Hizmette 10+ Yıl ve binlerce müşteri memnuniyeti... | %100 doğru kaynak | %100 memnuniyet | %100 mezuniyet | 0.332 350 23 47
0.541 350 23 42
SOS311U-TOPLUMSAL CİNSİYET SOSYOLOJİSİ DERSİNİN 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
SOS311U-TOPLUMSAL CİNSİYET SOSYOLOJİSİ DERSİNİN 1. ÜNİTE DERS ÖZETİNE VE DİĞER DERSLERİN DERS ÖZETİNE ULAŞABİLİR, AÖF ÇIKMIŞ SORULARI, AÖF DERS ÖZETLERİNİ VE AÖF YARDIMCI KİTAPLARI ONLİNE SİPARİŞ VEREBİLİRSİNİZ....

1. ÜNİTE - TOPLUMSAL CİNSİYET SOSYOLOJİSİNE BAŞLANGIÇ

BAŞLANGIÇ

Toplumsal cinsiyet, kavram olarak yeni olsa da içerik olarak asla yeni bir sosyoloji alanı değil.

Dünya tarihinde feminist çalışmalar, ardından kadın çalışmaları olarak adlandırılan faaliyetler zamanlar toplumsal cinsiyet çalışmaları adı ile aynı çatı altına evrildi.  O yüzden feminist çalışmaları ya da kadın çalışmaları bilinmeden bugünün toplumsal cinsiyet çalışmalarınının anlaşılması zor görünüyor.

TOPLUMSAL CİNSİYET

Kadın ve erkeğin kültürel açıdan tanımlanmasını ve toplumların kadın ve erkeğe verdiği rol ve değeri açıklar.

Tarihsel süreci incelediğimizde 1970'lerden itibaren toplumsal cinsiyet alanında yapılmış çalışmalardan elde edilmiş üç önemli aşama görürüz:

Birinci aşama, cinsiyet farklılıklarına yapılan vurgudur. Bu farklılıkların bireylerin biyolojik farklılığından kaynaklandığı ileri sürülmüştür.

İkinci aşama, öğrenilen cinsiyet rollerine ve toplumsallaşmaya vurgudur. Buna göre toplumsal cinsiyet kadını bireye indirgemeyen bir toplum düzeninin ürünüdür.

Üçüncü aşama, toplumsal cinsiyetin bütün sosyal sistemlerde merkezi bir rolünün olduğuna vurgudur. Yani toplumsal cinsiyet aileden hukuka, politikadan gündelik yaşama bir çok alanda merkezi bir konumdadır.

Feminist araştırmacılar kadının ve erkeğin toplumdaki rolü üzerine araştırma yaparken kadın ve erkeğin sosyal farklılığın iki görüşe bağlamışlardır.

Doğacı görüş, sosyal farklılıkların sebebini biyolojik farklılıklara dayandırmıştır.

Gelişmeci görüş ise cinsiyet rollerinin kültürel olarak belirlendiğini ve sosyal olarak inşa edildiğini ileri sürmüştür.

TOPLUMSAL CİNSİYETİN FEMİNİST PERSPEKTİFLİ SOSYOLOJİ İÇİN ÖNEMİ

 Toplumsal cinsiyet, toplumu anlamayı sağlayan bir mercek haline geldi. Bu alandaki eşitsizliklerin gündeme alınması diğer alanlardaki eşitsizlikler için de bir kapı araladı. Bu mercekle ele alınan eşitsizlikler görülmeye başlandıkça diğer alanlarda bakıp da göremediğimiz eşitsizlikler gün yüzüne çıkmaya başladı.

Toplumsal cinsiyet bakış açısı, feminist hareketlerle zenginleşmeden önce ekonominin ve sosyolojinin ilgi alanına girmediği düşündüğü için kadın ev işlerine harcadığı zaman, aile içi şiddet gibi durumlara mercek altına alınmamıştı. Çünkü bunlar aile içinde olduğu için karışılması gereksiz konular olarak da görülüyordu.

Toplumsal cinsiyet merceği kullanılarak topluma bakılmaya başlandığında birçok sosyoloji kuramı aslında hiç sorgulamadığı alanların varlığını gördü. Örneğin genel yaklaşım aile konusunu kadının ve erkeğin birbirini tamamladığı bir kurum olarak değerlendirirken yine feminist yaklaşımlar bu ezberi bozdu ve aile içi eşitsizliklerin varlığından bahsetti.

Bu bakış açısı zamanda aileden topluma evrildi ve toplumun her katmanında sorgulamalar meydana getirdi. Örneğin işyerlerinde çalışan kadınların yaşadığı eşitsizlikler gözler önüne serildi.

Feminist bakış açısının sosyolojiye önemli derecede katkı sağladığı alanlar; sağlık ve hastalık, aile, ev içi emeği, çalışma ve emek, istihdam, suç, medya ve popüler kültür.

Feminist bakış açısının büyük bir dirençle karşılaştığı alanlar ise sınıf ve tabakalaşma, siyaset sosyolojisi ve sosyolojik kuramlardır.

TOPLUMSAL CİNSİYETİN DİĞER SOSYAL BİLİM DALLARINDA YARATTIĞI FEMİNİST ETKİLER

Antropoloji: Toplumsal Cinsiyete En Açık Disiplin

Kadın antropologların çok olması ve antropologların ilgi alanlarına giren toplulukların küçük olması nedeniyle toplumsal cinsiyet merceği antropologlar tarafından daha yetkin kullanılmıştır.

Antropolojinin toplumsal cinsiyet bakış açısını dikkate alarak uzun bir geçmişi olan avcı erkek tezine karşı bir tez olarak, kadınlara insan zekasının ve kültürünün gelişiminde aktif bir rol veren toplayıcı kadın tezinin önerilmesi önemli bir adımdır.

Tarih: Yazılmayanları Yazmak

Tarih erkeklerin kamusal alandaki faaliyetlerini ilgi alanında bulundurduğu ve kadının yaşamını tarihe değer bulmadığı düşüncesinden hareketle feminist hareket kadınların tarih dışı bırakılmış olduğuna dikkat çekti.

Feminist tarihçiler toplumsal cinsiyet bakış açısı ile tarih kitaplarını sorgulamaya başladılar. Kadın mücadelelerinden bahsetmeyen kitapları kıyasıya eleştirdiler.

 

Psikoloji: Güçlü Deneysel Paradigma

Birçok psikologun katıldığı görüşe göre psikolojinin feminizme çok ihtiyacı vardır ancak psikoloji feminizme karşı en dirençli disiplinlerden birisidir. Bu yüzden feminizmin psikolojiye girmesi zor olmuştur.

FEMİNİST KURAMLAR

Feminist harekete öncülük etmiş yazarlar ve onların düşünceleri kadın erkek dengesinin sorgulanmasıyla feminist kuramların oluşumuna başlangıç olmuştur.

Feminist düşünürler kadını da erkek gibi birey olarak ele almanın toplumsal cinsiyet farklılıklarının anlaşılması için yetersiz olacağını söylemişlerdir. Böylece ana kuramların yöntemi olan birey-toplum temelinde gerçekleştirilen çözümler feminist kuram tarafından kadın-toplum veya kadın-erkek yöntemi ile kendine yer bulmuştur.

Öncüleri Kimlerdi ?

Amerika Birleşik Devletleri’nde Ulusal Kadın Örgütü’nün kurucularından olan Betty Friedan varlıklı orta sınıf kadınların bile sınırlandırılmış bir yaşantı sürdürdüklerini anlattı (Kadınlığın Gizemi: 1963) ve mutlu ev kadını mitini yıktı.

 Kate Millett, Kolombiya Üniversitesi’nde hazırladığı doktora tezinde (Cinsel Politika: 1970), politik bir kurum olarak ataerkillik konusunu çözümlemeye girişti. O da Ulusal Kadın Örgütü’nün bir üyesiydi.

Kanada’lı Shulamith Firestone, ŞikagoKadın Özgürlüğü Birliği başta olmak üzere birçok kadın derneğinde aktif feminist politika yaptı.

Liberal Feminist Kuram

Bu kuramda kadınların konumu, onların eşit haklara sahip olamayışları  ve kamusal yaşama katılmalarının engellenmesi ile ilişkilendirilir.

Kadın ve erkek rasyonel düşünme ve rasyonel eylem için aynı kapasiteye sahiptir.

Toplumsal devrim değil reform yanlısı bir kuramdır. Kadın ve erkeğin savaş halinde olmasını talep etmez. Erkeklerle ilişkilendirilen hak ve fırsatların kadınlara da ilişkilendirilmesini talep eder.

Mary Wollstonecraft 18. yy liberal feminist düşüncenin en önemli ismidir.

Radikal Feminist Kuram

Bu düşüncenin temellerini savaşa karşı duran medeni haklarını savunan ve politik etkinliklere katılan Amerikalı kadınlar atmıştır. Eylemden doğan bir düşünce olduğu için feminizmin en saf hali olarak da bilinir.

Kadınların ezilmişliği toplumun temel sorunudur. Bu ezilmişliğin sorumlusu da toplumun her yanına sinmiş ve tarihin her katmanında kendini göstermiş olan ataerkilliktir.

Radikal feministler kadınlar ve erkekler arasındaki biyolojik farklılıklara karşı durmazlar. Sadece bu farklılıkları sorgularlar.

Kadınlar ataerkilliğin son bulması için birlik olmalı ve kendilerine baskı uygulayanlara(erkeklere) karşı mücadele ederek harekete geçmelidir.

Marksist Feminist Kuram

Marksist feministler kadınların ezilmişliğini üretim biçimlerinin özellikle kapitalizmin analizine dahil etmişlerdir.

Kadınların durumu, sınıf mücadelesinin ve ekonomik faaliyetlerin bir yan ürünü olarak anlaşılmalıdır.

Kadınların evlerinde karşılığı ödenmeyen emeklerinden yarar sağlayan her ne kadar aile ortamı olsa da bir emek sömürüsü olduğu için esas yarar sağlayıcı sermaye ve kapitalizmdir.

Kadınların sömürülen bu emeği ne kadın ile erkek arasındaki biyolojik farklılılarla ne de kapitalist sistemlerin gereksinimleri ile açıklanabilir.

Sosyalist Feminist Kuram

Marksist, radikal ve psikanalitik feminist akımların kesiştiği yerde bu akım oluştu. Marksist, radikal ve psikanalitik feminist hareketlerin açıklayamadığı noktaları tamamlamak için arayış içindeydiler. Böylece ikili sistemler yaklaşımını geliştirdiler.

İkili sistemlere göre hem kapitalist hem de ataerkil ilişkinin varlığı kadınlar üzerinde derin baskılar yarattı. Bu baskıyı anlayabilmek için kapitalizmin ve ataerkil yapının ayrı ayrı incelenmesi ve sonradan diyalektik bir açıdan ele alınması gerekir düşüncesindeydiler.

Eko Feminist Kuram (Çevreci Feminist Kuram)

Kadınların doğaya yakın olduğunu ancak toplumun bu yakınlığı güçsüzlük olarak nitelendirdiğini iddia ederler. Geleneğin kadınlarla ilişkilendirdiği merhamet ve şiddetten yana olmama durumunu ataerkilliğin değersizleştirdiğini düşünürler.

Psikanalitik Feminist Kuram

1950'li yıllarda Amerika merkezli Freud yaklaşımı ve psikanaliz, kadınları edilgen durumda  tutmaya araç oldu. Freud'cu Gizem adı verilen bu yaklaşım kadınlara edilgen ve bağımlı olmanın normal, entelektüel heveslerin ise anormal olduğunu söyleyerek, kadınlara aşırı korumacı bir dünyada uyum içinde yaşamalarını öğütlüyordu.

Psikanalizmin babası olarak kabul edilen Freud'un kuramını kullanan yazarların kadınlar üzerindeki erkek baskısından bahsetmemesi feminist sosyologların eleştirilerine maruz kaldı.

Eleştirilerin neticesinde psikanalitik feministler Freud'un kuramlarınıyorumladılar. Örneğin Nancy Chodorow'un Anneliğin Yeniden Üretimi kitabı Freud'cu kuramın en önemli ve en etkileyici feminist yorumudur.

Kültürel Feminist Kuram

Radikal feminist yaklaşım gibi kültürel feminist yaklaşım da toplumun yeniden yapılandırılmasını arzu eder. Öte yandan kadınlıkla ilgili özellikleri yücelten bu yaklaşım bunların değerli olduğunu iddia eder.

Kültürel feministler kadın hareketinin içindeki farklı grupların birleşerek tek ses olmaları gerektiğini düşünürler.

TOPLUMSAL CİNSİYET TARTIŞMALARINDA SON GELİŞMELER

Postmodern Feminizm

Postmodern feministler modernist kuramın kendi düşüncelerinin değerini azalttığını ve bu düşüncelerin verdiği tatminsizlikten dolayı postmodernist yaklaşımı modernist yaklaşıma tercih ettiler.

Cinsiyete dair tanımlama ve sınıflandırmaların biyolojik değil toplumsal bir ürün olduğunu savundular. Şöyle ki kadın olmak da açık ten rengine sahip olmak gibi doğanın bir ürünüydü. Ancak toplum buna aşırı derecede önem verdiği için böyle bir kategori ortaya çıktı. Böylece hem cinsiyet hem de toplumsal cinsiyet toplum tarafından yaratıldı.

Feministler tarafından da ağır bir şeklide eleştirilen postmodern feminizm yaklaşımı, sorumsuz, kendi kendisiyle çelişkili görülmüştür.

Judith Butler ve Queer Kuramı

Queer, heteroseksüel anlayışın dayattığı ikili kimlik (kadın ve erkek) rejiminde (yani toplumsal cinsiyet yapısında) öteki olarak görülenleri ve bu kişilerin eşit haklara sahip olmak için verdikleri mücadeleyi anlatmak için kullanıldı.

Bu mücadele, homofobiye (eşcinsellere duyulan öfke) karşı olan anlayışa ve LGBT’lere (eşcinsel, biseksüel ve transseksüel) ayrımcı politikalar uygulayan yönetimlere karşı verilmeye başlandı ve mücadelenin adı da queer hareketi olarak kondu. Bu hareket, tıpkı feminist harekette olduğu gibi kendi kuramını da doğurdu.

 

Butler'in kurucusu olduğu Queer kuramı 1980’lerin sonunda yapılan akademik konferanslar sonucunda, daha çok üniversitelerin çatısı altında bir çalışma alanı haline geldi ve kendisinden önceki eşcinsel çalışmalarına eleştirel bir yaklaşım getirdi. Gey, lezbiyen, travesti, transseksüel, biseksüel, interseksüel ve benzeri kişilerce, başka bir deyişle ‘hegemonik heteroseksist normlara dahil olmayanlarca sahiplenildi.

Queer bir kimlik değildir. Bir anlamda kimliğin imkânsızlığıdır. Her türlü kimliğin yoldan çıkarılıp saptırılması, ezber bozacak şekilde ‘tuhaflaştırılmasıdır’. Bu yolla kimliğin -her türlü normatif kimliğin- kurucu olduğu kadar baskıcı ve dışlayıcı gücünü de etkisiz hale getirmektir.

SONUÇ

Bu ünitede, toplumsal cinsiyet kavramıyla tanışmakla kalmayıp bu kavramı kullanarak kadınların eşitsizliğini, bağımlılıklarını ve ezilmişliğini açıklamaya çalışan düşüncelere de adım attınız. Bu yaklaşımlar, kimi zaman ‘kuramlar’, kimi zaman ‘yaklaşımlar’ olarak bu kitabın ve Açık Öğretim Fakültesi’nin “Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları’ kitabının diğer ünitelerinde de karşınıza çıkacak.

 Çok sayıda kuramın/yaklaşımın varlığı, toplumsal cinsiyet konusu etrafında oluşmuş düşünceleri öğrenme arzunuzu azaltmamalı ve cesaretinizi kırmamalı. Çünkü kuramlar, bilgi ile uğraşan kişilerin (bilim insanları, entelektüeller ve gündelik hayatı tüketenler) en yakın yardımcılarıdır.

Toplumsal gerçekliğin anlamlı kılınmasında kuramların/yaklaşımların çok sayıda olması bir olumsuzluk değil, tersine zenginliktir. Kuramlar zihnimizdeki haritaları ve biriktirdiğimiz bilgileri netleştirir, inceltir, ayrıntılandırır. Her biri bu zenginliğe farklı bir biçimde katkıda bulunur.

Burada size feminist Bell Hooks’un Yale Üniversitesi’nin Hukuk ve Feminizm Dergisi’nde yayınlanan ‘Özgürleştirici bir pratik olarak Kuram’ isimli makalesinde kuram hakkında yazdıklarını hatırlatmak isterim:

“Kurama geldim, çünkü yaralıydım. İçimdeki acı öyle yoğundu ki, yaşamaya devam edemezdim. Kurama geldim; çaresiz, anlamaya çalışarak -içimde ve etrafımda ne olduğunu kavrayabilmek için. Böylece kuramda iyileşmem için bir yer buldum (Eisenstein, 1998:484).

Hooks gibi Rosemarie Tong da feminist düşüncenin özgürlükçü etkisinden söz eder.

Feminist düşünceyi bir kaleydoskopa (çiçek dürbünü) benzeten Tong, onun her çevrilişinde başka desenleri inşa edebilmesine duyduğu hayranlığı anlatır ve her defasında bir yenisi ile karşılaştığı bu desenlerin kısa ömürlülüğü ile kuramların ömrü arasında bir ilişki kurar.

Feminist düşünceler, bu ünitede de gördüğünüz gibi, kısa ömürlüdür ve devamlı değişirler. Aynı zamanda birbirlerine meydan okur, reddeder ve birbirleri ile çelişirler. Bu durumun bir olumsuzluk değil, tersine feminist düşüncenin ne kadar canlı, gelişip büyümeye açık, değişebilir, bu nedenle de özgürleştirici özelliğinden kaynaklandığını daima hatırlamalıyız.

Arkadaşlar ilk ünitenin sonunda yer alan 'Sonuç' kısmını yukarıda aynen verdik. Şimdi ilk ünite hakkında kısa bir hatırlatma yapalım. Bundan sonraki her ünite sonunda da yer alacak olan bu hatırlatma önemli gördüğümüz yerlerin bir tekrarıdır. Lütfen dikkat edelim.

Toplumsal cinsiyet kavramı ile ilgili çalışmaların aşamaları:

Birinci aşama, cinsiyet farklılıklarına yapılan vurgudur. Bu farklılıkların bireylerin biyolojik farklılığından kaynaklandığı ileri sürülmüştür.

İkinci aşama, öğrenilen cinsiyet rollerine ve toplumsallaşmaya vurgudur. Buna göre toplumsal cinsiyet kadını bireye indirgemeyen bir toplum düzeninin ürünüdür.

Üçüncü aşama, toplumsal cinsiyetin bütün sosyal sistemlerde merkezi bir rolünün olduğuna vurgudur. Yani toplumsal cinsiyet aileden hukuka, politikadan gündelik yaşama bir çok alanda merkezi bir konumdadır.

Feminist bakış açısının sosyolojiye önemli derecede katkı sağladığı alanlar; sağlık ve hastalık, aile, ev içi emeği, çalışma ve emek, istihdam, suç, medya ve popüler kültür.

Feminist bakış açısının büyük bir dirençle karşılaştığı alanlar ise sınıf ve tabakalaşma, siyaset sosyolojisi ve sosyolojik kuramlardır.

Feminist Kuramlar

Liberal Feminist Kuram

Radikal Feminist Kuram

Marksist Feminist Kuram

Sosyalist Feminist Kuram

Eko Feminist Kuram (Çevreci Feminist Kuram)

Psikanalitik Feminist Kuram

Kültürel Feminist Kuram

Şimdi bu feminist yaklaşımlardan bazıları için kısa bir özet geçelim:

Marksist feministler kapitalizm ile birlikte iş yerinin/fabrikanın evden nasıl ayrıldığını ve evde yapılan faaliyetlerin önemsizleştirildiğini açıklayabilmişlerdi ama kapitalizmin neden kamusal alanı erkeklerle evi-özel alanı da kadınlarla ilişkilendirdiğinin yeterli bir açıklamasını yapmamışlardı.

Radikal feminist analizin problemi ise, pornografi, fahişelik, cinsel taciz, dayak, şiddet gibi konularda kadına yönelik baskının maddi temellerini belirlemiş olmasına karşın ataerkilliği evrensel bir olgu olarak görmesiydi.

Psikanalitik kuramı kullanan feministler radikal feministler gibi evrensel iddialarda bulunmuşlardı ve kadınların ezilmişliğini maddi bir temele dayandırmayıp onların ruhsal yapılarına işaret etmişlerdi .

Sosyalist feministler, kapitalist toplumlar için açıklayıcı olan Marksist kuramı tamamlayacak, sadece sınıf değil, ataerkil ilişkileri de açıklayacak bir kuram arayışı içindeydiler. Bu arayış sırasında bir taraftan geleneksel Marksist feministlerin, diğer taraftan radikal ve psikanalizci feministlerin sınırlılıklarını aşmak için ikili sistemler yaklaşımını geliştirdiler.

AÖF Ücretsiz Ders Özeti Paylaşımları
1
ATA AÖF - KURTARMA ARAÇLARI EĞİTMİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
2
ATA AÖF - AFETLERDE RİSK VE KRİZ YÖNETİMİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
3
ATA AÖF -MESLEK HASTALIKLARI 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
4
ATA AÖF - BİREYLERLE SOSYAL HİZMET 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
5
ATA AÖF - ETİKETLEME VE İŞARETLEME 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
6
ATA AÖF - YÖNETİM BİLİŞİM SİSTEMLERİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
# TÜM ÖZETLERİ LİSTELE
Siz de hemen Ders Özeti sipariş verin, derslerinize kolayca çalışarak mezun olun.

Anadolu Üniversitesi Özet

Atatürk Üniversitesi Özet

Etiketler: ata aöf - ata aöf çıkmış sorular - ata aöf ders özeti - burhan kankaya - burhan kankaya ders özeti


Bu yazı 21.03.2017 tarihinden itibaren 1 kez okundu.




AÖF Çıkmış Sorular (Anadolu Ünv.) AÖF Çıkmış Sorular (Atatürk Ünv.) AÖF Ders Özetleri AÖF Deneme Sınavları AÖF Ders Kitapları Açık Lise Çıkmış Sorular
İletişim Bilgileri Firmamız Hakkında Sipariş ve Kargo Takibi Mesafeli Satış Sözleşmesi Garanti ve İade Şartları Gizlilik Sözleşmesi Ödeme ve Teslimat