Hizmette 10+ Yıl ve binlerce müşteri memnuniyeti... | %100 doğru kaynak | %100 memnuniyet | %100 mezuniyet | 0.332 350 23 47
0.541 350 23 42
SOS321U-ÇEVRE SOSYOLOJİSİ DERSİNİN 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
SOS321U-ÇEVRE SOSYOLOJİSİ DERSİNİN 1. ÜNİTE DERS ÖZETİNE VE DİĞER DERSLERİN DERS ÖZETİNE ULAŞABİLİR, AÖF ÇIKMIŞ SORULARI, AÖF DERS ÖZETLERİNİ VE AÖF YARDIMCI KAYNAK KİTAPLARI ONLİNE SİPARİŞ VEREBİLİRSİNİZ...

I.ÜNİTE - ÇEVRE SOSYOLOJİSİNİN ORTAYA ÇIKIŞI VE ÇEVRE- TOPLUM İLİŞKİLERİNİN TARİHSEL EVRİMİ


GİRİŞ

İnsanlar, toplumun var olmasından beri doğa ile iç içe yaşamıştır. Toplumsal çevre ve doğal çevre birbirini tamamlayan iki parçadır. Modern endüstriyel topluma kadar doğal çevre, toplumsa çevre ayrımı da olmamıştır.

İnsan toplumlarının doğal çevre ile etkileşimin en güzel örneklerinden biri doğal kaynakların kullanımıdır. İnsan toplumlarının ekonomik gelişimin temel taşı doğal kaynak kullanımı olmuştur.

 İnsan etkisi olmadan doğa kendi dengesini kolaylıkla kurabilirken sanayi devrimi ile birlikte artan insan müdahalesi ile birlikte doğanın dengesini koruması da gittikçe zorlaşmaktadır.

Günümüzde çevre sorunlarının artarak yaygınlaşması, bu sorunlar ve bunların özellikle toplum­sal etkilerine daha yakından incelenmesi zorunluluğunu doğurmuştur. Çevre sorunları ve bunların etkileri toplumsal düzeyde araştırma konularından biri olmuştur. Çevre sorunlarının ortaya çıkışı ve yoğunluk kazanması açısından, XIX. yüzyılın ikinci yarısında, batı toplumlarında sanayileşmenin yoğunlaşması, önemli bir kırılma noktası oluşturmaktadır.

Kömürün sanayide kullanılmasıyla ortaya çıkan hava, su ve toprak kirliliği, asit yağmurları gibi çevresel sorun­lar, ilk fark edilen çevresel sorunlar olmuştur. Çevre sorunları, ilk başlarda bölgesel olarak ele alınsa bile sanayileşmenin yaygınlaşmasıyla birlikte küresel bir ölçek kazanmıştır.

Çevre Sosyolojisinin Ortaya Çıkışı

Çevre sosyolojisinin ortaya çıkmasında sanayileşme ve sanayileşme sonucu ortaya çıkan kirlilikler önemli bir role sahiptir.Çevresel sorunların yoğunlaşması sanayileşmenin artması ve kömürün enerji kaynağı olarak kullanılmasıyla ortaya çıktığını söylemek mümkündür.

Çevre sorunlarının toplumsal düzeyde kabul görmesinde İkinci Dünya Savaşı sonrası süreç çok önemlidir.

Çevre sosyolojisinin ortaya çıkışı açısından 1970’li yılların başı bir kırılma nok­tası olarak kabul edilebilir. Bu yıllarda çevresel sorunların ciddiyeti, küresel düzeyde kabul edilmeye başlanmıştır. 5 Haziran 1971’de İsveç’in Stockholm kentinde toplanan Birleşmiş Milletler Çevre Konferan­sı, çevre sorunlarının küresel düzeyde kabul edilmeye ve tartışılmaya başlanması noktasında önemli bir gelişmedir, Bundan dolayı, 5 Haziran, Dünya Çevre Günü olarak kut­lanmaktadır.

Çevre sosyolojisinin gelişim sürecine bakıldığında ise, 1970’li yıllarda ortaya çıkmış olmasına rağmen, bu disiplinin halen çok yaygın bir biçimde kabul gördü­ğü söylenemez. Çevre sosyolojisi, sosyolojinin bir alt disiplini olarak kabul edil­mekte, ders programlarında lisans ve lisansüstü düzeyde çoğunlukla seçmeli ders olarak yer almaktadır.

Bu bağlamda, açıklıkla ifade etmek gerekir ki çevre sosyolojisi, sosyolojinin meşru bir alt disiplinidir. Çünkü, yukarıda kısaca ifade edildiği ve daha ileri bölüm­lerde açıklıkla ve ayrıntılı olarak ifade edileceği gibi, modern toplumda çevresel olaylar ve süreçler, hem nedenleri itibariyle hem de sonuçları itibariyle toplumsal süreçlerdir ve mutlaka, ancak toplumsal boyutları ile birlikte değerlendirildiğinde anlaşılabilir.

Çevre Sosyolojisinin Konusu

Çevre sosyolojisi, çevre-toplum arasındaki karşılıklı ilişkiyi inceler. Bu inceleme sü­recinde, bir yandan çevresel olayların toplumsal etkileri incelenirken, diğer yandan toplumsal eylemlerin çevresel boyutu ya da toplumsal eylemlerin doğal çevre üze­rine olan etkileri incelenir.

Endüstrileşme sürecine, çevre boyutundan bakıldığında, tüm çevresel olayların toplumsal boyutunun olduğu görülür. Endüstrileşme ve modernleşme sürecinde alman tüm kararlar, eylemler ve işlemlerin çevresel sonuçları ve etkileri vardır. Do­layısıyla, modern endüstri çağında tüm çevresel olaylar aslında öncelikle, nedenleri itibariyle toplumsaldır.

En genel anlamda sosyolojinin, toplumsal eylemi ve toplumsal eylemin dina­miklerini incelediğini kabul edersek, toplumsal eylemin çevresel boyutunu da çev­re sosyolojisinin incelemesi gerekir. Toplumsal eylemin çevresel boyutunun bir ileri aşaması olarak çevresel toplumsal eylem ya da çevreye ilişkin toplumsal tasa­rım ve eylemi de çevrecilik olarak algılamak mümkün olabilir.

 İNSAN-ÇEVRE İLİŞKİLERİNİN TARİHSEL ARKA PLANI

İnsan çevre ilişkilerine tarih­sel boyutta bakıldığında üç temel aşamadan söz etmek olasıdır. Bu aşamalar, avcı- toplayıcı toplumlar, tarımcı toplumlar ve endüstriyel toplumlardır. Her toplumsal üretim biçimi doğal çevre ile olan ilişkilerinde özel bir ilişki türünü gerekli kılar.

İnsan ve çevre arasındaki karşılıklı ilişki, evrensel bir olgudur ve bu ilişkinin oluşması sürecinde insan, doğal çevresi ile karşılıklı etkileşim halindedir. İnsan ya­şamı ve kültürü, doğal şartlardan etkilenirken, aynı zamanda insan, kendi mutlu­luğu ve refahı için doğal işleyişi yönlendirir.

İnsan ve çevre arasındaki ilişkiler, toplumsal paradigmalar yoluyla açıklanabilir, Bundan dolayı, Thomas Khun’un (1970) paradigmatik modeli, insan-çevre ilişkileri­ni açıklayan bir açıklama modeli olabilir, Khun’a göre, bilimsel sistemlerdeki ve top­lumsal sistemlerdeki değişmeler, devrimsel değişmelerdir, Her bilimsel sistem, top­lumsal sistemde olduğu gibi, genel kabul görmüş bir dünya görüşüne sahiptir.

Toplum ve çevre arasındaki ilişkiler birçok araştırıcı tarafından incelenegelmiş- tir, Gerhard Lenski (1966) toplumların toplumsal evrimini incelemiş ve beş evre­den söz etmiştir, Bu evreler, avcı-toplayıcı toplumlar, basit bahçeci toplumlar, ge­lişmiş bahçeci toplumlar, tarımcı toplumlar ve endüstriyel toplumlardır, Lenski’nin toplumlar sınıflaması genel ve tarihseldir.

Harper’a göre “çevre kavramsallaştırması (çevre algısı), insanların dünyaya ve gerçekliğe ilişkin paylaştığı kültürel inanç sistemlerinin bütünü olan kültürel dün­ya görüşünün bir parçasıdır. Çevre kavramsallaştırması, insanların paylaştığı para­digmaların da bir parçasıdır. Bir toplumsal paradigma, dünyanın nasıl işlediğine ilişkin, toplumdaki insanlar tarafından zımni olarak paylaşılan bir düşünce mode­lidir”

Avcı-Toplayıcı Toplumlar

Avcı-toplayıcı toplumlar, günümüzden yaklaşık 40.000 yıl kadar önce ortaya çık­mış, en erken toplum biçimidir (Harper, 1996). Avcı-toplayıcı toplumlar, yenilebi­lir yabancı bitkileri toplayarak ve yakın çevrelerindeki hayvanları avlayıp yiyerek yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Yiyeceklerini haftalık ya da günlük olarak topladıkla­rından, uzun süreli olarak saklanabilecek ve ekonomik değere sahip yiyecek birik- tirmemişlerdir.

Avcı-toplayıcı toplumların organizasyonel yapıları çok karmaşık değildir. Onla­rın gündelik yaşantısı, basit bir iş bölümüne; statü rol sistemleri yaş ve cinsiyet te­meline dayanmaktadır. Topluluk üyeleri arasındaki ilişkiler doğrudan ve enformel- di. Bununla birlikte eşitsizlik ya hiç yok ya da çok sınırlı idi, çünkü bir artı değer birikimi dolayısıyla sömürü söz konusu değildir.

Tarımcı Toplumlar

İnsanoğlu, bitkileri besin kaynağı olarak yetiştirmeyi ve hayvanları evcilleştirme­yi yaklaşık 10,000 yıl kadar önce öğrenmiştir, Tarımcı toplumların ileri aşamasın­da, sulama, gübreleme ve insan emeğinin organizasyonu, tarımsal üretimi büyük ölçüde arttırmıştır, Evcilleştirilmiş hayvanların çektiği metal pulluk gibi, zamanı­na göre ileri tarımsal teknolojiler, tarımsal üretimin hızla artmasına ve toplumsal yapı ve organizasyonun kökten bir şekilde değişmesine yol açacak değişiklerin çok önemli bir dönüm noktasını oluşturmuştur.

Tarımcı toplumların ortaya çıkması, sadece ekip biçmenin ve hayvanları evcil­leştirmenin öğrenilmesine değil; bunun yanında doğal çevrenin ve doğal kaynak­ların kullanımına ve toplumun çevre ile olan ilişkilerinin kontrolüne de bağlıdır, Sulama, gübreleme ve toprağın işlenmesi gibi tarımsal etkinlikler, doğal çevrenin yapısını ve insanın çevre ile olan ilişkisini değiştirmiştir.

Tarımcı toplumların ortaya çıkmasıyla birlikte, doğanın in­san tarafından sömürülmesine koşut olarak, insanın insan tara­fından sömürülmesi süreci de başlamıştır, Tarımcı toplumlar ile avcı-toplayıcı toplumlar arasın­daki temel farklar da bu nokta­da, yani toplumsal eşitsizlik ve doğal çevrenin ve doğal işleyişin yönlendirilmesi ve sömürülmesi noktasında ortaya çıkar, Feoda­lizmin söz konusu olduğu tarım­cı toplumlarda, yönetici sınıflar (Lordlar ve toprak aristokrasisi) köylülerin ürettiği artı değeri top­lar ve yönetirlerdi, Bu artı değer birikimi, yönetici sınıflar ile üre­tici güçler arasında büyük bir eşitsizliğin ortaya çıkmasına yol açmıştır.

Toplumsal ve çevresel yönlendirme ve sömürü, tarımcı toplumların yükselişle­rinin nedeni olduğu gibi, çöküşlerinin de nedenini oluşturmuştur. Çevresel kay­nakların aşırı kullanımı ve sömürülmesi, sonuç olarak, uzun vadede tarımsal üreti­mi düşürürken, köylülüğün sosyo-ekonomik sömürüsü ve köylü ayaklanmaları ile sonuçlanmıştır.

Tarımcı toplumların Egemen Toplumsal Paradigma’sı (ETP) doğanın kontrolü, yönlendirilmesi ve sömürüsüne dayanıyordu. Tarımcı toplumun ETP’sı insanın do­ğa üzerindeki egemenliğini ve sömürüsünü meşrulaştırmıştır.

Endüstriyel Toplumlar

Endüstriyel toplumda, toplum ile doğal çevresi arasındaki ilişkileri anlayabilmek için, endüstriyel toplumların ortaya çıkış sürecini ve bu süreçteki tarihsel, toplum­sal, siyasi ve ekonomik oluşumları izlemek ve irdelemek gerekmektedir. Çünkü, endüstriyel toplumda ortaya çıkan çevre sorunları ve bu sorunların sonucu ortaya çıkan çevre-toplum ilişkileri, söz konusu oluşumlar ile yakından ilgilidir. Endüstri­leşme, üç yüz yıl kadar önce Batı Avrupa’da ortaya çıkmış olan bir olgudur. Endüs­trileşme, Ingiltere’de tekstil endüstrisinin keşfedilmesi gibi, bazı anahtar buluşlara dayanır.

Üretimin organizasyonu ve artı değerin dağıtımı, yeni bir bürokratik organizas­yonun ortaya çıkmasını gerektirmiştir: Ulus-devlet. Ulus-devlet, endüstriyel toplu­mun, en büyük, en etkili, en karmaşık ve en baskıcı organizasyonudur.

Endüstri çağının endüstrileşmiş Batı toplumları, endüstriyel imparatorluklar kurmuşlar ve bu imparatorluklar yoluyla güçlerini pekiştirmişlerdir.

Çevresel olarak endüstrileşme, doğal kaynakların tüketilmesi (sömürülmesi) te­meline dayanır. Endüstriyel toplumun insan-çevre ilişkisindeki yaşamsal değişimin temelini, ucuz fosil yakıtların endüstriyel üretimde kullanılması oluşturur.

ÇEVRECİLİĞİN TARİHSEL ARKA PLANI VE GÜNÜMÜZDE ALDIĞI GÖRÜNÜM (GENEL DEĞERLENDİRİLME)

Çevre-toplum ilişkileri, genel tarihsel bir perspektiften değerlendirildiğinde, doğal çevrenin insanoğlu tarafından sömürülmesinin endüstriyel toplumda en üst düze­ye çıktığı söylenebilir. Avcı-toplayıcı toplumlarda, insan-çevre ilişkileri, doğrudan bir ilişkidir. İnsanoğlu doğal çevrenin bir parçasıdır, İnsan ile insan arasında ve in­san ile doğa arasında sömürüye dayalı bir ilişki değil, karşılıklılık ilkesine dayalı bir ilişki vardır.

Postmodernizm düşüncesi temel olarak, modernleşme düşüncesi ve endüstri­leşmenin, insan ile doğal çevresi arasındaki doğal ilişkiyi tamamen yok ederek; in­san ile doğal çevresi arasında insan merkezli ve sömürücü bir ilişki ve düşünce sis­temi yarattığını savunur.

Postmodernizm, toplumun yeni bir çağın eşiğinde olduğunu ve çevresel sorun­ların ve çevresel değerlerin, bu yeni çağın en önemli özelliklerinden birini oluştur­duğunu öne sürer. Bu bağlamda çevreci düşünce, postmodernizm gibi endüstriyel toplumun ETP’na karşı bir alternatif oluşturur.

Çevre-toplum ilişkilerinin tarihsel arka planı, özellikle modern toplumda aldığı biçim bu bölümün ana konusunu oluşturmuştur. Çevrecilik ve çevre-toplum ilişki­lerinin küreselleşme ile birlikte aldığı biçim, özellikle çevre sorunlarının küresel­leşmesi bağlamında, daha ileriki ünitelerde ele 

AÖF Ücretsiz Ders Özeti Paylaşımları
1
ATA AÖF - KURTARMA ARAÇLARI EĞİTMİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
2
ATA AÖF - AFETLERDE RİSK VE KRİZ YÖNETİMİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
3
ATA AÖF -MESLEK HASTALIKLARI 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
4
ATA AÖF - BİREYLERLE SOSYAL HİZMET 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
5
ATA AÖF - ETİKETLEME VE İŞARETLEME 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
6
ATA AÖF - YÖNETİM BİLİŞİM SİSTEMLERİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
# TÜM ÖZETLERİ LİSTELE
Siz de hemen Ders Özeti sipariş verin, derslerinize kolayca çalışarak mezun olun.

Anadolu Üniversitesi Özet

Atatürk Üniversitesi Özet

Etiketler: ata aöf - ata aöf çıkmış sorular - ata aöf ders özeti - burhan kankaya - burhan kankaya ders özeti


Bu yazı 21.03.2017 tarihinden itibaren 1 kez okundu.




AÖF Çıkmış Sorular (Anadolu Ünv.) AÖF Çıkmış Sorular (Atatürk Ünv.) AÖF Ders Özetleri AÖF Deneme Sınavları AÖF Ders Kitapları Açık Lise Çıkmış Sorular
İletişim Bilgileri Firmamız Hakkında Sipariş ve Kargo Takibi Mesafeli Satış Sözleşmesi Garanti ve İade Şartları Gizlilik Sözleşmesi Ödeme ve Teslimat