Hizmette 10+ Yıl ve binlerce müşteri memnuniyeti... | %100 doğru kaynak | %100 memnuniyet | %100 mezuniyet | 0.332 350 23 47
0.541 350 23 42
ULİ407U-DİPLOMASİ TARİHİ DERSİNİN 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
ULİ407U-DİPLOMASİ TARİHİ DERSİNİN 1. ÜNİTE DERS ÖZETİNE VE DİĞER DERSLERİN 1. ÜNİTE DERS ÖZETİNE ULAŞABİLİR, AÖF ÇIKMIŞ SORULARI, AÖF DERS ÖZETLERİNİ VE AÖF YARDIMCI KİTAPLARI ONLİNE SİPARİŞ VEREBİLİRSİNİZ...

ÜNİTE - 1 DİPLOMASİNİN TANIMI, DİPLOMASİ TEORİSİ, DİPLOMASİ TEORİSİNE KATKIDA BULUNANLAR

DİPLOMASİNİN TANIMI VE KAPSAMI

Fransız ve İngilizlerin, daha çok diplomasimesleğine mensup olanlar tarafından kaleme alınmış inceleme ve hatıra karışımıeserleri bunlar arasında çoğunluğu oluşturur. Yirminci asırda, Kissinger gibi önemlibir temsilcileri başta olmak üzere Amerikalı yazar, araştırmacı ve diplomatlar dasöz konusu alana ilgi göstermiştir. Başka ülkelerden yazarların diplomasi konusundayer edici eserleri pek fazla olmadığı gibi, ülkemizde de çoğunluğu Büyükelçilerinkişisel hatıraları biçimindeolmak üzere, diplomasi konusundakapsamlı eser yok gibidir. ‘Diplomasi’başlığını taşıyanlar da çoğunlukla aslında Türkiye’nin dış politikası konusunuişleyen kitaplardır.İnceleme konusu olarak ‘diplomasi’ile ‘dış politika’ kavramlarının çoğuzaman karıştırılması, birinci konununihmal edilmesinin nedenlerinden biriolabilir. Diplomasi incelemelerinin sayısının azlığı, bu mesleğin bir anlamdaiçine kapalı bir kariyer niteliği dolayısıyla, meslek dışı olanların bu alanadokunmayı göze alamamalarıyla daaçıklanabilir. Ayrıca, bu konuda üniversitelerdeverilen pek ender derslerinhemen hemen tamamen eski diplomatların inhisarında olması da diplomasiüzerine akademik araştırmalarıfrenlemiş olabilir.

İngiliz diplomatı Sir Victor Wellesley diplomasi ve dış politika kavramları arası

ndaki ayırımı şu şekilde özetlemiştir: ‘Diplomasi politika değil politikayı uygulayanaraçtır. Bu iki unsur birbirini tamamlar zira biri diğerinin işbirliği olmadan hareketegeçemez. Diplomasi dış politikadan bağımsız bir mevcudiyete sahip değildir,fakat her ikisi birlikte tek bir icra politikası oluşturur - politika stratejiyi saptar,diplomasi ise taktikleri’.

Bu ayrıma rağmen, diplomasi hep dış politikanın bir alt ürünü olarak görülmüş vebu geniş alanın içinde eritilmiştir.

Öte yandan, diplomasinin yöntemi de tanımlanmaya muhtaçtır. Genelde kabuledildiği gibi, diplomasi sadece barış yollarına başvurmayı mı içerir yoksa ‘kısmengüç kullanma’ diplomasinin yöntemlerinden biri olabilir mi? Bu son varsayım doğru ise ‘zorlayıcı güç’ diplomasinin mi, yoksa dış politikanın mı aracıdır ?

Diplomasiyi dış politika ile özdeşleştiren bir yaklaşım ile dış politikayı sadecebir aracı sayan görüş arasındaki çizgiyi çekmek pek güçtür. Ayrıca, bu tanımı dahada karmaşık hâle getiren diğer bir unsur, bugünkü dünyada ulus devletlerinuluslararası ilişkilerin yegâne aktörleri olmamasıdır. Bu nedenle devletlerin veuluslararası kuruluşların resmî temsilcileri arasında cereyan eden diplomatik ilişkilerdışında, toplumların çeşitli kesimleri arasında doğrudan ilişkilerin yarattığı yoğun ağın uluslararası ilişkilerdeki etkisi giderek artmaktadır.

Türk Dil KurumununTürkçe Sözlüğünün diplomasi tanımı‘uluslararası ilişkileri düzenleyenantlaşmalar bütünü; yabancı bir ülkede ve uluslararası toplantılarda ülkesinitemsil etme işi ve sanatı; bu işte çalışan kimsenin görevi, mesleği; bu görevlilerinoluşturduğu topluluk’ şeklindedir. Aynı sözlük diplomasi sözcüğünün mecazi anlamını‘güç bir görüşme sırasında gösterilen ustalıkve beceriklilik’ olarak tanımlamaktaayrıca ‘diplomatça’ sözcüğüne yine mecazi olarak ‘açıkgözlülükle’ tanımınıyapmaktadır.

Aslında, diplomasi için bir tanımlama denemesine girişmek yerine, bu kavramın tarih boyunca geçirdiği gelişmelere değinmek, bugünün diplomasisinin ulaştığı içeriği çeşitli araç ve işlevleri bağlamında incelemeye çalışmak daha uygun biryöntem olacaktır.

Diplomasi uluslararası ilişkilerin şekillenmeye başladığı 15. yüzyıldan itibarenüzerinde durulmaya başlanan bir alan olmuştur. Diplomasi teorisi, çeşitli yazar,diplomat, hukukçu tarafından yine çoğunlukla dış politika kavramıyla karıştırılarakve uluslararası ilişkilerin bir alt konusu olarak geliştirilmiştir. Diplomasi teorisinintarihî diplomasinin gelişmesi tarihiyle özdeşleşmiştir ve oluşturulan teorik kavram lar diplomasinin gelişme sürecini doğrudan etkilemiştir. Dolayısıyla diplomasi teorisive buna katkıda bulunanların fikirlerini irdelemek diplomasi konusunu kavramakiçin gereklidir.

Diplomasi teorisi esas itibarıyla, bugünkü haliyle bildiğimiz, ‘modern’ diplomasinintemellerinin atıldığı 15. yüzyıldan başlayarak Avrupa’da geliştirilmeye başlamıştır. ‘Modern diplomasi’ özel hukuki kurallarla korunan ve sürekli olarak dış ülkelerdeveya uluslararası kuruluşların merkezlerinde ikamet eden diplomatlarınoluşturduğu bir ağın dış politika uygulama faaliyetleri şeklinde doğmuştur. Bu ağ ilk olarak İtaya yarımadasında 15. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkmış ve Münsterve Osnabrück Kongrelerini (1644-8) izleyen iki buçuk asır içinde belirli bir olgunluğa ulaşmıştır.

İlk başlarda diplomatik teoriyi ilgilendiren başlıca konular şehir-devlet ve dahasonra ulus devletlerarasındaki ilişkilerde diplomatın, diğer bir deyişle resmî aracıların tanımı ve işlevi üzerinde yoğunlaşmıştır. O zamanlarda, bu alanda yazan vefikir yürütenlerin sordukları sorular başlıca şunlardı: Büyükelçi kimdir? Farklı güçve düzeydeki hükümdarlara çeşitli görevlerle gönderilecek kişiler ve refakatçilerinasıl olmalıdır? Diplomatların resmî biçimde ve hiyerarşik olarak sınışandırılması gerekir mi? Gerekirse bu ne şekilde olmalıdır? Diplomatların ayrıcalık ve bağışıklıklarının dayanağı nedir? Sefaretlerin amacı nedir? Büyükelçi davranışlarını hangiilkelere dayandırmalıdır? Özellikle daima sözünü tutmasışart mıdır?Bu soruların birçoğu bugüne kadar geliştirilen diplomatik teorinin çıkış noktalarını oluşturmuştur.

O çağlarda, diplomasi konusundaki yazıların sahibi diplomatlar, hukukçularveya Grotius gibi her ikisi birden olanlardı. Diplomasi hakkındaki literatür ise kabahatlarıyla ikiye ayrılıyordu. Bir bölüm yazar, sırf bir büyükelçinin sahip olması gereken niteliklerle meşgul oluyor, diğer bir bölüm ise büyükelçilerin statüsüyle ilgilihukuki konular, ayrıcalık ve bağışıklıklar konusunda fikir yürütüyordu.17. asrın sonuna kadar, büyükelçinin ‘hükümdarın aynası’ olması geleneğinebağlı olarak, diplomat Machiavelli ve Guicciardini’den hukukçu Grotius’e ve dinve devlet adamı Richelieu’ye kadar bu alanda eserler verenlerin hepsi ‘prens hizmetkârı mükemmel elçi’nin kendilerine göre ideal niteliklerini ayrıntılı olarak sıralamışlardır.O çağlardaki yazarların üzerinde durduğu ikinci konu, elçinin yabancı bir saraydakihukuki statüsünün niteliğidir. Özellikle, diplomatın görevini yerine getirirkenne ölçüde ayrıcalık ve bağışıklıklardan yararlanması gerektiği konusu başta Grotiusolmak üzere çeşitli düşünürler tarafından geliştirilen bir alandır. Bu konu esasenyüzyıllar boyu diplomasinin ana tartışma konularından birini oluşturmuş, bu tartışmalarayrıcalık ve bağışıklıkların ancak 20. yüzyılda, Diplomatik İlişkiler Hakkındaki1961 Viyana Sözleşmesiyle kodifiye edilmesiyle bir sonuca bağlanmıştır. Bunarağmen, ileride görüleceği gibi bugün dahi ayrıcalık ve bağışıklıkların değişen dünyakoşullarına nasıl uydurulacağı konusu gündemden çıkmamıştır

O dönemlerden başlayıp bugüne kadar süregelen diplomatik teori soruları oldukçaçeşitlidir. Diplomasinin bir ülkenin gücüne katkısı, diplomatın hükümdarına ve devletine itaatderecesinin ölçütleri, ‘diplomasi ve ahlak’ teması, diplomasininulusal çıkarları savunmanın ötesinde bir işlev sahibi olup olmadığı, yabancı ülkelerle‘sürekli müzakere’ kavramı, diplomasi uygulamasında ‘uygun mevsim’ olupolmadığı tartışması, diplomatın temsil görevinin içeriği, diplomasinin profesyonelleşmesi,bunlar arasında sayılabilir.

Diplomasinin Ulusal Güce Katkısı

Bugün en güçlü ülkelerin bile amaçlarına salt güç kullanma yoluyla ulaşamadıkları artık teslim edilmiştir. Buna göre, diplomasi dış politikanın başta gelen bir aracı olarak görülmektedir. Bol kaynak ve kaliteli personelle donatılmış bir dışişleri bakanlığının bir ülkeye hissedilebilir bir ilave güç kazandırdığı genellikle kabul edilmektedir.Machiavelli, tek başına diplomasiyi yeterli görmese de bu amaçla harcanan paraları destekleyerek diplomasinin ulusal gücüne katkısını ilk destekleyen yazarlardandır. Richelieu, Fransa’nın ulusal çıkarlarının savunulmasında diplomasinin rolünüo kadar önemsemiştir ki diplomasinin ‘sürekli’ olması görüşünü ortaya atmıştır.

 

Diplomasinin Ulusal Çıkar Dışında Amacı

İyi yönetilen bir diplomasinin bir ülke için önemli avantajlar sağladığı savı kabuledilmekle birlikte, diplomasinin örneğin uluslararası barışın sağlanması gibi ulusalçıkar dışında daha ‘yüksek’ bir amaç taşıyıp taşımadığı da tartışılmaktadır.Diplomatın tam anlamıyla bir ‘araç’ sayılması gerektiği ve ülkesinin dış politikasını içeriği ne olursa olsun savunmak zorunda olduğu genellikle paylaşılan bir görüştür.Ülke savaş istiyor ve sonuçta savaşa götürecek bir anlaşmayı zorlamaya çalışıyorsa dahi diplomat bu yöndeki talimatı uygulamalıdır.

Buna karşı, diplomasinin dış ilişkilerde ulusal çıkarın ötesinde başlı başına bağımsız bir etken olarak ele alınabileceği de ileri sürülmektedir. Bu yaklaşıma göre,diplomasi sadece ülkesi için lobi yapmak, pazarlık etmek ve enformasyon toplamakdeğildir. Buna ilaveten, bu işlevlerin azami ölçüde devletlerin genel davranışları üzerinde ‘medenileştirici, yumuşatıcı’ bir biçimde yerine getirilmesi gerekir. Bunedenle pazarlıklar mümkün olduğu kadar ülkelerin uzun dönemli ortak çıkarları göz önünde tutacak biçimde yürütülmelidir. ‘Her ne pahasına olursa olsun’ olmasabile barışın sürdürülmesi yüksek önceliğe sahip olmalıdır. Diplomatik protokol,ülkeler arasındaki ilişkileri yumuşatmak ve bunlara bir tampon vazifesi görmekiçin de dikkatli biçimde uygulanmalıdır.

Diplomasi ve Ahlak

Başka bir tema ‘diplomatlar yabancı hükûmetlere verdikleri sözleri daima tutmakzorunluluğunda mıdır?’ sorusudur. Bu soru, diplomasinin ahlak unsuru taşıdığını gündeme getirir. Machiavelli’nin de ortaya koyduğu gibi, sözünü tutmamak sadece ahlaki bir sorundeğildir. Aynı zamanda, güvenilirliğin sağladığı avantajlardan vazgeçmektir.

Aynı zamanda bu konu, diplomatların karşı karşıya oldukları, kişisel ahlaki zorunluluklarile prenslerine sadakatları arasında seçim yapma ikilemiyle de ilgilidir.Zaten, diplomasinin kamuoyu gözünde bazen olumsuz bir imaja sahip olmasının, samimiyetsizlik, doğruları söylememek, saptırmakla özdeşleştirmesinin kökeninde,ülkesine (prensine) sadakat ile ahlaki ilkelere uyma arasındaki çelişki yatmaktadır.  Buna karşı, aldatmanın diplomasinin gerekli bir unsuru olduğu fikrini reddedenbu defa da öbür uçta aşırıya kaçan ahlak savunucuları da vardır. Sir Harold Nicolsonbu farkı vurgularken şöyle yazmıştır: ‘En kötü diplomatlar, misyonerler, fanatiklerve hukukçulardır; en iyi diplomatlar makul olanlar ve insan tabiatındankuşkuculardır’. Dolayısıyla birçok nazariyatçıya göre, diplomatik teoride din, ahlakgibi unsurlar yerine, hakim olan unsur, sağduyudur. Diplomasi bir ahlaki felsefesistemi değildir. Gerçeği söylemenin sınırlarını ahlak tayin etmez.

Dış politika, siyasi, ekonomik, stratejik, kültürel, etik ve ahlak dahil çok çeşitliunsurlara dayanır. Dış ilişkilerinde etik kurallarına, bu arada kendi kültür ve geleneklerineuymayan bir ulus hem içeride hem dışarıda güvenilirliğini yitirir.Bu anlayışa göre, dünya sahnesinde ülkelerin bazen çatışan bazen de uyuşanulusal çıkarlarının ahenkleştirilmesinin siyasi olduğu kadar ahlaki bir faaliyet olduğuileri sürülebilir. Bir uyuşmazlığın yumuşatılması başlı başına önemli bir ahlaki amaçtır. Müzakereler sonucu bir anlaşmaya ulaşmak, sonuçta bu anlaşma ne şekil alırsaalsın, tarafarın yakınlaşmasını sağladığı ölçüde kendi içinde değer taşıyan bir süreçtir.Ateşkes görüşmeleri yaparak bir savaşı veya silahlı çatışmayı durdurmak temeldeahlaki bir uğraşıdır. Bir sınır anlaşmazlığını çözmek, silahlanma yarışını yavaşlatmak,herhangi bir uluslararası gerginliği azaltmak veya kültürel ve ticari ilişkileri düzenlemek,hep ülkelere sağladıkları yararların ötesinde de değer taşıyan hedeşerdir.

Diplomasinin Profesyonelleştirilmesi

Diplomasi mesleğinin başlı başına akademik bir disiplin olarak kabul edilip edilmemesive nasıl ve nerede öğretilmesi bir diğer tartışma konusudur. Birçok yazardiplomasinin mühendislik, doktorluk gibi bir meslek olduğunu, dolayısıyla müstakbeldiplomatın özel bir mesleki eğitimden geçmesi gerektiğini savunmaktadır.Ayrıca, profesyonelliğinin bozulmaması için diplomatik kariyerin, başka mesleklerden,yani ‘dışarıdan’ kişilere kapalı tutulup tutulmaması diplomasi teorisyenlerinikarşı karşıya getiren bir temadır. İleride görüleceği gibi, diplomasi kariyerindeuzmanlaşmanın yeri ve ölçüsü ülkemizde de sıklıkla tartışılan ve Dışişleri Bakanlığının teşkilatlanmasına yansımaları olan bir konudur.

‘Sürekli Müzakere’, ‘Uygun Mevsim’, ‘Temsilin İşlevi’Kavramları

Devletlerarası ilişkilerin yoğunluk kazandığı yüzyıllara kadar müzakere, ateşkes,barış yapma, teslim olma koşullarının saptanması gibi nispeten seyrek ortaya çıkandurumlarda başvurulan bir yöntemdi. 17. yüzyılda On Üçüncü Louis’nin BaşbakanıKardinal Richelieu ilk defa savaştaki düşmanlar olduğu kadar barıştaki dostlarla‘arada sırada’ değil ‘sürekli müzakere’ hâlinde olunması fikrini ortaya attı. Bununiçin devamlılık gösteren ve yaygın bir diplomasi ağı oluşturmaya çalıştı.Çağımızda ‘sürekli müzakere’nin gerekliliği, hatta kaçınılmazlığı artık tartışmakonusu değildir. Bugün uluslararası ilişkiler bir sürekli müzakere zemini üzerindenyürümektedir. Devletlerarası ikili ilişkilerin içeriği kadar çok tarafı ilişkilerin kapsamıda tamamen müzakere yoluyla oluşmaktadır. ‘Sürekli müzakere’ durumununen açık örneği Avrupa Birliği (AB)’dir. AB’de bir yandan üye ülkeler Birliği’n hertürlü kararını saptamak ve faaliyetini yürütmek için sürekli müzakere hâlindedir. Diğer yandan AB tüm üçüncü ülkelerle ilişkilerini de yürütmek için hemen tamamenmüzakere yöntemini kullanır.

Müzakereler için ‘uygun bir mevsim’ olduğu yaklaşımı beş yüzyıl önce Guicciardinitarafından ortaya atılmıştır. Bu düşünce örneğin, elverişli bir uluslararası konjonktürün oluşmasını veya ilgili ülkelerde birbirine olumlu bakan yöneticileriniktidara gelmesini beklemenin anlaşma şansını arttırabileceği varsayımına dayanmaktadır. Bugün müzakere ve temaslarda ‘uygun mevsimi kollamak’ diplomasi uygulamasında hesaba katılan başlıca unsurlardan biri hâline gelmiştir.

Nihayet, bir büyükelçinin başlıca görevi, ülkesi lehine lobi yapmak, bilgi toplamakve müzakere etmek ise de ülkesini temsil görevlerinin salt seremoni işlevininötesinde önem taşıdığı, temsil görevinin, temsil edilen ülkenin bağımsız mevcudiyetinevücut ve anlam kazandırdığı da artık yerleşmiş bir düşüncedir. Bir büyükelçi bulunduğu ülkedeki bir resmî merasime veya toplantıya katıldığında, herhangi bir faaliyettebulunmasa, örneğin konuşma yapmasa dahi devleti orada mevcut sayılır. Günümüze kadar süren yukarıdaki tartışmaların ne şekilde geliştiği, tarih boyuncadiplomasi teorisine katkıda bulunmuş bazı diplomat, devlet adamı, yazar ve düşünürlerinaşağıda özetlenmeye çalışılan fikirlerinden izlenebilir. Ayrıca, bu temalaradiplomasinin çeşitli yönleri ele alınırken ayrıca temas etme olanağı da bulunacaktır

NICCOLO MACHIAVELLI

Şoransa Cumhuriyeti’nde 1469’da doğmuş olan Niccolo Machiavelli aslında diplomasidençok siyaset teorisi alanında isim yapmıştır. Ancak gerek kariyeri gerekseyaşadığı dönem onu diplomasi konusunda düşünceler üretmeye yöneltmiştir. ZiraMachiavelli İtalya’nın devlet şehirleri arasında mukim elçiliklerin yaygınlaşmayabaşladığı bir çağda yaşamış ve bu kurumun kökleştiği bir dönemde ölmüştür. Bununyanında Machiavelli henüz 29 yaşındayken Cumhuriyet’in İkinci fiansölyesiolarak atanmış ve bu görevinde sık sık dış temaslarda da bulunmuştur.Machiavelli’nin en tanınan eseriPrens yanında Titus Livy’nin İlk On KitabıÜzerine Söylemler ve Şoransa’nın Tarihi adlı kitapları diplomasihakkında düşüncelerinin en önemlikaynaklarıdır.Söylemler ve Prens’in getirdiği enönemli yenilik Machiavelli’nin siyaset teorisinietik ve ahlaktan tamamen ayırmasıdır. O zamanlara kadar Batı geleneğinde olduğu gibi Çin başta olmak üzereDoğu’da siyaset teorisi etik kavramına sıkı sıkıya bağlıydı. Siyaset doğru veyanlış, kötü ve iyi, ahlaklı ve ahlak dışı gibi kavramlarla değerlendiriliyordu.

Machiavelli siyasi ve sosyal olayları etik veya hukuk içtihatlarına dayanmadankendi kavramları içinde tartışmayı deneyen ilk düşünür olmuştur. Machiavelli Aristo’nun ve İbni Sina’nın katı bilimselmetodunu siyasete uygulayan ilk “Batılı kuramcıdır” denilebilir.Machiavelli için siyasetin tek bir hedefi vardır: Güç veya yetki edinmek ve bunukorumak. Siyasetle genellikle ilişkilendirilen din, ahlak gibi kavramların siyasetintemel yönleriyle hiçbir ilgisi yoktur. Güç sağlamak ve korumak için önemi olantek yetenek “hesaplı” olmaktır.

Machiavelli için diplomasi devletin karşı tarafı aldatmak için kullanılan önemlibir araçtır. Bunun ötesinde hemen hemen hiç değeri yoktur. Machiavelli temeldedış politikayı sürekli savaş durumunda olan devletin gücünü artırması çabasındanibaret görür.Diplomatların hükümdarları (prensleri) güçlendirmek ve özellikle onların şöhretleriniarttırmak için yararlı olduklarını kabul eden Machiavelli, mukim büyükelçilerinbilgi toplama işlevlerinin önemini de vurgulamaktadır.Sonuçta, Rönesans’ın en ilginç düşünürlerinden olan Machiavelli, siyaset bilimineçok önemli katkılarda bulunmakla beraber en yanlış anlaşılan yazarlardan biriolmuştur. “Gerçekçi” teorinin öncülerinden sayılabilecek olan Machiavelli’nin ismihep hilekârlık, zalimlik, bilinçli olarak kötülüğü istemek ve yıkıcı akılcılıkla birlikteanılmıştır.

FRANCESCO GUICCIARDINI

Francesco Guicciardini Şoransa Cumhuriyeti’nde 1483 yılında asil bir aileden dünyayagelmiştir. Hukuk eğitimi görmesine ve avukatlık yapmasına rağmen 1512 yılındaŞoransa Cumhuriyeti’ni yöneten “Signoria” tarafından genç yaşta İspanya’ya büyükelçiolarak gönderilmiştir. İki yıl sonra İspanya Şoransa Cumhuriyeti’ni silah zoruylalağvettikten ve Medicileri iktidara getirdikten sonra şehir Papa’nın nüfuzuna girinceGuicciardini bu defa Papa X. Leo tarafından 1516’da Modena valisi olarak atanmıştır. Bu görevde, öldüğü 1540 yılına kadar üç Papa’ya hizmet eden Guicciardinidaha çok Şoransa anayasası hakkındaki yazıları ve özellikle İtalya Tarihi adlı eseriyletanınır. Diplomasi ve diplomasiyle ilgili davranışlar hakkındaki bazı ilginç düşünceleriniise daha çok Ricordi (Tutanaklar) adlı bir eserde toplamıştır.

Müzakereler konusunda “uygun mevsimin”beklenmesinin yararlarından ve bir anlaşmaya varıldığında bunun uygulanmasının sağlanması içinkarşılıklı garantiler verilmesinin öneminden bahsedenGuicciardini’ye göre müzakerelerde gizlilikson derece önemlidir. Ayrıca, uygun olmayan bir zamanda büyük iddialarla başlatılan müzakerelerin başarısızlığa uğraması çok olumsuz sonuçlar doğurabilir.Devlet çıkarı (raison d’état) kavramına gelince Guicciardini bu kavramı kabuletmekle beraber, bu konuda ihtiyatlıdır. Ona göre, diplomaside güven o kadarönemlidir ki, bir anlaşma ancak çok istisnai durumlarda ihlal edilebilmelidir. Dış politika konusunda çok sinik ve karamsar görüşlere sahip olmasına rağmen, Guicciardinidiplomasiye ihtiyatlı ve ılımlı bir şekilde yaklaşır. Görüşleri, o zaman geçerliolan, güç dengesi gereklerinin diplomasiye yansıtılmasışeklindedir ki, bu damodern diplomatik teoriye oldukça yakın düşer.

HUGO GROTIUS

Hugo Grotius Hollanda’nın Delft şehrinde 1583 yılında doğdu ve 1645’te öldü. HayataLahey’de avukat olarak atıldıktan sonra, başarısı sayesinde Hollanda hükûmetlerinin,daha doğrusu Hollanda Doğu Hindistan Kumpanyası’nın hizmetine girmiş ve bu kumpanyanın çıkarlarınıİspanya ve Portekiz’e karşı savunurken denizlerinserbestliğini savunan meşhur Mare Liberum adlı eserini kaleme almıştır.Bu eserinin yayınlanmasından hemen sonra

Grotius, Hollanda’da iktidara gelen Kalvinistlerekarşı tutum aldığı gerekçesiyle hayat boyu hapsemahkum edildi. Grotius iki yıl sonra, Loevesteinfiatosu’ndan kaçarak Fransa’da sürgüne gitti.Fransa, çok önemli bir akademisyen ve hukukbilgini olduğu için değil “raison d’état” mülahazaları ile de Fransa’yı Habsburg düşmanları na karşı savunduğu için Grotius’a kucak açtı.Fransa’ya sığındığı sırada diplomatik hukuk hakkındaki fikirlerinin de yer aldığıDe Jure Belli acPacis Libri Tres (Savaş ve Barış Hukuku Hakkında Üç Kitap) adlı önemli eserini yazdı. HepHollanda’ya geri dönme ümidini taşıyan Grotius’unbu yolda başarılı olmayınca önce Hamburg’a,sonra tekrar Fransa’ya gitti, sonunda İsveçhükûmetiyle vardığı anlaşma sonucu İsveç’inParis büyükelçisi oldu ve ölümünden biryıl öncesine kadar bu görevde kaldı.   Grotius uluslararası toplum kavramını geliştiren ilk yazarlardandır. Ona göre,uluslararası toplum devletlerin ve hükümdarların birlikte uymaları gereken kurallaretrafında birleşen bir ülkeler topluluğudur. Bütün insanlar ve uluslar buuluslararası hukuka tabidir ve uluslararası toplumu gelenekler yerine yazılı anlaşmalarbir arada tutar (Bu kavram bugün bir ölçüde Avrupa Birliği’nde yaşamageçmiştir.)

 

RICHELIEU

Kardinal ve Richelieu Dükü Armand Jean du Plessis 1585 yılında Paris’te doğdu.Fransız tarihinin en çarpıcışahsiyetlerinden olan Richelieu ilk olarak 1608-1616 yıllarında papaz olarak görev yaptığı La Rochelle’de Marie de Medici’nin dikkatiniçektikten sonra Paris’te siyasi kariyeri hız kazandı. 1622’de Kardinalliğe yükselenRichelieu 1624’te 13. Louis’nin Başbakanlığına atandı ve 1642’de ölümüne kadarbu görevde kaldı.  Richelieu, başbakan olduğunda çokciddi sorunlarla karşılaştı. İçte monarşiayışamış, prensler başına buyruk davranmayabaşlamıştı. Ekonomi çökmüş vaziyetteydi. Dışta Fransa’nın uluslararası alandaki durumu ciddiyet arzediyordu.Otuz Yıl Savaşları yeni başlamıştı ve Richelieu Avusturya’daki Habsburglartarafından desteklenen İspanyatarafından kuşatılmaktan endişe ediyordu.Bu durumda yeni başbakan iki temelamaca yöneldi: Bunlardan birincisiFransa içindeki birliği sağlamak, ikincisiise bütün Hristiyan devletleri kalıcı bir barış içinde biraraya getirebilecekbir çerçeve yaratmak.  Guicciardini’den farklı olarak Richelieu, “uygun mevsim veya zaman” olmayandurumlarda dahi hareketsiz kalınmaması gerektiğine inanmaktadır. Önemliolan nokta müzakerelerin hiçbir zaman kesilmemesidir. Aksi hâlde “momentum”kaybedilir.Richelieu’nün Siyasi Vasiyetnamesi adlı eseri Avrupa’nın doğmakta olan moderndiplomasi sisteminin habercisidir denilebilir.

ABRAHAM DE WICQUEFORT

Abraham de Wicquefort’un Avrupa saraylarında geçirdiği uzunca hayatında (1606-1682) ulaşabildiği en yüksek mevki ikinci sınıf diplomatik temsilcilik olmuştur.Wicquefort’un diplomatlıktan çok istihbaratçı kimliğiyle hayatını kazandığı anlaşılmaktadır. Bu faaliyetleri yüzünden, biri Fransa’da, ikincisi Hollanda’da olmak üzereiki defa hapse atılan Wicquefort L’Ambassadeur et ses Fonctions (Büyükelçi veGörevleri) adlı eserini bu mahpuslukları sırasında yazdı. Esasen bugün tanınmasının nedeni ilk olarak 1681’de yayınlanan, daha sonra tekrar tekrar basılan bu eserdir.Mukim büyükelçiyi dış ilişkilerin yürütülmesindetemel kurumsal unsur olarakgören Wicquefort şimdiye kadar bir büyükelçiprofilini en ayrıntılı olarak tasvir etmiş olan yazardır.

Wicquefort, Avrupa’daki devletlerinhemen hemen hepsinin birbirlerine diplomatiktemsilci yollamaları uygulamasına,diğer bir deyişle “mukim diplomasi”ninyerleşmesi olgusuna uluslararası ilişkilerinbelirleyici bir gelişmesi olarak bakmış ve“büyükelçi”yi uluslararası ilişkilerin merkezineoturtmuştur.

Aslında Büyükelçi ve Görevleri adlı eser incelendiğinde, diplomasi alanında sonyüzyıllarda neredeyse fazla değişiklik olmadığı sonucuna varılabilir. Zira kitapta,pek sistematik olmasa dahi “devletler arasındaki iletişim kanallarının açık tutulması,müzakere, siyasi istihbarat, ekonomik çıkarlar, dış ülkelerdeki vatandaşların korunması ve resmî kabullere katılma” gibi bugün de diplomasinin konusu olan pekçok nokta üzerinde durmaktadır.Wicquefort’a göre, bir büyükelçi her şeyden önce hükümdarının temsilcisidirve “büyükelçi atama hakkı” adını verdiği büyükelçi bulundurma yetkisi hükümranlığın en başta gelen işaretidir.

FRANÇOIS DE CALLIÈRES

Diplomasi Sanatıadlı eserin yazarı François de Callières (1645-1717) bir diplomatidi. Avrupa’nın çeşitli yerlerinde görev yapan Callières, yaşamının son döneminde14. Louis’in hizmetine girmiş, kral içinyazdığı bir methiye sayesinde FransızAkademisi’ne kabul edilmiş ve birçok kitapyayınlamıştır. Ancak, Callières’in hayatının en önemli dönemini Dokuz YılSavaşı (1688-1697) sırasında Hollandalılarla kısa bir barışa götüren müzakereleri gizli misyonla yürütmesi teşkil etmiştir.François de Callières başta Hollandalılarla müzakereleri olmak üzere diplomatiktecrübelerine dayanarak yazdığı Diplomasi Sanatı’nın 1716’da yayınlanmasından itibaren Avrupa devletlerarası ilişkiler tarihi alanında isim yapmıştır.

Söz konusu eserin özelliği diplomasi alanında ortaya belirli bir dünya görüşükoymasıdır. Buna göre, diplomasi devletlerarası ilişkileri yumuşatıcı bir etki yapmalı dır. Başka devletlere yaklaşımda devletlerin kendi çıkarları tabii ki önemlidirancak bu çıkarları sağlamak için sürdürülecek politikalar “medeni” davranış kurallarıyla uyumlu olmalıdır. Bu açıdan dış politikanın bilinçli şekilde yönetilmesi, özçıkarlar ve diğerlerinin çıkarları konusunda sağlıklı istihbarat edinilmesine bağlıdır.Bilgi olmadan ihtiyatlı ve dikkatli davranış mümkün değildir, ihtiyatlı olmayaninsanlar da genellikle kuvvete başvurur. Callières’in “ihtiyat” kavramı “bilgi, öngörüve işleri mahirane yürütme” üçlüsünün bileşimine dayanmaktadır. Buna göre,dış ilişkilerin yönetimi teknik yetenek, akıl ve insanlar ve olaylar hakkında sağlambir kavrayışı gerektirir. Ona göre, diplomasi devletin sağlığı, hatta bekası için yaşamsalolan vazgeçilemez bir faaliyettir ve ayrı bir meslek olarak kabul edilmeyelayıktır. Bir diplomatın eğitilmesi uzun zamana ve çabaya bağlıdır.

ERNEST SATOW

19. yüzyıl ortalarından beri diplomasi konusundakiyazarların büyük bir bölümünü İngiliz emeklidiplomatlar oluşturmaktadır. İngiliz diplomasisininedebiyat geleneğinin en seçkin temsilcilerindenbiri de Sir Ernest Satow’dur.Satow, ülkesinin diplomatik hizmetinde olağanüstübir kariyer yapmıştır. Satow yaşamı boyuncaJaponya ve Uzakdoğu’ya karşı büyük bir tutkuduymuş, İngiltere’nin gelmiş geçmiş en büyük Japondostu olarak anılmıştır. Satow kariyeri boyuncaakademik ilgilerini de sürdürmüştür.

Satow’un ismi, diğer eserlerinden çok en tanınmış kitabı olan Diplomatik UygulamaRehberi ile anılmaktadır. Sık sık sadece “Satow” diye bahsedilen bu rehberyazarına diplomasi teorisi ve pratiği konusunda en önde gelen İngiliz otoritesi unvanını kazandırmıştır. 1917’de ilk defa yayınlandığında büyük beğeni toplamış olan ve günümüzde de diplomasi konusundaki klasik eserlerden sayılan UygulamaRehberi’nin büyük çapta elden geçirilmiş olan beşinci basımı hâlen satıştadır.Satow’un bu eseri kendi ifadesiyle “hem uluslararası hukukçular, hem diplomatlar,hem de tarihçilerin işine yarayacak” gerçekten kapsamlı bir inceleme niteliğ indedir. Satow “Rehber”de diplomasinin pratiği kadar uluslararası hukuk yönlerinede vurgu yapmış, uluslararası kongre ve konferansların yürütülme şeklini geniş biçimde tahlil ve tasvir etmiş, sözleşme ve diğer uluslararası hukuk belgelerininne şekilde düzenlenmesi gerektiği üzerinde sayfalarca yazmıştır. Yazar kitabı-nı bir diplomatik görevin normal akış ve çerçevesine göre düzenlemiştir. Buna göre,kitap büyükelçinin itimatname takdimi ile başlamakta, diplomatik faaliyetlerintüm yelpazesini ele aldıktan sonra görevin bitmesi ile sona ermektedir. Bununlaberaber, Satow’un eserini sadece diplomasinin mekanik yönü ile ilgili görmemek  gerekir. “Rehber” aynı zamanda, Avrupa diplomasi geleneği, uluslararası politikaların niteliği ve diplomasinin devlet yönetiminin bir aracı olarak önemi hakkındadeğerli gözlem ve bilgiler de içermektedir.  Diplomasi faaliyetini daha geniş siyasi bir çerçeveye oturtan Satow genel bir siyasiyönlendirmenin mevcut olmaması hâlinde diplomatların başarısızlığa uğrayacaklarını vurgulamaktadır. Ancak, diplomatları dış politikaların oluşturulması sürecidışında bırakmak da büyük bir hatadır.Satow uluslararası ilişkilerde güç kullanılmasına daima karşı çıkmış, bunun çoksınırlı bir yararı olduğunu savunmuştur. Fakat ona göre, bu yaklaşım ancak “medeni”yani yerleşmiş diplomatik kurallara uyan devletler arasındaki ilişkiler için geçerlidir.Sonuç olarak diplomasinin siyasi boyutunun yerleşmesi Satow’un eserinin başlıca başarısını oluşturmaktadır.

HAROLD NICOLSON

İngiliz dışişlerinin yazar yetiştirme geleneğinin en önemli temsilcilerinden biri deHarold Nicolson’dur. Esasen Nicolson’un eserleri, diplomasi konusundaki yazıları dışında edebiyat türüne giren biyografilerini, iki romanını ve edebiyat eleştirilerinide içermektedir. 1886’da doğan ve İngiliz askerî veya sivil devlet hizmeti geleneğine sahip bir aileden gelen Nicolson, ailesinin büyükelçilik ve konsolosluk kariyeriyapmış olanlarını örnek alarak 1909’da diplomatik kariyerine başlamıştır. Madridve İstanbul’daki görevlerinden sonra Londra’ya Dışişlerine dönen Nicolson savaş yılları süresince merkezde görev yapmıştır.  Nicolson’un diplomasi konusundaki yazılarını etkileyen temel gelişme “yenidiplomasi” kavramının doğması olmuştur. Birinci Dünya Savaşı sonunda Woodrow

Wilson’un meşhur ifadesiyle “açık biçimde ulaşılan açık sözleşmeler”e dayanan“yeni diplomasi” büyük çapta askerî çatışma tehlikesinin yeniden ortaya çıkmasına karşı en iyi garanti olarak görülmeye başlamıştı.

Nicolson’un “yeni diplomasi”ye yaklaşımı daha gerçekçidir. Ona göre “YeniDiplomasi” bir “serap”tan ibarettir, eski ve yeni diplomasi arasındaki çatışma anibir gelişme değil uzun süreli değişimin aşamalarından biridir. Diplomaside İkinciDünya Savaşı sonrasındaki değişiklikler ülkelerdeki güç merkezlerindeki yeni oluşumları yansıtmaktadır. Ancak, etkin bir diplomasinin temel ilkeleri aynı kalmıştır. Nicolson, amatör siyaset adamlarının kişisel diplomasisinin profesyonel diplomatların yerine geçmesi eğilimini üzüntü ile karşılamakta ve diplomatik servislerinfiltre işlevinin bir kenara itilmesinin tehlikelerine işaret etmektedir.Bununla beraber Nicolson, profesyonel diplomatın görevlerini siyasi yönlendirmeolmadan yapamayacağını da vurgulamaktan geri kalmaz. “Diplomasi, dış politikanın amaçlarının savaş yerine uzlaşma ile gerçekleştirilmesinin aracıdır.”

ğHANS MORGENTHAU

Hans J. Morgenthau 20. yüzyılın uluslararası ilişkiler düşünürleri arasında önemlibir yer sahibidir. Morgenthau’nun Uluslararası Siyaset: Güç ve Barış Mücadelesiadlı eseri uluslararası siyasette gerçekçilik teorisinien tutarlışekilde ortaya koyan bir metin olarakkabul edilmektedir.Yahudi kökenli olan Morgenthau 1904 yılındaAlmanya’da doğmuş, Münich Üniversitesi’ndeeğitimini takiben 1930’larda Nazizmin yükselmesiylebirlikte Birleşik Amerika’ya göç ederekakademik kariyerini orada sürdürmüştür. BrooklynKoleji ve Kansas Üniversitesi’nde ders veren,daha sonra Chicago Üniversitesi akademikkadrosunda yer alan Morgenthau’nun 1948’deilk yayınlanmasının ardından beş defa yenidenbasılan temel eseri orada verdiği ders notlarını temel almaktadır.

Kendisini katı bir gerçekçi olarak tanımlayanMorgenthau’ya göre, kişisel saikler, iyi niyet veyafazilet gibi kavramlar dış politika alanında tamamengeçersizdir. Bir ulus veya liderin tanrıveya üstün bir kudret tarafından yönlendirilmesi gibi iddialar da baştan aşağı saçmadır. Bir politikanın geçerliliği ancak somut sonuçlarıyla ölçülür, birtakım evrenselolma iddiasındaki ilkelere uygunluğu ile değil.Morgenthau’nun yaklaşımını özetlemek için en çok şu cümlesine gönderme yapılır: “Her politika gibi uluslararası politika da bir güç mücadelesidir. Devletadamları ve uluslar amaçlarını uluslararası politika aracılığıyla gerçekleştirmeye çalı ştıkları zaman, bunu güç sağlayarak yaparlar.” Morgenthau diplomasi konusuna geniş yer vermiş, “barış için elzem” ve uluslararası uzlaşının temel aracı olarak gördüğü diplomasinin, bir dünya toplumu ve sonuçtabir dünya devleti kurulması amacını gerçekleştirme işlevine uyacak şekildegözden geçirilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.Morgenthau’nun bu konuda kendi reçetesini de vermektedir. Ona göre, her şeyden önce diplomasi, “uluslararası atmosferi zehirleyen ve savaş tohumlarını besleyen uyuşmazlıkları keskinleştiren” propaganda, çoğunlukla karar verme vebölünme “günah”larını aşmalıdır. Ancak o zaman bir dünya toplumu, dolayısıylabir dünya devletinin çerçevesi şekillenmeye başlar. Bu umut çerçevesinde Morgenthau aşağıdaki “temel kuralları”nı sıralamaktadır:

• Diplomasi “haçlı” zihniyetinden arındırılmalıdır.

• Dış politika hedeşeri ulusal çıkarlar doğrultusunda saptanmalıdır.

• Diplomasi siyasi sahneye diğer ulusların açısından bakmalıdır.

• Uluslar kendileri için yaşamsal olmayan her konuda uzlaşıya istekli olmalıdır.

• Değeri olmayan haklar için gerçek avantajların esasından vazgeçmemekgerekir.

• Kendinizi hiçbir zaman mahcup olmadan gerileyemeyeceğiniz veya ciddirisklere girmeden iyileştirmeyeceğiniz durumlara sokmayınız.

• Hiçbir zaman zayıf bir müttefikinizin sizin için kararlar vermesine izin vermeyiniz

(Morgenthau, güçlü ülkelerin bu hataya sık sık düştüğünü belirtirve klasik örnek olarak 1853 yılında Osmanlı Devleti’nin İngiltere ve Fransa’yı

Kırım Savaşı’na sürüklemesini gösterir).

• Silahlı kuvvetler dış politikanın patronu değil aracıdır.

• Hükûmet kamuoyunun kölesi değil önderidir

HENRY KISSINGER

Son olarak, zamanımızın diplomasi alanında iz bırakmış ve bu alanda sözü hâlâdinlenmeye devam eden bir şahsiyet olan Henry Kissinger ele alınacaktır.Almanya’nın Fürth şehrinde 1923 yılında hâli vakti yerinde bir orta sınıf Yahudiailesinden doğan Alfred Heinz Kissinger’in ilk yıllarının huzuru Hitler ve Nazizminyükselişi nedeniyle bozulmaya başlamış ve 1938’de aile önce Londra’ya sonraNew York’a göç etmek durumunda kalmıştır. 1943’te ABD vatandaşlığına geçen veABD ordusuna yazılan genç Kissinger 1947’de terhisinin ardından Harvard’a girmiştir.Lisansüstü öğrenimini de bu üniversitede tamamlayan Kissinger HarvardUluslararası Seminerleri icra direktörü olmuş ve bu konumunu on yedi yıl (1952-69) devam ettirmiştir. Kissinger’in asıl dikkatleri üzerinde toplayan çalışması Eisen hower’in tartışmalı nükleer politikasını inceleyen Nükleer Silahlar ve Dış Politikaadlı kitabıdır. Bu sayede Cumhuriyetçilerin başkan adaylığına seçilmeye çalışanNelson A. Rockefeller’e dış politika danışmanı olan Kissinger bu dönemde nükleerkonularda Seçme Zarureti (1961) ve NATO konusunda Huzursuz Ortaklık(1965) adlı iki kitap daha yazmıştır. Ford’un başkanlık döneminin 1977’deson bulmasına kadar bakanlık yapan Kissinger’in,bu görevlerinde ABD dış politikasına ne şekilde yön verdiğinin ayrıntı larına burada girilmesi doğal olarak sözkonusu değildir. Bununla beraber, süpergüçler arası “détente” politikalarına katkıları, Çin’e açılım, Vietnam savaşının sonaerdirilmesinde oynadığı ve 1973’te Kuzey Vietnam’lı muhatabı ile ortaklaşa NobelÖdülü kazandıran hayati rolü hatırlatmak gerekir. Devletteki kariyerinden sonraKissinger hâlâ aranan bir danışman ve yorumcu olarak kalmıştır. Üç büyük ciltlikhatıraları yanında 1994’te yayınladığıDiplomasi adlı eseri ile diplomasi teorisi alanında kendini kabul ettirmiş yazarlar arasında yerini almıştır. Kissinger’in dış politikaya yaklaşımı iki temel algılamaya dayanır; bunlardan biritarihsel, diğeri felsefi niteliktedir.

Kissinger’e göre, uluslararası istikrarı sürdürmenin en etkili yolu, işlerliği olan birgüç dengesidir. Bununla beraber, Kissinger bu dengenin devam ettirilmesinin matematikformüllere bağlanamayacağını, dengenin temelde psikolojik faktörlere dayandığını ileri sürmektedir. Sonuçta, güç dengesi devletlerin güçleri arasında klasik siyasi aklın yarattığı karmaşık bir kurallar manzumesine bağlı bir eşitlik ortamının sağlanmasıylaortaya çıkar. Diplomasi ise en iyi böyle bir denge ortamında faaliyet gösterebilir.

Kissinger’in dış politikaya yaklaşımında diplomasi devlet adamının en yararlı aracıdır. Diplomasi de devlet yönetimi gibi varsayımlar ve hatta duygularla hareketeder. Onun için Kissinger diplomasiyi bir sanat olarak niteler. Diplomasiyi devletlerarası ilişkilerin savaşsız yönetilmesi olarak tanımlayan Kissinger diplomasininaskerî konulardan tamamen bağımsız olduğunu düşünmez. Tarih boyunca ülkelerinsiyasi nüfuzunun aşağı yukarı askerî güçleriyle düz orantılı olduğunu kabuleder. Diplomasi ve askerî strateji birbirini desteklemelidir.

AÖF Ücretsiz Ders Özeti Paylaşımları
1
ATA AÖF - KURTARMA ARAÇLARI EĞİTMİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
2
ATA AÖF - AFETLERDE RİSK VE KRİZ YÖNETİMİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
3
ATA AÖF -MESLEK HASTALIKLARI 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
4
ATA AÖF - BİREYLERLE SOSYAL HİZMET 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
5
ATA AÖF - ETİKETLEME VE İŞARETLEME 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
6
ATA AÖF - YÖNETİM BİLİŞİM SİSTEMLERİ 1. ÜNİTE DERS ÖZETİ
# TÜM ÖZETLERİ LİSTELE
Siz de hemen Ders Özeti sipariş verin, derslerinize kolayca çalışarak mezun olun.

Anadolu Üniversitesi Özet

Atatürk Üniversitesi Özet

Etiketler: ata aöf - ata aöf çıkmış sorular - ata aöf ders özeti - burhan kankaya - burhan kankaya ders özeti


Bu yazı 21.03.2017 tarihinden itibaren 1 kez okundu.




AÖF Çıkmış Sorular (Anadolu Ünv.) AÖF Çıkmış Sorular (Atatürk Ünv.) AÖF Ders Özetleri AÖF Deneme Sınavları AÖF Ders Kitapları Açık Lise Çıkmış Sorular
İletişim Bilgileri Firmamız Hakkında Sipariş ve Kargo Takibi Mesafeli Satış Sözleşmesi Garanti ve İade Şartları Gizlilik Sözleşmesi Ödeme ve Teslimat