı olduğu görülür.

Geleneksel ekonomide, malların üretim, bölüşüm, dağıtım ve tüketimine iliş­kin miktar ve fiyatları (örneğin, mal fiyatları, üretim miktarları ve ücret düzeyle­ri) bağımlı, yani açıklanan değişkenlerdir. Burada malların arz, talep ve üretim miktarları ile fiyatların açıklanması öncelikli konudur.

Ekonomi sosyolojisinde ise üretim, bölüşüm ve tüketim süreci içinde bu­lunan insanların gösterdikleri davranış ve davranışlardaki değişmeler, örne­ğin girişimci, işçi ve tüketici davranışları açıklanan değişkenlerdir.

Bağımsız Değişkenler Açısından

Bağımsız değişkenler, açıklanan bağımlı değişkenleri belirleyen unsur veya ne­denlerdir.

Geleneksel ekonomide, piyasa ilişkileri ve piyasa yapıları (tam rekabet, monopol ve oligopol gibi) bağımsız değişkenlerdir. Bunların belirlediği ilişki için­de arz ve talep miktarları ve üretim miktarları belirlenir.

Ekonomi sosyolojisinde ise, psikolojik, kültürel ve sosyal yapı ve ortamlar ba­ğımsız değişkenlerdir. Başka bir deyimle; farklı davranış sistemleri (geleneksel - modern veya post-modern), rol beklentileri ve bunlar arasındaki ilişki sistemleri, sosyal beklenti ve sosyal sistem içindeki değer yargısı kalıpları ve karşıt davranış kalıpları (örneğin, hırsızlık, vergi kaçakçılığı, rüşvet ve benzeri) ile bunların önlen­mesine yönelik getirilen düzenlemeler bu bilim dalının bağımsız değişkenleri ola­rak ortaya çıkar.

Fonksiyonel İlişkiler Açısından

Bağımlı değişkenlerle bağımsız değişkenler arasındaki bağlantı türü bize, fonksi­yonel ilişkileri verir. “Bağımlı-Bağımsız Değişken İlişkileri” açısından bakıldı­ğında da bu iki bilim dalında farklı durumlarla karşılaşılır:

Geleneksel ekonomide, “bağımlı-bağımsız değişken ilişkileri” modeller şek­linde ortaya konur. Her ekonomik modelde belli bir değişken, bağımlı ve içsel olarak, diğer bir bağımsız değişken tarafından belirlenir. Aralarında fonksiyonel bir ilişki kurulur. Diğer değişkenler ise, “veriler çemberi”ne atılarak bunların değiş­meyeceği varsayılır. Bu sayede bu değişkenler analiz dışı bırakılarak soyut ve ba­sit bir modelin kurulması sağlanır.

Ekonomi sosyolojisinde, bağımlı ve bağımsız değişkenler arasındaki ilişkiler, geleneksel ekonomide olduğu gibi soyut-mekanik modeller kurmaya her zaman uygun değildir. Toplumsal yaşamın karmaşık yapısı içinde yapılan analizler daha çok davranış tipolojileri oluşturma ve sınıflandırma (taxonomi) aşamasında kalır.

Geleneksel ekonomi teorisi ile ekonomi sosyolojisi arasındaki ilişkilerde araş­tırma konusu ve bilimsel görevleri açısından yukarıda değinilen farklılıkların düzey ve derecesi ekonomi politikası ile ekonomi sosyolojisi arasındaki ilişki­lerde daha sınırlıdır. Zira, ekonomi politikasında yaşadığımız gözlenen (em­pirik) sürecin geleceğe doğru, tüm sosyal, politik, kültürel boyutları ile yönlendirilmesi gerekir.

Ekonomi sosyolojisi, yaşanan toplumsal olaylara ilişkin bir bilim dalı olarak, yalnızca empirik olaya ilişkin bilimsel bilgi sağlar. Geleneksel ekonominin ihmal ettiği veriler çemberindeki unsurları içeren analizler sunar. Kısacası, ekonomi politikasında uygulanacak önlemlerin çıkış noktasını belirlemede orta­ya konan durum analizi, geleneksel ekonominin şekli (formel) analizleri içinde yeterli düzeyde sağlanamadığı için, ekonomi sosyolojisinin yaklaşımına ihtiyaç du­yulur.

Ekonomi sosyolojisinde ise, metodsal çoğulculuk egemendir. Ancak temel ve alışılmış sosyolojik yaklaşım, sosyal olayın ortaya çıkan (gözlenen) özelliklerin­den yola çıkar. Böylece sosyal olgunun kendisinin bir iç dinamiği ve iç etkileşim ağı olduğu kabullenilir. Bu nedenle olay, belli davranış ve özelliklere indirgenme­den, ortaya çıkan bütün özellikleri birlikte dikkate alan bir analiz yapılır.

Ekonomi sosyolojisinde tarihi-bireysel yaklaşım yanında, karşılaştırmalı, sı- nıflandırıcı ve indirgemeci (tarihi olmayan aksiyomatik) yöntemler de kul­lanılır. Ancak geleneksel ekonomi teorisi ile sınırlarının belirlenmesinde bu meto­dolojik yöntem farkı ağırlıklı olarak vurgulanan bir noktadır. Çünkü, geleneksel ekonomi teorisi ağırlıklı olarak metodolojik bireyselliğin aksiyomatik yaklaşı­mını; ekonomi sosyolojisi, tarihi-bireyciliğin bütüncül yaklaşımını esas alır. Görüldüğü gibi ekonomi sosyolojisi, sorunlara yaklaşım, araştırma konusu ve ana­liz yöntemleri açısından geleneksel ekonomiden ayrılıyor.

Ekonomi sosyolojisinin yaklaşımı içinde, determinist genel yasalar ortaya koymak mümkün değilse de, uygulanabilirliği daha fazla olan olasılık yasaları biçiminde bilimsel açıklamalara ulaşılır. Diğer yandan uygulamalı bilim dallarının gelişimi ile kamuoyunda oluşan istekleri, bilimsel sürece yansıtan iletişim ilişkilerinin varlığı bilimsel gelişme için önemlidir. Bu iletişim süreci, toplumsal alanda ortaya çıkan sosyal bir olgudur. Ekonomi sosyolojisinin bütün­cül yaklaşımı içinde ortaya çıkan çoklu etkileşim ağı; mekanik düşüncenin tekli ve determininst ilişkileri yerine, çoklu ağ etkileşim analizleri olarak, bizi kuantum ve karmaşık teorisine daha çok yaklaştırıyor. İşte değinilen konum, konu, görev ve kullandığı yöntemleriyle ekonomi sosyolojisi, ekonomik faaliyetin toplumsal temelleri ile toplumsal yaşamın ekonomik temellerinin açıklamasını verme­ye çalışan bağımsız bir bilim dalıdır.

EKONOMİ SOSYOLOJİSİNİN TEMEL METODOLOJİK SORUNLARI

Ekonomi sosyolojisinde kullanılan metodolojik unsurlar, her iki alandan yansıyan etkilerin özelliklerini taşır. Bu konu ile ilgili sorunları 5 başlık altında toplayabiliriz:

Ekonomi Sosyolojisinin Analiz Düzeyleri: Ekonomi sosyolojisi araştırma

konusuna göre farklı yöntemlerden yararlanır. Bu yöntemler sosyolojik analiz dü­zeyleri ile yakından ilgilidir. Başka bir deyimle, bireyden, toplum ve küresel düze­ye kadar çeşitli aşamalarda ortaya çıkan sosyo-ekonomik konular, bu bilim dalının analiz kapsamına girer. Farklı analiz düzeylerini 6 başlık altında ele alabiliriz:

Ekonomi sosyolojisinin bu altıanaliz düzeyi, sosyal olguların birbirine indirgenemeyen beş ayrı alanını oluşturur. Ancak bu alanlar, birbirinden kopuk ol­mayıp, sosyal süreç içinde sürekli birlikte ve birbirini etkileyerek ortaya çıkar. Bu nedenle söz konusu ayrım, konunun bilimsel analizi ve anlaşılması için gereklidir.

Bireysel (Kişisel) Düzey: Ekonomi sosyolojisinin birey düzeyindeki analizle­rinde, belli sosyal ortamlar içindeki insanın davranış ve davranış biçimleri, açıkla­ma konusu olur. Davranış teorisinin analizleri ağırlıklı olarak bu alana ilişkindir.

Etkileşim Düzeyi: Bireylerarası ilişkiler açısından yapılan analizler etkileşim analizleridir. Burada insanlar arası sosyo-ekonomik ilişkiler, karşılıklı ilişkideki tepkiler ve üçüncü birimler üzerinde yarattığı sonuçlar açısından incelenir.

Örgütsel Düzey: Burada organize olmuş (örgütlü) ortak davranışın ko­şulları açıklanır. Bu analizlerde örgütün gerek iç sorunları, gerekse çevre ile olan ilişkileri analiz konusu yapılır. Eski yaklaşımlarda örgüt; amaca yönelik kapa­lı sistemler olarak ele alınırken, yeni örgüt teorileri örgütü, kendi içinde hiyerarşik ve işlevsel açıdan farklılaşmış, dış çevreye açık sistemler olarak inceler. Bir örgü­tün işlevsel etkinliği, içsel ve dışsal talepler arasındaki uyumun sürekli sağlanma­sıyla gerçekleşir. Her ne kadar örgütler başlangıçta belli kişi ve grupların kararları­na dayalı olarak kurulmuşsa da, zamanla bundan bağımsızlaşır ve çevresel birim­lerin yönetim ve kararlarıyla etkileşim içinde işler.

Kurumsal Düzey: Burada toplumun, kurumlaşmış ve göreli bağımsızlık ka­zanmış devlet, piyasa, aile, din ve bilim gibi kısmi alanların yapı ve işleyiş bi­çimleri açıklanır. Kurumsaldüzeyin örgütsel düzeyden ayrılan yönü, karar mer­kezlerinin çeşitlenme ve çoğalmasından kaynaklanır. Örgütleri tek bir merkezi ka­rar birimi yönetir ve yönlendirir. Oysa kurumsal düzeyde, birbirinden bağımsız birden çok karar merkezinin varlığı ve bunlar arasında koordinasyon (eşgü­düm) sorunu gündeme gelir.

Eski yaklaşımlarda, belli kurumlar incelenirken, toplum için geçerli görülen dü­zenleyici fikirlerden yola çıkılırdı. Örneğin ekonomide “refah artışı”, politikada “düzenin korunması” fikrinden yola çıkılır. Bu yaklaşım, ilgili kurumun varlık ve yapılanışma toplum gözünde meşruluk kazandırır. Kurumsal alanın bir unsuru olan bilim de, kurumsal meşruiyetin şekillenmesine hizmet eder.

Toplumsal Düzey: Bu düzeydeki analizler, toplum bütününe ilişkin sosyo­ekonomik ilişkileri ve bunların değişimini analiz konusu yapar. Tarihsel gelişme içinde insanlık, çok sayıda küçük ve birbiriyle bağlantısız birimlerden, giderek bü­yüyen birimler şeklinde bir gelişme gösterdi. Büyük aile ve aşiretten, şehir devle­ti, derebeylik ve ulusal devlete kadar uzanan gelişmeler bu durumu yansıtır. Bu süreçte yer alan birimler, giderek kendi içlerinde artan bir kurumlaşma ve bütün­leşme ile birbiriyle artan ölçüde ilişki ve bağlantıya sahip oldu. Böylece dışa karşı daha bağımsız olan toplumsal sistemler ortaya çıktı.

Küresel Düzey: Kuantum paradigmasına dayalı yeni bilim anlayışının yarattığı, mikro ekonomik ve iletişim teknolojilerindeki büyük ve köklü sıçrama, ulus devlet­lerin kapalı yapısını ortadan kaldırdı. Bugün iletişim, bilgi, semaye, insan gücü ile mal ve hizmetler çok daha yoğun bir biçimde, küresel düzeyde serbestçe dolaşabi­lir duruma geldi. Ülkeler ve uluslararasındaki ilişki ve etkileşimlerin bugüne kadar görülmemiş düzeyde birbiriyle karşılıklı etkileşim ilişkisine girmesine yol açtı.

Yeni teknolojik devrimin yarattığı, bilgi çağının küresel ilişkileri, Dünya ekono­misi ile küresel güç ilişkilerinnin yeniden şekillenmesine yol açıyor. Japonya’dan sonra Çin, Hindistan ve Güney Kore başta olmak üzere Asya ülkelerinin, hem nü­fus, hem de ekonomik olarak öne çıkması eski küresel dengeleri bozmuş olup; kü­resel düzeydeki ilişkilerin yeniden şekillenmesine yol açıyor.

Kısacası, ekonomi sosyolojisinin analiz düzeyleri artık, toplumsal düzeyle sınır­lı olmayıp, küresel düzeydeki sosyal ve toplumsal ilişkilerin analizi kadar; buradan kişisel, örgütsel ve toplum içi kurumsal düzeye kadar yansıyan etkilerin birlikte analizi gerekli oluyor.

Ağ Etkileşimli Analiz Düzeyi: Doğa ve evrenin işleyişini mekanik olarak açıklama uğraşındaki Newtongil paradigma, ilk bilimsel devrim olarak, doğa ana­lizinde atomdan; toplumsal analizde bireyden; bilimsel açıklama için nok­tadan hareketle tek yönlü ve tek boyutlu statik neden -sonuç etkileşimi üzeri­ne kurulu yaklaşımlar oluşturdu. Birey, atom ve noktanın kendi iç dünyası olma­dığı gibi, çevre ile ilişkileride söz konusu değildir.

Ekonomi Sosyolojisinde Statik ve Dinamik Analizler: Ekonomi sosyolojisi konularını ele alırken, konuya ya statik ya da dinamik açıdan bakar. Sosyo-eko- nomik analizlerin (diğer yönleri yanında) iki temel yönü statik ve dinamik yön­leridir. Ancak statik ve dinamik hem bir olgu, hem de bir analiz yöntemi ola­rak ortaya çıkar. Bir olgu olarak gördüğümüzde sosyo-ekonomik olay ve durum, zaman içinde bir değişme göstermiyorsa veya ilgili büyüklükler zaman akışı için­de hep aynı değerleri alıyorsa statik bir olgu ve durum vardır. Aksine zaman için­de değişiyor ve farklı değerler alıyorsa dinamik bir durum söz konusudur.

Ekonomi Sosyolojisinde Modeller: Ekonomi sosyolojisine ilişkin araştırma­larda değişik araçlardan yararlanılır ve araştırma sonuçları bunlara göre ortaya ko­nur. Modeller de bu araçlardan birisidir. Ancak modellerin oluşturulamadığı du­rumlarda tipolojik sınıflandırmalara gidilir. Modeller belli bir gerçeğin basite indirgenerek amaca uygun biçimde kurgulanmış biçimidir. Modeller, gerçeğin da­ha basit bir biçimde yeniden kurularak yorumlanması ve anlaşılmasına hizmet eden araçlardır.

İdeal-düşünsel modeller ise, belli bir gerçeğe yaklaşabilmek için temsili olarak kurulmuş modellerdir. Bunların kuruluş yapısı gerçek olaydan farklı ol­duğu için test edilmeleri ve dolayısıyla yanlışlanmaları mümkün değildir. Teorik ekonominin modelleri genellikle bu türdendir. Model yapısı, yanlışlanmaya kar­şı korunmuştur.

Ekonomi Sosyolojisinde Tipolojiler ve Sınıflamalar: Sosyolojik olguların karmaşıklığı nedeniyle, araştırmacının bulguları bir model kurmak için henüz ye­tersiz ise, araştırma , davranış tiplemelerinin belirlenmesi veya sınıflandırma düze­yinde kalabilir. Bir olguya ilişkin çok sayıda özellikler arasından, metodolojik açı­dan aynı görülenlerin diğerlerinden ayırtedilerek belli bir biçimde ortaya konulma­sı, belli davranış tiplemeleri veya kalıpları verir. Analiz sonucu belirlenen belli tip­lerin her birinin bir bütün oluşturduğu kabullenilir.

Ekonomi Sosyolojisinde Aksiyomatik Yöntem: Aksiyomlara dayalı ana­liz yöntemi ekonomi sosyolojisinin belli alanlarında, özellikle etno-sosyolojide kullanılır. Belli aksiyomlar, apriorik (düşünsel) hipotezlerdir. Bu nedenle tarihsel boyut içermezler.

Ekonomi Sosyolojisinde Yasalar ve Kurallar: Teorik ekonominin yasaları, doğal bilimlerin mekanik yasaları gibi, zaman ve mekanla sınırlı olmayıp, her za­man ve her yerde geçerli genel yasalar olarak ifade edilirler. Bu sayede, bir eko­nomik yasa, değişmez bir durum olarak, geleceğin öngörülmesinde kullanılır. Ancak sosyo-ekonomik sürece ilişkin yasalar, doğal mekanik yasalar gibi bir içe­riğe sahip olamaz. Eğer sosyo-ekonomik süreç, doğal mekanik yasalara uygun ola­rak işleseydi, değişmez ve aynı koşullarda ortaya çıkan değişmez ilişkiler ve bun­lara bağlı olarak sosyo-ekonomik olayın aynı biçimde ortaya çıkması söz konusu olurdu. Ayrıca insanın ekonomik davranışı aynı biçimde oluşur ve geleceği kesin olarak öngörmek mümkün olurdu. Dolayısı ile aynı kültür ortamı içinde insan dav­ranışının doğası aynı kalır ve bundan sapmalar, anormal durumlar olarak ortaya çı­kardı. Oysa insan davranışları belli bir sosyal sistem içinde, onun kontrol ve norm­larına bağlı olarak oluşur.

Davranışlar doğal-mekanik davranışlar olmayıp, norm­lar ve öğrenme deneyimleri tarafından belirlenen belli uyarı-tepki ilişkisi içinde değişen davranışlar şeklinde ortaya çıkar. Bu nedenle ekonomik yasaların ön­gördüğü davranışlar ile gerçekleşen davranışlar arasında önemli farklılıklar oluşur. Bu farklılıkların belli kurallar içinde işleyiş ve açıklamasını verecek yasalar da yok­tur. Bu nedenle sosyo-ekonomik davranış yasaları, ekonomik sürecin doğal- mekanik yasalarının ortaya koyduğu belirginlik içinde değildir ve ona uygun ola­rak çalışmaz. Bu sonuç, insan doğasından kaynaklandığı kadar, zaman ve mekan boyutlarının getirdiği farklılıklardan da kaynaklanır. Her bilimsel araştırma ancak belli bir zamanda ve belli bir mekanda gerçekleşir. Ayrıca sosyal yaşam dina­mik bir süreç olduğu için, sürekli yeni değişkenler gündeme gelir ve eskileri önemini kaybeder. Diğer yandan sosyo-ekonomik araştırmaların değişkenlerini öl- çümlemede kullanılan tekniklerdeki yetersizlikler, sosyo-ekonomik yasaların ke­sinliğini engelleyen durumlardır.

Ekonomi sosyolojisinde ortaya konan sosyo-ekonomik yasaların, mantıksal açıdan tutarlı olduğu kadar, tarihi bir duruma ilişkin olarak empirik içerikli hi­potezler olmaları zorunludur. Bunların geçerliliği tarihi durumun sürekli değişme­si yüzünden, mutlak ve kesin olmayıp görelidir. Ayrıca olayın ortaya çıkması ile araştırmanın yapıldığı zamanlar arasında bir gecikme olması, tarihsel durumun bu dönem içinde yaşadığı değişimden dolayı bir hata payı içermesi doğaldır.

EKONOMİ SOSYOLOJİSİ GELENEĞİ

Ekonomi sosyolojisi geleneği, bu bilim dalının geçmişte zirve yaptığı 1890 - 1920 döneminde şekillenirken; geleceği ise, ikinci zirve dönemi olan 1980 sonrasında başlayan yeni yönelim içinde yapılanma sürecindedir. “Ekonomi sosyolojisi” kav­ramı ilk kez 1879’da W. S. Jevons tarafından kullanılmış ve bu alanın en etkili isim­leri olan Durkheim ve Weber’in çalışmalarında da benimsenmiştir.

Ekonomi bilimi de, empirik yani gözlenen olguların analizine dayalı bir bilim dalı olarak doğdu. Buna karşın, zaman içindeki gelişmesi onu apriorik, yani dü­şünsel düzeyde oluşturulan “soyut model bilimi” durumuna dönüştürdü. Sosyo­lojinin ortaya çıkması ve gelişmesinde de ekonomik koşulların etkisi önemlidir. Zi­ra ekonomi ile sosyoloji birbiriyle yakından ilgilidir. Birbirlerini karşılıklı etkilerler. Bazı alanlarda birbirlerinden ayrılmaları zordur. Bu nedenle, bu iki bilim dalının etkileşim ağında oluşan ekonomi sosyolojisinin konusu, ekonomik alanın şe­killenişi, gelişmesi ve yapılanışı üzerine odaklandı.

Liberal akım, piyasa sisteminin unsurlarını veri olarak alıp, bundan sapan gelişmeleri düzeltmeye çalıştı. Sosyalist akım ise, toplumsal sorunların nedenini endüstri toplumunun yapısında aradı ve farklı bir yapılanma istedi. Sosyal muhafazakar görüş ise, geleneksel toplum düzeni düşüncesine bağlı kaldı. En­düstri toplumunun sorunlarını toplumsal koşulların değişmesinin bir sonucu ola­rak değil, her zaman mutlak olan ahlak kurallarının bozulmasının bir sonucu olarak değerlendirdi. Bu karşıt görüşler arasında ortaya çıkan tartışmalar, sorunla­rın ekonomi sosyolojisi bilim dalı içinde ele alınmasına yol açtı ve sosyal sorunla­rın çözümüne yardımcı oldu.

Tarihçi okul, ekonomik olaylara ilişkin gerçeğin ancak bir kez gözlenebilece­ğini ve gözlenen bireysel tarihi olaylardan genel yasalara (tümevarım) ulaşı­lacağı tezini savundu. Klasik ekonomistlerle olan tartışma, tümevarım (tarihçi okul) ve tümdengelim (klasik ekonomi) yöntemleri üzerinde yoğunlaştı. Mark­sist anlayış, endüstriyel sistemin gelişme yapısının analizinde, farklı kavram ve unsurlardan oluşan değişik bir paradigma benimsedi.

E. Durkheim’in (1858 - 1912) ekonomi sosyolojisine katkısı, ekonomi sosyo­lojisi kavramını tutkuyla benimsemesi ile sınırlıdır. Ancak, Toplumsal İşbölümü (1893) adlı çalışmasında, işgücünün sosyolojik analizini yaparken, klasik ekono­mistlerin “homoeconomicus” kavramına şiddetle karşı çıkar. Yine ekonomik konu­lara uzak olmakla birlikte, “Sosyoloji (1908)” isimli eserini “ekonomik çıkar” kav­ramı üzerine oturtmuş olması ve “rekabet”in, üçüncü kişilere sağladığı yarar üze­rinde durmasıyla öncüler arasına girer.

“Kapitalizm, Sosyalizm ve Demokrasi” (1942) kitabı, içerdiği rekabet, monopol ve ekonomik değişim ile “yeniliğin yaratıcı yok etme süreci” gibi konular sos­yolojik bakış açılarını yansıtır. Yazar, kapitalizmin çalıştığını, ancak kurumsal yapı­sının zayıf ve zarar görmüş olması nedeniyle yerini sosyalizme bırakacağı öngörü­sünde bulunur. Her ne kadar kapitalizm yerini politik anlamda sosyalizme bırakma- dıysa da; maddi üretimden bilgi üretimine, madde ve makine merkezli sosyal örgüt­lenmeden (akan bant sistemi), insan merkezli sosyal örgütlenmeye (ekip çalışması) geçişi ile, sanayi toplumunun sermaye merkezli kapitalist sisteminden, bilgi toplumun insan merkezli örgütleme biçimine geçilmesi bir anlamda Schumpeter’i doğrulayan bir gelişme olarak da görülebilir.

AvusturyalI Kari Polanyi (1886 -1964) ekonomi tarihi konusunda, interdisip- liner çalışmalar yapmış ve Sanayi Devrimi öncesi İngiltere’yi incelemiş ve 19. yy.’da büyük bir devrimle piyasa bazlı bir ekonominin şekillenişini ve yetersizliklerini Büyük Dönüşüm (1944) adlı eserinde ortaya koyar. Sadece bireysel çıkarlar de­ğil, grupsal ve toplumsal çıkarların da önemini gündeme getirir. Sosyal dengelerin kurulmadığı durumlarda toplumların 20. yy.daki gibi faşizme nasıl kaydığını açık­lar. Geleneksel ekonomiyi “şekli” (formel) bulan Polanyi günümüz ekonomi sos­yolojisinde öne çıkan, yerleşik (yurtlanmış) olma (embeddedness) kavramını, bi­raz farklı anlamda da olsa kullanır.

Talcot Parsons (1902 - 1979), Kurumsalcı gelenekten bir ekonomist olması­na karşın, çalışmalarının ağırlık noktasının giderek sosyolojiye kaydığı görülür. Zi­ra, ekonomi bilimini amaç - araç ilişkisine dayalı sosyal faaliyet olarak ve sosyolo­jiyi analitik unsurları inceleyen bir yaklaşım olarak görür. M. Weber’in ekonomi sosyolojisi konusundaki çalışmalarını ingilizceye kazandırdı. Yazarın Smelser’le birlikte yayınladığı, Ekonomi ve Toplum (1956), bu alandaki en önemli eseridir.

EKONOMİ SOSYOLOJİSİNİN BUGUNU

1973 Petrol Krizinden sonra, 1980’li yıllarda hızla devreye giren bilişim teknolo­jilerinin yarattığı toplumsal ve küresel ortamdaki yenilenmeler bilimde de yeni bakış açıları ve yaklaşımları gündeme getirdi. Sanayi toplumundan bilgi toplu- muna geçişi yansıtan teknolojik değişme, sadece mikro elektonik ve mikro biyo­lojide değil, bunlara paralel olarak, yeni yaşam ve toplumsal koşullar ile bilimde köklü yenilenmelere yol açtı. Bu durum ekonomi sosyolojisinde bir sıçrama olarak yaşandı.

Granovetter’e göre, “ekonomik faaliyetler, sosyal yapı ve ilişkiler için­de zaten sıkıca yurtlanmış (yani yerleşik veya gömülü=embeddedness ) biçimde yer alır”. Yazara göre ekonomik faaliyetler süregelen sosyal ilişkiler içinde yurtlanmış (yerleşik) olarak içerilir. Bu yurtlanmayı sağlayan ağ - sistemi­dir (netwok). Bu nedenle, “yurtlanmışlık” konseptinin merkezi unsuru “sosyal ilişki ağları” dır. Yazarın, ekonomi sosyolojisi üzerine ilk büyük çalışması 1980’de yayınladığı “Toplum ve Ekonomi: Ekonomik Kurumların Sosyal Yapılanı- şı”dır. Ancak “yurtlanmışlık” kavramı 1985 makalesindedir ve Yeni Ekono­mi Sosyolojisini gündeme getiren çalışmadır.

Yurtlanmışlık, somut olarak yü­rüyen, süregelen sosyal ilişkilerdir. Sosyal ilişki ağları, ekonomik yaşamın her alanında, her sektörde farklı derece ve düzende yer alır. Sosyal ağ sistemi içinde kişiler birbirleri ile yakın ve uzak ilişki ve iletişim kurarlar. Bunlar, kurumsal, ya­sal ve yapısal olarak şekillenirler.

Günümüzün ekonomi sosyolojisinde yurtlanmışlık kavramıyla merkezi bir konum alan ağ analizleri, yapısal sosyoloji içinde ve onun katkısı olarak ortaya çıktı. Sosyoloji ve ekonomi sosyolojisinde ağ analizlerinin kullanım ve geliştirilme­sinde yapısal sosyoloji belirleyici oldu. Öncelikle sosyal süreçte, insanlar ve pozis­yonlar arasındaki ilişkiler konusuna odaklanmanın önemli katkıları oldu.

ORGANİZASYON VE FİRMA TEORİSİNİN KATKILARI

Yeni ekonomi sosyolojisinin, firma ve organizasyon teorisine getirdiği yeni bo­yut yenilenmenin bir diğer kaynağı oldu. Ekonomik faaliyetlerin açıklanmasında,firma yapısı, firmanın işbirliği bağlantıları ile firma içi ve firmanın çevresi ile olan etkileşim ağının analizlere dahil edilmesi yenilenen alanlarının başında geliyor. Or­ganizasyon teorisinin, firmaların kaynak bağımlılığı, nüfus ekolojisi ve yeni kurum- salcılık konularına getirdiği yeni yaklaşımlar ekonomi sosyolojisindeki yenilenme­ye katkı yaptı. Örgütler ayakta kalabilmek için çevresine bağımlıdırlar. Bir firma­nın karlılığı, çok sayıdaki tedarikçi, rakipler ve müşterilerle olan ilişki ağının bile­şimine bağlı olarak belirlenir.

KÜLTÜREL SOSYOLOJİNİN KATKISI

Yeni ekonomi sosyolojisinde, yapısalcı sosyolojik yaklaşımın başlangıçta öne çıkması ve karşıt yaklaşımlara eleştirel tavrı, kültürel sosyoloji, Parsons’cu sos­yoloji ve diğerlerinden eleştiri almasına ve dirençle karşılaşmasına neden oldu. Bu direnç özellikle kültürel sosyolojiden, özellikle de V. Zelizer ve P. Di Maggi- odan geldi. Zelizer (1988), yapısalcı yeni ekonomi sosyolojisini, her şeyi sosyal ilişkilere ve ağ sistemine indirgeyerek “sosyal yapı determinizmine” düştürdüğü eleştirisi getirdi. Ayrıca ekonomideki herşeyi kültürel mutlakçılığa indirgemenin de yanlış olacağını vurguladı.

ALAN TEORİSİNİN KATKILARI

Swedberg (2003:46) Yeni Ekonomi Sosyolojisinin öncelikle bir ABD olgusu oldu­ğu ve Avrupa’da yeni yayılmaya başladığı görüşündedir. Avrupa’da ekonomi sos­yolojisinin, Klasik yazarlardan sonra durağanlaştığı görüşündedir. Ayrıca konuların ekonomi sosyolojisinden çok, endüstri sosyolojisi, tüketim sosyolojisi ve benzeri çerçevede ele alınmış olduğunu ileri sürer. Bu durumun AvrupalIların genellikle ekonomiyi genel toplum konseptinin bir parçası olarak görmesinden kaynaklandı­ğı görüşündedir. Örneğin ekonomi üzerine yazıları olan N. Luhmann’ın (1927­1998) bile ekonomiyi toplumun bir alt sistemi olarak gördüğünü vurgular. Swed- berg, ekonomi sosyolojisi konusunda Avrupalı araştırmacı olarak P. Bourdieu, (1930-2002) ve onun Cezayir konusundaki araştırmalarını gündeme getirir.

Swedberg’e göre (2003:48) Granovetter’in ekonomik faaliyetlerin toplumun sosyal yapısı içinde yurtlanmış olduğu tezi yerine, Bourdieu, alan (field) teori­sinden yola çıkar. Bourdieu modelinde bir endüstri, bir firma veya benzeri ortam­lar, bir “alan” olarak görülür. Her alan kendi mantık ve çıkar anlayışına sahiptir. Her alanın yapılanışı, farklı sermaye tiplerinin (finansal, sosyal, kültürel, sembolik) dağılımına bağlı olarak belirlenmektedir. Ekonomik alandaki aktörler geçmişteki alışkanlığı ile gelmektedir. Aktörün gelecek faaliyeti geçmişteki alışkanlığı ve de­neyimine dayalıdır

AÖF Ücretsiz Ders Özeti Paylaşımları
1
ATA AÖF - KURTARMA ARAÇLARI EĞİTMİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
2
ATA AÖF - AFETLERDE RİSK VE KRİZ YÖNETİMİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
3
ATA AÖF -MESLEK HASTALIKLARI 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
4
ATA AÖF - BİREYLERLE SOSYAL HİZMET 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
5
ATA AÖF - ETİKETLEME VE İŞARETLEME 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
6
ATA AÖF - YÖNETİM BİLİŞİM SİSTEMLERİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
# TÜM ÖZETLERİ LİSTELE
Siz de hemen Ders Özeti sipariş verin, derslerinize kolayca çalışarak mezun olun.

Anadolu Üniversitesi Özet

Atatürk Üniversitesi Özet

Etiketler: ata aöf - ata aöf çıkmış sorular - ata aöf ders özeti - burhan kankaya - burhan kankaya ders özeti


Bu yazı 21.03.2017 tarihinden itibaren 1 kez okundu.




AÖF Çıkmış Sorular (Anadolu Ünv.) AÖF Çıkmış Sorular (Atatürk Ünv.) AÖF Ders Özetleri AÖF Deneme Sınavları AÖF Ders Kitapları Açık Lise Çıkmış Sorular
İletişim Bilgileri Firmamız Hakkında Sipariş ve Kargo Takibi Mesafeli Satış Sözleşmesi Garanti ve İade Şartları Gizlilik Sözleşmesi Ödeme ve Teslimat