Hizmette 10+ Yıl ve binlerce müşteri memnuniyeti... | %100 doğru kaynak | %100 memnuniyet | %100 mezuniyet | 0.332 350 23 47
0.541 350 23 42
SOS305U-AİLE SOSYOLOJİSİ DERSİNİN 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
SOS305U-AİLE SOSYOLOJİSİ DERSİNİN 1. ÜNİTE DERS ÖZETİNE VE DİĞER DERSLERİN DERS ÖZETİNE ULAŞABİLİR, AÖF ÇIKMIŞ SORULARI, AÖF DERS ÖZETLERİNİ VE AÖF YARDIMCI KİTAPLARI ONLİNE SİPARİŞ VEREBİLİRSİNİZ...

1. ÜNİTE - SOSYOLOJİK YAKLAŞIMLAR TEMELİNDE AİLE KURAMLARI

Not: Önemli Kavramlar, Felsefe, Kuram, Yaklaşım, Sembolik Etkileşimcilik, İşlevselcilik, Çatışmacılık, Feminizm

Aile Sosyolojisinde Farklı Kuramsal Yaklaşımlar Ve Nedenleri;

Aile kuramları konusuna başlamadan önce kuramlara ve terimlere göz atmak faydalı olacaktır. Bilimsel çalışmalarda felsefi kavramlar günlük kullanımdan farklı anlamlar taşır; örneğin felsefenin temel dört çalışma alanı olan Metafizik, Epistemoloji (Bilgi Kuramı), Ontoloji (Varlık Bilim) Ve Ahlak. Ayrıca bilgi kuramının “bilginin kaynağı” ve “bilginin değeri” kuramları vardır. Bu bağlamda epistemolojik olarak bilginin kaynağının;

 “akıl” olduğunu söylersek “rasyonalizm”;

“deney” olduğunu söylersek “ampirizm”;

“sezgi” olduğunu söylersek “Intuitionism/sezgicilik”;

“fayda” olduğunu söylersek “pragmatizm” olarak adlandırırız. Son zamanlar da ortaya çıkan bilginin kaynağını “kadının özel deneyimleri” olarak adlandırmak da “feminizm” olarak adlandırılır.

Yukarıda bahsettiğimiz kuramlara açıklık getirmesi açısından kuram ve yaklaşım tanımlarını yapmak fayda sağlayacaktır. “Kuramlar epistemolojik, yaklaşımlar ontolojiktir.”

Kuram; bilimsel çalışmaların yapılmasına olanak sağlayan en geçerli ve güvenilir yolların bilgi kuramları çerçevesinde (epistemolojik olarak ) tartışılmasıdır.

Yaklaşım;toplumsal yaşantıların varlık bilimleri çerçevesinde (ontolojik olarak)incelendiğinde ortaya çıkan temek kabuller veya sayıtlılardır. Bu bağlamda genel olarak sosyal bilimlerde özel olarak sosyolojide bilim adamının ismi ile anılan çok sayıda kuram bulunurken genel olarak kabul edilmiş sınırlı sayıda yaklaşım vardır. Tek tek kuramları bilmek yerine genel olarak kabul görmüş yaklaşımlarla genel çerçeveyi belirlemek yol gösterici olur.

Unutmamak gerekir ki aile sosyolojisi araştırmalarında birden fazla kuramsal ve metodolojik yaklaşım ele alınır. Önemli olan nesnel ve öznel durumlarda yaklaşım ve kuram bütünlüğü içerisinde inceleme yapmaktır.

Aile sosyolojisi çalışmalarında; mikro alanda çalışmalara fayda sağlayan “sembolik etkileşimcilik”, makro alanda çalışmalara fayda sağlayan “işlevselcilik” ve “çatışmacılık” gibi yaklaşımlardan son zamanlarda ise feminist ve postmodernist yaklaşımlardan da faydalanılır.

Aşağıdaki tabloda belli başlı sosyolojik yaklaşımlar ve onların aile hakkındaki görüşleri temelinde aile kuramları hakkında bilgi verilmiştir.

SEMBOLİK ETKİLEŞİMCİ YAKLAŞIM

Mikro düzeyde modern sosyoloji çalışmaları birçok kuramdan bahsedebiliriz fakat bunları tekbir çatı altında toplayacak olursak “sembolik etkileşimcik” bu kapsayıcılığı sağlar.

Sembolik etkileşimciliğin tarihsel süreci; epistemolojik olarak incelendiğinde Amerika’da yaygın olarak kullanılan pragmatizm içerisinde geliştiği görülmektedir. Bu yaklaşım ayrıca 18.yy ahlak felsefine kadar dayanmaktadır. 20.yy eğitimci ve psikologlarından olan William James(1842-1910) ve Jhon Duvey(1859-1910) bu yaklaşımı geliştirmiştir. George Herbert Mead (1863-1931) ve öğrencisi Herbert Blumer bu yaklaşımı sosyolojiye kazandırmıştır.

Kuramın açıklamasını Blumer (1962) görüşlerinden faydalanarak yapacağız; karşılıklı ilişkilerinde insanlar birbirlerinin davranışlarını önce yorumlarlar daha sonra çıkardıkları, sonuçlara göre, eyleme geçerler. Sembolik etkileşimcilik bu yorumlama ve çıkarım yapma sürecini inceler. Örneğin; yardıma ihtiyacı olan bir bayan kendisine yardım etme niyetinde olan bir beyin yaklaşımını inceler ve yorumlar, yardım edecek kimsenin art niyetini ve zarar verme potansiyelini bu yorumlaması sonucunda çıkarım olarak eyleme dönüştürür. Diyebiliriz ki bayanın kendisine yardım edecek kişiye karşı sergilediği tutum alelade değil belirli aşamalardan sonra ortaya çıkar. Sembolik etkileşimcili bu yorumlama sürecini, kişilerin kendilerini başkalarının karşısında nasıl bir konuma koyduklarını inceler.

Sembolik etkileşimci yaklaşımda kullanılan teknikler; bu gelen içerisinde yer alan sosyologlar geniş bir geniş bir yelpazede farklı teknikler kullanmışlardır. Genellikle kullanılan teknikler ise; nitel bir teknik olan “gözlem” tekniğidir. Son yıllarda önce gelen çalışma konuları; duygusal emek (Arlie Hochschild), sosyal hareketler ve kendine ayna tutma, izlenim yaratma ve yönetme, ortam tanıma gibi konular gelmektedir.

Sembolik Etkileşimcilik Ve Aile

Geleneksel anlayış aile bağlarının kutsal olduğu düşüncesindedir. Boşanmayı sorumluluktan kaçış olarak adlandırır. Geleneksel birçok tutumda olduğu gibi aile konusunda da değişiklik olduğunu kabul etmek gerekir. Bazı kavramlar üzerinden değişimleri görmek mümkündür.

Duygusal doyum (Emotional Satisfaction); sembolik etkileşimsiler 20.yüzyılın başından bu yana evliliğin temelindeki değişimleri incelemişlerdir. Bu değişimler; eş seçiminde kişilik özelliklerinin ön plana çıkması, duygusal tatmin beklentisinin yükselmesi, toplumsal hayattaki huzursuzluğun evlilik yolu ile giderilmeye çalışılması gibi etkenler evlenmeye sebep olarak gösterilmiştir. Sembolik etkileşimcilere göre boşanmanın temelinde ise; evlenenlerin arkadaş/dost (companionate marriage) olarak evlenmelerin yanı sıra, evliliğe fazla yüklenmek olarak görmüşlerdir. Türkiye’de de benzer eğilimlerin kentsel kesimlerde artığı gözlenmiştir.

Aşk Sembolü (The Love Symbol); kadın veya erkek olarak sahip olunan aşk veya ilgi görme/gösterme sembolleri de evliliğin yükünü ağırlaştırmaktadır. Evlilikte eşler aşk/ilgi sembolleri yüzünde beklentilerinin gerçekçi olmadığını görememekte ve karşılığı olmayacak beklentiler içine girmektedirler. Bu da boşanmalara sebep olmaktadır.

Çocuğun Anlamı (The meaning of Children); tarihsel sürek içerisinde çocuk aile içerisinde farklı konumlara yerleştirilmiştir. Orta çağda çocuklar minyatür erişkin konumunda idiler, günümüze kadar ki süreçte kültürel özelliklere göre farlı konumlara yerleştiler. Türkiye’de çocuklar hakkında ki genel görünüm; erkek çocuklarının daha fazla önemsenmesi; ya fazla sorumluluk verilerek yüklenilmesi veya şımartılması,  ileride “ana kuzusu koca” sendromu olarak adlandırılan durumu yaşamaları. Kız çocuklarında ise; ikinci planda kalmaları ve erken yaşta evlendirilerek kadın çocuk durumuna sokulmaları

Evebeynliğin Anlamı (The meaning of Parenthood); günümüzde evebeynler sadece çocuğu yetiştirme sorumluluğu ile yükümlü tutulmuyor aynı zamandaçocuğun en yüksek kapasitesine gelmesini sağlamakla da görevlendiriliyorlar. Çocuk tarım döneminde geleceğe yatırım olarak görülürken, sanayi devriminden sonra değeri değişmiş ve ailelerin sahip olmak istedikleri çocuk sayısı azalmıştır.

Evlilik rolleri (marital roles); geçmiş kuşaklarda aile ve an bağı olan kimselerin rolleri belirli iken günüzde bu sınır belirsizleşmeye başlamıştır. Bunun sebevi olark; kadının ev dışında çalışmaya başlaması ve çocuk bakımı için erkekten ve aile büyüklerinden yardım almak zorunda olmasıdır. Kadınınhem dışarıda hem içeride çalışması tüm dünya’da önemli yasal düzenlemelere gidilmesine sebep olmuştur. Bun yala düzenlemelere rağmen alım gücünün az olması ve işsilik gibi sebeplerden ötürü evlilik rollerinde iyileşme yakın zamnda mümkün gözükmemektedir.

Seçenekleri Algılama (perception of Alternetives); kadının dış dünya ile tanışması, ekonomik özgürlüğünü kazanabilmesi ve kendine güvenin artması sonucunda mutsuz evliliği sürdürmek zorunda olmadıklarını anlamaların sebep olmuştur. Bu durum eskiye oranla boşanmamnın seçenk olarak görülmesine yol açmıştır.

Boşanmanın Anlamı (meaninf of deivorce); boşanmaya yüklenen sembolik olarak başarsızlık anlamının değişmesi ile boşanma daha kabul görür hale gelmiştir. Özellikle Türkiye’de boşanmış kadına yüklenen negatif anlamın oldukça azaldığı söylenebilir.

Yasal değişiklikler (Changes in the Law); boşanma yasasının bizzat kendisi sembolik olarak teşvik edici olmuştur. Daha önce zina ve benzeri koşullara sıkıca ğlana boşanmalrada artık bu koşulun  aranmaması ve geçimsizliğin boşanma için yeter koşul olarak görülmesi boşanmaların artmasında önemli rol oynamıştır.

Sonuç olrak sembolik etkileşimci yaklaşım evliliklerin boşanma ile sonuçlanmasını sembollerdeki değişime ile açıklamaya çalışmışlardır. Boşanmanın artmasının tek bir nedene bağlı olarak gerçekleşmesi güç olmakla birlikte tüm değişimler hesaba katıldığında boşanmaya itici faktörlerin güçlendiği söylenebilir. Değişimin iyi mi kötü mü olduğu değrlerle ilgilidir ve sembolik etkileşimciler kendilerine bir konum belilemezler. Diğer sosyologlar gibi değişimi incelerler.

Bununla birlikte ailenin çözülmesini engellemek amacıyla politikalar geliştirmeleri istendiğinde sembolik etileşimciler uygulamacı sosyolog kimliği ile bunu rahatlıkla yapabilirler.

Sembolik etkileşimci yaklaşım her türden soyal statünün ailedeki konumuna ilişkin araştırm yapılabilir. Değişen sembollerle ilgili olarak ortya çıkan yeni yaşam biçimleri tek eşli, eşcinsel veya lezbiyen çişer çok zengin bir literatür buluduğu bilinmektedir.

İŞLEVSELCİ/FONKDİYONALİST YAKLAŞIM

Sembolik etkileşimci yaklaşımın birey üzerinde yoğunlaşmasını aksine işlevselci yaklaşım işleyiş üzerine yoğunlaşır. Yapıyı oluşturan elamanlar olarak; normlar, adetler, gelebekler ve kurumlar analiz edilir. Kökeni pozitivizme ve Aguste Comte’a dayanır. E. Durkheim’e göre toplumdaki parçalar işlevlerini gördüklerinde toplum normal konumdadır. İşlevselciler toplımu organizma olarak görürler ve parçaları bu şekilde incelerler.

İşlevselci yaklaşım bilginin kaynağını deney olarak gören Amprizim’den ve sosyal dünyayı fizik dünya gibi gören pozitivizm’den temellerini oluşturur. Çatışmaı yaklaşım sosyal problemler ve eşitsilikler üzerinde durmasının aksine işlevselci yaklaşım toplumda istikrar, aheng, bütünlüğü esas olarak görürler.

Klasik işlevselciliğin biyolojikanaloji yaparak bir sosyal evrim  kuramına sahip olduğunu  da belirtmek gerekir. Çünkü A. Comte ve onun ünlü “Üç Hal Yasası” da- hil bazı sosyologlar topluma ve sosyal  bilimlere en uygun model  olacak bilimin  bi- yoloji  olduğunu  düşünmüşlerdir. Aslında  “Organizmacı” olarak adlandırılan bu modelin temeli, toplumun ihtiyaçlarını karşılayacak organlar ve onların işleyişidir.

İşlevselcilik Ve Aile

Temel  görüşleri  paralelinde işlevselciler için  aile  daima  toplumun temeli  olarak görülür. Ayrıca  toplumdaki değişmelere  bağlı olarak aile  yapısında da değişmeler olduğu kabul  edilir.

İşlevselcilere göre sanayi toplumu ortak bazı değerleri paylaşan  vatandaşlardan oluşan bir yapıyı gerektirir. Böylece sanayi toplumunda çekirdek aile, çocukların toplumsallaşması ve erişkinlerin istikrar  kazanması gibi  iki temel  işlevi görmekten sorumlu  birim  olarak desteklenir.

Daha  önce  tarımcı aşamada  iken  sahip  olduğumuz  ailenin özellikleri önemini kaybetmekte, nereden geldiğimiz, kimlerden olduğumuz  sorgulanmamakta ve sanayi toplumundaki başarı ve refahımız için çekirdek aile  ideal  norm olmaktadır.

Sanayileşme ve kentleşmenin ailenin geleneksel  işlevlerini  zayıflattığı  iddiasında bulunan işlevsel  Yaklaşımın sosyolojik araştırmalara nasıl  uygulanacağını göstermek  üzere  ekonomik üretim,  çocukların toplumsallaşması, yaşlı ve hasta  bakı- mı gibi  temel  işlevler  aracılığıyla konunun tartışılmasında yarar  vardır

Ekonomik Üretim (Economic Production): Sanayi  öncesi  dönemde aile ekonomik bir ekipti. sanayileşme ile  ev  ve  işyeri ayrımı orta çıkınca daha  önce  aynı  ekip  içinde  oldukça sıkı  olan  aile  bağları  da  zayışamaya başladı.

Çocukların Toplumsallaşması (Socialization of Children): Genişölçekte  ortaya  çıkan  ekonomik değişmeler karşısında diğer güçlenen bir kurum olarak devlet, çocukları eğitmek gibi ailenin pek  çok  işlevlerini  üstlenmeye başladı.

Yaşlı ve Hasta Bakımı (Care of Sick and Elderly): Çeşitlenen derecelerde imkânlar sağlayarak sorumluluk üstlenen organizasyonlar çoğalmıştır. Türkiye’de de yaşlıların ailede bakımı yerine, giderek  artan  ölçüde yaşlı/huzur/dinlenme evi  seçenekleri özellikle kentlerde kamusal veya  özel  olarak sağlanır hale  gelmiştir.

Eğlenme/Dinlenme (Recreation): Ailelerin gelir düzeyi yükseldikçe ev yerine eğlenme  ve dinlenme için başka mekânlara gitme  oranı  da artmıştır. Eğlence satınalınan bir hizmet olmuştur.

Üyelerin Cinsel Denetimi (Sexual Control of Members): Geleneksel olarak cinsel ilişki sadece evlilikte meşru görülürken, bu eğilimde  de eskiye göre  oldukça fazla  zayışama baş göstermeye başlamıştır. Özellikle sanayi toplumlarında “cinsel devrim”  olarak adlandırılan değişmeler evlilik  dışı cinsel  iliş- ki seçeneklerine yol  açmıştır.

Üreme/Çoğalma (Reproduction): Yüzeysel olarak bakıldığında ailenin işlevleri  arasında dokunulmayan tek  konu  çocuk  sahibi  olmadır.

İşlevselcilerin aileye bakışı  da onun  toplumun diğer kısımlarıyla olan  ilişkisi üzerinde odaklanır.

Sonuç olarak işlevselci Yaklaşımdan hareketle aile yapısındaki değişmeler çeşitli ampirik araştırmalar yapılarak, surveyler sonucu elde edilen istatistiksel veriler karşılaştırılarak incelenebilir.  Birey temelli mikro analizler yerine, makro veya  orta ölçekteki yapısal araştırmalar  bu yaklaşım  için  daha  uygundur. Değişmeyi ortaya koyan çocuk sayısında düşme,  evlenme yaşı,  boşanma oranı,  yoksulluk, konut/barınma ve yüksek kiralar, işsizlik, enşasyon, hastalık, mevsimlik iş ve göç oranları  konularında araştırmalar  yaparlar. Ayrıca evsizlik (homelessness) oranındaki artışların aile  yapısını nasıl  etkilediğini araştırmak  çok önemsenir. Evsizlerin  iş bu- lamaması ve aile  kuramamaları yüzünden sosyal  yardımlara başvurmaları gelişmiş sanayi toplumlarının çözüm  bekleyen en önemli  sorunları arasındadır.

RADİKAL PSİKİYATRLAR

Son olarak 1960’lardan bu yana  aile konusunda ortaya  çıkan  bir diğer yaklaşımdan söz  etmek  mümkündür. Bu yaklaşımın ilk  bakışta  sosyolojinin içinde  yer  alması garip  görünse de  geniş bir çerçevede mümkün görünmektedir.

Aile ilişkileri  işlevsel  olmak  bir yana  bunaltıcı ve işlevsel  olmayan hale  dönüşmekteydi. Radikal  psikiyatrların görüşleri  işlevselcilerin aile  hakkındaki olumlu  görüşlerine eleştiri getirmeleri açısından tarihsel  öneme sahiptir.

ÇATIŞMACI YAKLAŞIM

Sosyal  bilimlerde Çatışmacı  yaklaşım  ve kuramlar, toplumdaki gruplar ve sınışar arasındaki sosyal, siyasi  ve maddi  eşitsizlikler üzerinde vurgu  yaparak mevcut  sosyopolitik sistemi  eleştirirler

Çatışma kuramı çoğu zaman  Marksizm  ile birlikte  düşünülür. Marx’ın  felsefesi “Diyalektik Materyalizm” (Dialectical Materialism) olarak anılırken;  sosyolojisine “Tarihsel Maddecilik” (Historical Materialism) denilir.

Karl Marx Avrupa’yı dönüştüren  Sanayi  Devrimini  gözleyerek çatışma kuramını geliştirmiştir. Modern  çatışma kuramının kurucusu C.W. Mills’e  göre,  ilk aşamada  sosyal  yapılar  birbiriyle çıkar  ve kıt kaynaklar için çatışan insanlar aracılığıyla yaratılır. Daha sonraki aşamada  ise çıkar  ve kaynaklar, insanlar tarafından yaratılan yapının yücel- tilerek  “şeyleştirilmesi”nden (reification)  toplumdaki  güç ve kaynakların eşitsiz dağılımından etkilenir.

Çatışmacı Yaklaşım ve Aile

Günümüzde Marksist  olmayan çatışma  kuramcıları da  bulunmaktadır. Örneğin, bunlardan biri olarak Ralf Dahrendorf çatışmanın  “otorite” içeren  her ilişkide  söz konusu olabileceğini savunur. Meşru olan  güç  (power) olarak tanımlanan otorite (Weber, 1964) toplumun her kesiminde, ister küçük bir grup ister bir organizasyon ya da geniş toplum  olsun  her düzeyde bulunur. Otorite konumunda bulunanların diğerlerinde kendisine uymayı beklemesine karşılık  diğerleri buna  direnirler.

Yapısal işlevselcilik gibi  Çatışmacı  Yaklaşımda modern  ve makro  bir yaklaşım olarak benzer  bazı özelliklere sahiptir. Çünkü Çatışmacı Yaklaşıma  temel oluşturan Marksizm  de  yapısalcı bir kuramdır.

Marksizme göre  toplumlarda biri “alt -yapı  “(infra structure) diğeri ise “üst-yapı”(super structure) olmak  üzere  ikili  bir model  bulunur. Bu bağlamda  ekonomik alt yapı  (kapitalizm) istisnasız diğer tüm üst yapı  kurumları gibi  aileyi de belirler. Bu bağlamda  çekirdek aile  hareket etmek  bir yana, kuşaklar  boyunca kapitalizmin tuzağına  düşmüştür. Kapitalizmin ideolojik koşullama  aracı  olarak aile,  kapitalizmin yeniden üretilmesinde kullanılır. Gençlerin tüketim  çılgınlığı  içinde olmaları, kapitalizm tarafından iştah açıcı  bir piyasa olarak görülmeleri de  aileye olan  ilgiyi  arttırmaktadır. Çünkü  söz konusu gençliği sağlayan  kaynak ailedir.

Çatışmacı kuram boşanmaya aile içindeki eşitsizliklerden kaynaklandığını söylerler. Kadınların bir erkekden diğerine geçtiğini (babadan kocaya) savunurlar

Sonuç  olarak Çatışmacı  Yaklaşım  makro  düzeyde ve çoğu zaman  tarihsel  karşılaştırmalar yaparak aile konusunda incelemeler yapar. Problem  edindikleri konu- ların  başında  sınıf mücadelesi ve güçlü  sınışarın işsizliğe ve evsizliğe nasıl  baktığı gelir.  Örneğin, Amerika’da Afrika  kökenlilerin neden daha  fazla  işsiz olduğunu sorgular, hükümet politikalarını eleştirirler.

Türkiye’de de Osmanlı  Aile Yapısı ile günümüzdeki aile yapısını karşılaştırmak, devletin aile  politikalarındaki değişmeleri tarihsel  olarak değerlendirmek, aile  konusundaki yasal  değişmeleri araştırarak  eşitsizliklerin ne ölçüde ortadan  kalktığını veya  sürdürüldüğünü göstermek, geleneksel kültür  ve modern  toplumsal yapı  arasında  olduğu kadar  kadın-erkek mücadelesini tarihsel  olarak incelemekte Çatışmacı Yaklaşım  kullanılabilir

 

FEMİNİST YAKLAŞIM

İlk  olarak Feminizm  hem  işlevselcilerin olumlu  görüşlerini  hem  de  Çatışmacıların görüşlerine eleştirel  bakar. Bu eleştirinin  altında tek fakat  önem- li bir neden yatar  ki o da erkek egemenliği demek olan “ataerkilliktir” (pat- riarchy).

Tüm Feminist kuramlar aileyi ataerkil bir kurum  olarak görürler, bu konuda aralarında oldukça önemsiz farklar  bulunur.

Aileyi  ataerkil olarak görmek ise oldukça kapsamlıdır. Onlara  göre  bu yaklaşım  toplumsal cinsiyet farklılıklarını görmezden gelmektir. Oysa  tüm ev işleri ve çocukların yetişmesinden sorumlu  olan  kişi kadındır. Kadının  temel  rolü üreme  ve çocuk  yetiştiriciliktir. Her ne kadar  artık  birçok  ülkede kadın ev dışında  çalışmaya  başlasa  da  Feministlere göre,  bu  kadının iki  kez  sömürülmesi ve baskılanmasıdır.

işlevselcilerin toplumsal  cinsiyet rollerinin doğal ve değişmez olarak görmelerini sorgularlar. Feministlere göre  toplumsal cinsiyet rolleri  kültürel olarak öğrenilerek akta- rılırlar  ve bu yüzden değiştirilebilirler.

Feministler, Marksist  aile  görüşlerini  de  toplumsal cinsiyete kapalı ya  da görmezden gelen tutumları yüzünden eleştirirler. 

FARKLI FEMİNİST YAKLAŞIMLAR

Marxist Feminizm

Feministler erkek egemenliğinin kapitalizmin bir sonucu veya  özel mülkiyeti koruyan kapitalizmin yol açtığı bir durum  olarak görürlerse de bu konu tartışmalıdır.

Marksist feministlere göre ev kadını rolünde kadınlar, eşlerinin  ücretli işçi olarak rollerini en iyi şekilde yerine getirmek için duyduklarıgereksinmleri de karşılamaya çalışırlar. 

Radikal feminizm

Radikal  feministler ataerkilliği  kültürün bir sonucu olarak görürler. Ataerkillik demek,  kadın rollerini doğal ve karma  olarak görerek aile  aracılığıyla kültürel olarak aktarılmasına yardımcı olmak  demektir.

Sonuç  olarak çok  sayıda radikal feminizm  olmasına rağmen onları  diğer feminizmlerden ayıran iki  temel  özellik vardır.  Bunlardan ilki  kadınlar tarafından kadınlar  için geliştirilmiş olmasıdır. Bu yüzden mevcut  yaklaşımlar ve gündem ile uzlaşmaya  gereksinim duymazlar. Diğer kuramlar örneğin Marksizm’in uyarlamasının yerine, yenilikçi olma  eğilimindedirler. ikinci temel  özellikleri, kadınların bas- kı  görmesini, hükmetmenin en  evrensel ve  en  temel  biçimi  olarak görmeleridir. Toplum  kapitalist olmaktan çok ataerkil veya  erkek egemen olarak görülür. Ayrıca kadını erkeklerden farklı  çıkarlara sahip  olarak görürler.

Liberal Feminizm

Liberal Feminizmin iki temel  savından biri “erkekle eşitlik” diğeri ise, “kadının özgürlüğü” dür. Onlar için kamusal alanda çalışmak  çok önemlidir. Çalışma yaşamında eşitlik, aile  yaşamında eşitlik ve son olarak sosyal  hayatta eşitlik sağlanmalıdır. Aile içindeki geleneksel işbölümü  kadının çalışmasının en büyük engelidir.

Liberal  Feminizm  aslında bilimsel bir yaklaşımdan çok  politik  özellikler  taşır. Ataerkil  yapının nasıl  ortaya  çıktığı veya  ne olduğuyla  ilgilenmek yerine nasıl  ol- ması  gerektiğini  sorgular.

 

Sosyalist Feminizm

Kamusal  ve özel  alan  kavramlarını özellikle vurgulayan sosyalist feministler, radikal  feministlerden farklı  olarak ataerkillik yerine kapitalizm üzerine eğilimleriyle dikkat  çekerler. Üretimin  toplumsallaşması, ailedeki yeniden üretime  gereksinim bırakmayacak ve ailenin önemi  azalacaktır

Daha Farklı/Başka Feminizmler (Difference Feminisms)

Postmodern ve  postyapısalcı görüşlerin  etkisiyle bazı  feministler kadının sosyal konumunda ortaya  çıkan  yeni  değişikliklere  işaret ederler. Aslında  sınıf,  etniklik, yaş ve din gibi  faktörlere bağlı olarak her kadının toplumda aynı  konumda olmadığı bilinen bir şeydir. Ancak  yeni  ve farklı  olan,  eşcinsel ve lezbiyenlerin de artık aile  kurma  taleplerinde bulunmalarıdır. Diğer bir ifade  ile “Özcülüğün” (essentialism)  değişmez, doğal, tek bir kadınlık rolü olduğunu  iddialarına karşı, farklı  femi nizmler  durumun hiç de  öyle  olmadığını iddia  ederler. Sonuç  olarak, kadının ailedeki rolünün sürekli değişmeye açık  olduğu tartışmaların  odak  noktasıdır.

Postmodernizm

Sosyolojide son yıllarda önem  kazanan postmodernizmin henüz  aile  sosyolojisi literatüründe çok fazla etkisi  bulunduğundan söz edilemez. Modernizmin romantik ideallerinin toplumsal sorunları çözememiş  olması, ekonomik gelişmelere rağmen toplumsal refahın yaygınlaşamamış olması, çok  sayıda çocuğun  yoksulluk ve sefalet içinde  doğması  ve büyümesi eleştirilerin temel  kaynağıdır. Ayrıca  postmodern ailelerin iki önemli  özelliğinden biri,  çocukların  ebeveynleri dışındaki kişiler tarafından büyütülmesi iken,  diğeri ise çocukların sosyalizasyonunda televizyonun çok  önemli  rol oynar  hale  gelmesidir.

Türkiye’de Yıllara Göre Evlenme ve Boşanma Sayıları

Türkiye

2001

2002

2003

2004

2005

2006

2007

2008

2009

2010

1. yarısı

Boşanma

91.994

95.323

92.637

91.022

95.895

93.489

94.219

99.663

29 372

30 773

Evlenme

544.322

510.155

565.468

615.357

641.241

636.212

638.311

641.973

107.524

96.841

 

AÖF Ücretsiz Ders Özeti Paylaşımları
1
ATA AÖF - KURTARMA ARAÇLARI EĞİTMİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
2
ATA AÖF - AFETLERDE RİSK VE KRİZ YÖNETİMİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
3
ATA AÖF -MESLEK HASTALIKLARI 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
4
ATA AÖF - BİREYLERLE SOSYAL HİZMET 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
5
ATA AÖF - ETİKETLEME VE İŞARETLEME 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
6
ATA AÖF - YÖNETİM BİLİŞİM SİSTEMLERİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
# TÜM ÖZETLERİ LİSTELE
Siz de hemen Ders Özeti sipariş verin, derslerinize kolayca çalışarak mezun olun.

Anadolu Üniversitesi Özet

Atatürk Üniversitesi Özet

Etiketler: ata aöf - ata aöf çıkmış sorular - ata aöf ders özeti - burhan kankaya - burhan kankaya ders özeti


Bu yazı 21.03.2017 tarihinden itibaren 1 kez okundu.




AÖF Çıkmış Sorular (Anadolu Ünv.) AÖF Çıkmış Sorular (Atatürk Ünv.) AÖF Ders Özetleri AÖF Deneme Sınavları AÖF Ders Kitapları Açık Lise Çıkmış Sorular
İletişim Bilgileri Firmamız Hakkında Sipariş ve Kargo Takibi Mesafeli Satış Sözleşmesi Garanti ve İade Şartları Gizlilik Sözleşmesi Ödeme ve Teslimat